Hikaye Avcısı’nın hakikat yolculuğu

Eduardo Galeano, kelimelerin ardından sonsuz yolculuğunu sürdürürken, ardında bıraktığı hikayeler okuyanın kalbine doğru yolculuğunda şimdi. Ve son yazdığı “Hikaye Avcısı”nda, hiç bilmediğimiz hikayeleri anlatmaya devam ediyor.

13 Nisan 2018 Cuma | Kültür-Sanat

DENİZ BİLGİN


Bizden birkaç kıta uzakta bir adam yaşardı, Eduardo Galeano! Yazar, gazeteci, şair olmasından da öte hakikati arayan, onu kelimelere kavuşturarak hikayelere dönüştüren yeryüzünün iyi insanlarındandı. Bu hikaye arayışı nedeniyle ölmeden önce yazdığı son kitabının ismi “Hikaye Avcısı” konuldu. Ama bu kan döken bir avcı değildi, kan dökenleri işaret eden vicdanlı bir avcıydı. Ezilenler için, istilacılara karşı savaşanlar için, toprağı sevenler için, kötülüğe karşı iyiliği savunanlar için, rüyalarını unutmayanlar için hazine gibiydi. 

Her hikayesi bizim de ruhumuza değerdi. Amerika’nın güneyinde toprağın kılcal damarlarında hikayeleri ışığa taşırken, kendimizi Kürdistan dağlarında hikaye ararken bulurduk. Amerika topraklarını istila edenlere karşı savaşan kahramanlar, aniden yaşadığımız coğrafyada boy verirdi. Yanı başımızda binlerce yıllık ülkelerini savunurken toprağa düşenlerin ruhunu bulurduk. Bir rüzgar gibi Peru dağlarında esen Túpac Amaru Zagros dağlarında bir gerillanın suretinde belirirdi. Ellerini uzatsa yıldızlara değerdi, uzun zamanlar boyunca binlerce eşkiyanın geçtiği patikaları ay ışığında yeniden adımlardı. Uzak olan zamanlar, mekanlar yakınlaşırdı. 

13 Nisan 2015 tarihinde bu dünyadan göçen Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, son kitabı “Kelime Avcısı”nda da, her zaman yaptığı gibi hayatın kılcal damarlarında dolanıyordu. “Öykü anlatıcıları yitik hatıranın, aşkın ve acının görünmeyen ama hiç silinmeyen izini arar” diyerek, başka kıtalardan, başka zamanlardan ezilenlerin, sömürülenlerin, ötekileştirilenlerin üstü örtülmeye çalışılan hikayelerini kaleminin ışığı ile görünür hale getiriyordu. Yeryüzüne ayağı, kanadı, yaprağı, damlası, taşı değmiş her canlının hatırası, -biz göremesek de- öylece durur dünyada, evrenin bir kıyısında. Dünyamızın asılı durduğu ve içinde salınıp durduğumuz boşluk, boş değildir. Hiçbir kuvvet yeryüzüne bırakılan bu hatıraları, hikayeleri silemez. Sildiğini, yok ettiğini sandığı yerden gün gelir topraktan fışkıran pınarlar gibi hikayeler çıkar. 


Efsaneler, anekdotlar ve olaylar… 

Eduardo Galeano, kelimelerin ardından sonsuz yