DOĞU AKDENİZ’DE Enerji savaşları

İsrail merkezli yeni bir enerji koridorunun sessizce ortaya çıkıyor olması bölgesel denklemleri tümden değiştirecek bir karaktere sahiptir. Bu gelişme Lübnan’daki nufuzu üzerinden sürekli İsrail’i baskılamaya çalışan İran’ın elini önemli ölçüde zayıflatacak gibi gözüküyor.

28 Nisan 2018 Cumartesi | Dizi

Hazırlayan: Cafer TAR


Türkiye, Doğu Akdeniz’de de bütün Ortadoğu’da olduğu gibi; engel olan, yaptırmayan bir pozisyonda duruyor. Kıbrıs’ta çözümsüzlük, tıpkı Kürt sorununda olduğu gibi Türkiye’de iktidar olmanın, iktidarda kalmanın en önemli iki bileşini olmuş durumda. Siyasal partiler nasıl bir söylemle iktidara gelirlerse gelsinler, bir süre sonra hem Kürt sorununda hem de Kıbrıs sorununda kendilerinde öncekilerin söylemini devralıyorlar. Dolayısıyla hem içerde hem de dışarda her iki konunun da diyalog ve müzakere yöntemi ile çözülebileceği konusunda kuvvetli şüpheler oluşmuş durumda.

Kıbrıslı Rumlar ve Yunanlılar yıllardır süren işgal dönemi boyunca edindikleri tecrübeler sonrasında, bundan sonra atacakları adımlar konusunda Türkiye’yle muhtemel uzlaşma ve çözümü beklemek yerine; kendileri açısından ne doğru ise onu yapıyorlar. Türkiye bölgede bir çözüm gücü olarak değil; tam tersine sorunları daha da büyüten bir güç olarak pozisyon alıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ve geri kalan dünya bunu tespit ettiği için; Kıbrıs’ın AB üyeliği konusunda Türkiye’nin tutumunu ciddiye almadı, yine Doğu Akdeniz’e ilişkin tutum alan; Yunanistan ve İsrail’de AB gibi Kıbrıs’la ilişkilerinde Türkiye’nin tezlerini ciddiye almaksızın yollarına devam etmektedirler.


Kıbrıs, Mısır, İsrail ve Lübnan ne yapıyor?

Bu anlamda; AB’nin de desteğini alan Kıbrıs Cumhuriyeti 2 Nisan 2004 tarihinde 21 Mart 2003 tarihinden geçerli olmak üzere Birleşmiş Milletlere kendi 200 millik Muhasır Ekonomik Bölge ilanını bildirmiştir. Kıbrıs faaliyetlerini sadece bununla da sınırlandırmamış; diğer bölge ülkeleri olan; Mısır, Lübnan ve İsrail ile Muhasır Ekonomik Bölgelerin sınırlandırılması anlaşması imzalamıştır. Türk diplomasisi hem Lübnan’da hem de Mısır’da Kıbrıs’ın bu ülkelerle yaptığı anlaşmaları iptal etmek için çaba sarf etmektedir. Eğer bu çabalarında başarılı olamazsa Birleşmiş Milletler nerzdinde kendi haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek süreci yavaşlatmaya çalışmaktadır.

Kıbrıs 26 Ocak 2007 tarihinde Ada’nın güneyinde 13 Adet petrol arama ruhsat sahası ilan ederek bu sahalarda petrol aranma iznini ihale ile İsrailli Delek Grup ve ABD firması Noble Energy şirketlerine vermiştir.

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’nin desteği ile Doğu Akdeniz’de aldığı insiyatif sonucunda bu ülkelerin birbirleri ile ilişkileri gelişmiş ve bundan sonrasında da çeşitlenerek devam etme eğilimine girmiştir. Türkiye bu sürece katılmak yerine bu süreci zor sokan bir pozisyon almaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer ülkelerle yaptığı Muhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları da önemli olmakla birlikte; İsrail ile yaptığı anlaşma özel olarak önemlidir. Bu yolla bu iki ülke sadece kendi bölgelerinde petrol ve doğal gaz aramakla yetinmeyen bunu çok aşan bir çabanın içine girmişlerdir. Bu çabaların hem bölgenin ekonomik refahına hem de barışına ciddi katkı sağlama potansiyeli vardır. Gerçek hayatın motive ettiği dinamikler olmadan sorunları sadece masada çözmenin mümkün olmadığını başta AB olmak üzere birçok ülke yeterince tecrübe ettiler, eğer bu çabalar başarılı olursa Doğu Akdeniz’de yeni bir medeniyet merkezinin ortaya çıkmasını beklemek çok yanıltıcı bir şey olmasa gerekir.

İsrail’in Hayfa Limanı’nın yaklaşık 100 km açığında bulunan; Dalit, Tamar, Dolfin, Tanin ve Şemşon ve Leviathan sahasında keşfettiği 700 milyar metreküplük doğalgaz rezervi bölgedeki enerji denklemini önemli ölçüde değiştirmiştir. İsrail’in keşfedilmesi oldukça zor olan bu gaz yataklarını bulmasına en önemli katkıyı bir ABD firması olan “Noble Energy” sağlamıştır. Aynı şirket Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Afordit sahası da dahil olmak üzere altı sahasında doğal gaz keşfi gerçekleştirmiştir. Aynı şirket İsrail’in Aşdod bölgesinde bulunan petrol sahalarının da yüzde 47’sine sahiptir.

Kıbrıs, 2012 yılında açtığı diğer ihaleleri de sonuçlandırarak doğal gaz ve petrol arama ruhsatını tek bir şirketle sınırlı tutmamış, arama ruhsatını farklı şirketlere vererek enerji alanında birlikte çalıştığı partnerlerini çeşitlendirme yoluna gitmiştir. Şu anda Kıbrıs Cumhuriyeti; İtalyan ENI, Güney Koreli KAGAS, Fransız TOTAL, NOVA ve TEC ve Rus GPB ile birlikte çalışmaktadır.

Buna karşılık İsrail; asıl olarak Amerikalı Noble Energy ile çalışmakla birlikte; bu firmanın diğer İsrailli firmalarla çalışmasını teşvik eden bir tutum ortaya koymuştur. Dolayısıyla Noble Energy İsrailli ortakları ile birlikte bölgede petrol ve gaz aramaya ve bulunan petrol ve gazın işletilmesine devam etmektedir. İsrail kendi enerji sahalarında sadece Amerikalı ve İsrail’li firmalarla çalışmaktadır.

ABD’nin Jeolojik Araştırmalar Merkezi yaptığı araştırmalar neticesinde sadece İsrail’in Leviathan bölgesinde 1,7 Milyar varil petrol ve 122 Trilyon kubik feet gaz bulunduğunu tahmin etmiştir. Bütün bu keşiflerden sonra İsarail bölgede önemli bir enerji merkezi haline gelmiştir.


Türkiye’nin tutumu

Türkiye’nin hem İsrail hem de diğer bölge ülkeleri ile girdiği ilişkilerde en önemli tezi; enerjinin Avrupa piyasalarına ulaştırılmasında en ucuz alternatifin, enerjinin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılabileceği tezidir. Türkiye eğer Ortadoğu’da ve Doğu Akdeniz’de oyun bozucu bir pozisyonda durmasa; bundan en büyük faydayı bizzat Türkiye halkları sağlayacaklar, ama Türkye’yi yönetenler kolay iktidara gelebilmeyi ve aynı kolaylıkta iktidarını sürdürebilmeyi daha önemli görüyorlar. Ayrıca Türkiye ile birlikte çalışabilmek diğer bölge ülkeleri için iyi bir şey olabilir; ama kimse bunun için Türkiye’ye gereğinden fazla ödün veremez.

Türkiye’nin ortaya koyduğu uzlaşmaz tutum nedeni ile Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti Doğu Akdeniz’den çıkacak gazı önce Kıbrıs Cumhuriyeti’ne oradan da Yunanistan’a taşımayı planlamaktadırlar. Böylelikle Türkiye bu sürecin tamamen dışında tutulmuş olacaktır. Türkiye artık batı dünyası açısından güvenilirliği tartışmalı bir ülke konumundadır.

Türkiye Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin yönlendirmesi ile bütün bölgede güç olma hayalleri kurarken muazzam bir tecritle karşı karşıya kaldı. Arap Baharı sonrası önce ne olduğunu anlamayan Davutoğlu/Erdoğan ikilisi bunu bir şansa dönüştürmeye çalıştılar. Şimdilerde Türkiye’de moda olan Abdulhamit’çilik önce bütün Ortadoğu ve Doğu Akdeniz sahasında uygulamaya geçirildi.

Senaryo Davutoğlu ve etrafındaki ekip tarafından şöyle planlanmıştı: “Öncelikle Müslüman Kardeşler üzerinden; Mısır, Suriye, Lübnan’da iktidar ortağı olunacak, Güney Kürdistan’da Barzani yönetimini buna bu sürece dahil edilecek ve Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde “Yeni Osmanlı” ihya edilecekti. Bölgede bu büyüklükte bir coğrafyada etkili bir güç olmak tıpkı İran’ın yaptığı gibi İsrail’le çatışmayı gerektiriyordu. Bunun için önce; “Davos’ta One Minut” tiyatrosu hayata geçirildi. Bunu daha sonra sırayla; Mavi Marmara ve Alçak Koltuk gibi olaylar izledi. Fakat Türkiye’nin planladığı hiç bir şey istenildiği gitmedi. Müslüman kardeşler bölgede hem radikal islamcı güçler hem de laik güçler karşısında ağır bir yenilgi aldı. Çok kısa bir sürede Ortadoğu’da bu hareketin fazla bir karşılığının olmadığı anlaşıldı; Davutoğlu/Erdoğan ikilisi “Midyat’a pirince giderken evdeki Bulgur’dan” olmuştu. İsrail’le ilişkiler bozulmuş, Mısır’la diplomatik ilişkiler kopmuştu; Suriye’de Erdoğan’ın aktif olarak dahil olduğu agresif siyaset bütün bir coğrafyayı kan gölüne çevirmiştir.

Bütün bu hamleleri ile bölgede özellikle enerji denkleminin önemli oyuncularından birisi haline gelmeyi planlayan; Avrupa’ya uzanan enerji hatlarında kilit rol oynamak isteyen Türkiye; sürecin sonunda bütün bu denklemin dışına düştü. Türkiye’nin dışlayıcı tutumları nedeniyle yeni arayışlara giren İsrail kendi kıta sahanlığı içerisinde bulmuş olduğu doğalgazı Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinden Avrupa’ya satma arayışlarına girmiştir. Kıbrıs ve İsrail aralarında Doğu Akdeniz’de çıkarılacak gazın paylaşımı ve Avrupaya aktarımı konusunda anlaşmışlar ve Yunanistan da bu anlaşmaya dahil olarak süreci kolaylaştırmıştır.

Bütün bunlar olup biterken Türkiye’nin bölgenin ekonomik ve sosyal gelişmesine hiç bir katkısı olmamış; sadece yapılanları protesto etmek gibi yollara başvurmakla yetinmiştir. Her dafasında Kıbrıs Türk Halkının çıkarlarını savunmak iddiasıyla süreci kilitleyen Türkiye; bölgede sadece kendisi değil, aynı zamanda Kıbrıs Türk Halkı’nın da tecrit olmasına neden olmaktadır. Garantör devlet olmayı olası barışı engellemek için kullanan Türkiye bu tutumu ile bölgede her geçen gün daha fazla sorun devlet haline gelmektedir.


İsrail merkezli yeni enerji koridoru

Doğu Akdeniz’de bulunan zenginlikler bölgedeki ilişkileri temelden etkileyecek bir potansiyele sahiptir. Bölgede kıyıdaş bir çok ülke bulunmasına rağmen; İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan’ın geliştirdiği insiyatif bundan sonra daha fazla ektili olacak gibi gözükmektedir. Türkiye git gide tecrit pozisyonuna sürükleniyor. Sadece Ortadoğu’da değil, Doğu Akdeniz’de de süreci sadece bloke ederek pozisyon almaya çalışan Türkiye bir süre sonra ciddi baskılarla karşılaşacaktır. Şimdi özellikle Rus doğalgazına karşı Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan alternatifin Türkiye tarafından bloke edilmesi AB cephesinden tekpki ile karşılanacak ve Türkiye üzerindeki baskı artacaktır.

Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden sadece bölge ülkeleri de degil; Azerbaycan, Irak Türkmenistan ve Rusya gibi petrolünü Ceyhan üzerinden dünya piyasalarına ulaştıran ülkelerde doğrudan etkileneceklerdir. Bölgenin uzun vadeli istikrasız bir konumda kalması, enerji güvenliği açısından önemli sıkıntılara neden olacaktır. İsrail merkezli yeni bir enerji koridorunun sessizce ortaya çıkıyor olması bölgesel denklemleri tümden değiştirecek bir karaktere sahiptir. Bu gelişme Lübnan’daki nufuzu üzerinden sürekli İsrail’i baskılamaya çalışan İran’ın elini önemli ölçüde zayıflatacak gibi gözüküyor. İran bölgede etkili olmak için Lübnan’ın deniz üzerindeki haklarını gündeme getirmeye çalışacak ve bu da yeniden İran ve İsrail’i karşı karşıya getirecektir.

Bütün her şeyin yeniden tarif edildiği böyle bir dönemde; bütün aktörlerin her şeyi yeniden düşünmeleri gereken yeni bir döneme girilmiştir. Uzun yıllar ilişkileri en alt seviyede götüren İsrail ve Yunanistan arasında ortaya çıkan yakınlaşma bütün bölgesel denklemi önemli ölçüde belirleyecek gibi gözüküyor. Avrupa Birliği ve ABD’nin de aktif desteğini alan bu biraraya geliş yeni bölgede yeni bir merkez oluşturuyor, bölgede var olan veya bölgeye ilişkin iddiaları olan bütün çevrelerin bu yeni biraraya gelişi dikkate alması gerekir. Bu biraraya gelişe; Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt’in de aktif desteği düşünüldüğünde nasıl bir blok oluştuğunu daha iyi anlıyoruz.

Türkiye “bensiz olmaz!” veya “ben yoksam, bensiz olmasına izin vermem!” pozisyonunda uzun bir süre kendini AB ve ABD’ye ve diğer bölge ülkelerine dayattı; ancak işler Türkiye’nin istediği yönde ilerlemiyor. Zoraki Rusya ve İran’la yakınlaşma Türkiye’yi kurtarmaz. İki nedenden dolayı Türkiye uzun vadeli Rusya ve İran’a dayanarak yol alamaz. Bunlardan ilki: Bu iki ülke her ne kadar Suriye’de konumlarını güçlendirmiş olsalar da; bölgede yeterince güçlü değiller. İkinci olarak: Tükiye’nin konumu ABD ve AB’den uzaklaştıkça Rusya/İran ittifakı açısından her geçen gün daha az önemli hale gelecektir, buna yıllar içinde biriken güven problemlerini de eklerseniz, Türkiye’nin nasıl bir sıkışıklık yaşadığını daha iyi anlarsınız.

Kıbrıs’ta ve Kürt sorununda çözümsüzlüğü bir çizgi haline getiren Türkiye bütün bölgesel gelişmelerin önünde bir engel haline gelmiştir. Kendisine sürekli stratejik bir konum atfeden ama bunun tam tersini yapan Türkiye artık herkes için bir problem haline gelmiştir. Uzun süre sorunları sadece kendini dayatarak daha da çözümsüz hale getiren Türkiye konusunda bölge ülkeleri bu güne kadar izledikleri Türkiye ile diyalog halinde olma yaklaşımından vazgeçmiş bunun yerine Türkiye’yi ignore etme yoluna gitmişlerdir. Özellikle Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs kendi aralarında vardıkları anlaşmalara Türkiye’yi dahil etmemekte, Türkiye yokmuş gibi davranmaktadırlar. Buna karşılık Türkiye de sürekli uluslararası kurumlar nezdinde bu ülkeleri ve aralarında yaptıkları anlaşmaları şikayet etme yoluna gitmektedir.


Türkiye’yi tecrit süreci hızlanacak

Normal koşullarda Doğu Akdeniz’de bulunun doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması çok daha karlı olmasına rağmen Türkiye olan güvensizlikten ve Türkiye’nin bu konumunu başka ülkelere karşı bir şantaj olarak kullanması nedeniyle İsrail ve Kıbrıs, Yunanistan üzerinden doğal Avrupa’ya taşımak istemektedirler.

Bölgede Rusya/İran ikilisine dahil olan Türkiye’nin tecrit süreci zamanla daha da hızlanacaktır. Anadolu’ya geldikleri günden beri sürekli Kürtlerin desteğini ve enerjisini arkasına alan Türkiye şimdi kendi yanlışları yüzünden en temel müttefikini kaybetme konumuna gelmiştir. Türklerin ve Kürtlerin tarihi açısından bölgesel denklemin en önemli bileşeni budur. En zor koşullarda bile Kürtlerin aktif dayanışması ile yeniden var olan Türk Devleti şimdi en önemli müttefikini kaybetmiş olmanın paniği ile olmadık yallara sapmakta ve her defasında kafasını taşa vurmaktadır.

Sadece Kürtler ve Türklerin de değil, bütün bölge halklarının ortak yaşamı konusunda hiç bir kuşku duymamakla birlikte, Kürtlerin artık kimsenin elde biri olmaması gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizmemiz gereken bir zaman diliminden geçiyoruz. Hakkaniyetli ve adil olmayan, hem hukuki hem de askeri olarak güvenceye alınmamış sadece verilmiş sözlerle yetinilen ortak yaşam vaadlerinin bölgenin ve hayatın gerçekliği karşısında hiç bir hükmünün olmadığını yeterince tecrübe ettik. Kürtler, kimseyi öncelemeden veya ötelemeden; Türkler de dahil bütün Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de; Rumlar, Yahudiler ve Araplarla; eşit, özgür ve hakkaniyeti esas alan bir yaşamı esas alan bütün projelerde var olacaklarını kerelerce deklere ettiler. Türk/Kürt ilişkileri de dahil kimsenin kimseye mecbur olmadığı; esas olanın ikna ve gönüllülük olduğu yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Ya bütün Ortadoğu ve Doğu Akdeniz; Kıbrıs ve Kürt ve Filistin Sorunun çözümü ile bir barış coğrafyasına dönüşecek; ya da savaş ve şiddetin kol gezdiği hiç kimsenin mutlu olamadığı bir yer olmaya devam edecek. Kürtler tercihlerini barıştan yana yaptıklarını kerelerce deklere ettiler, bundan sonra pozisyonlarını da buna göre belirleyeceklerdir. Bölgesel denklemde Türkiye Kürtler için hem fiziki hem de psikolojik olarak bir zorunluk olmaktan çıkmıştır. -Bitti-


Kaynaklar:

1. Pragmatische Freunde am östlichen Mittelmeer

http://www.dw.com/de/pragmatische-freunde-am-%C3%B6stlichen-mittelmeer/a-39275373

2. Russische Nahostpolitik

https://www.swp-berlin.org/fileadmin/contents/products/arbeitspapiere/adm_Russische_Nahostpolitik_ks.pdf

3. Rußland und die Türkei : Beziehungen zwischen zwei Zaungästen Europas

https://www.ssoar.info/ssoar/bitstream/handle/document/4732/ssoar-1998-halbach-ruland_und_die_turkei.pdf?sequence=1

4. Einbindung in die Internationale Gemeinschaft und Aussenpolitik

http://www.cap-lmu.de/themen/tuerkei/aussenpolitik/russland.php

5.“Energie Politik von İsrail”

http://embassies.gov.il/vienna/NewsAndEvents/Pages/Energiepolitik-in-Israel.aspx

6. Doğu Akdeniz’de Enerji Rekabeti

http://insamer.com/rsm/files/Dogu-Akdeniz-Enerji-Rekabeti.pdf

7. “Streit ums Gas im östlichen Mittelmeer

http://www.sueddeutsche.de/wirtschaft/energiepolitik-streit-ums-gas-im-oestlichen-mittelmeer-1.3853033

8. Eran Azran, “Palestinian Become First Customer of Israel’s Leviathan Gas Field”, http://www.haaretz.com/israel-news/business/1.567216

9. SRAEL Energiemanagement, Kraft-Wärme- bzw. Kraft-Wärme-Kälte-Kopplungsanlagen

https://www.german-energy-solutions.de/GES/Redaktion/DE/Publikationen/Marktanalysen/2017/zma_israel_2017_energiemanagement.pdf?__blob=publicationFile&v=2


829

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA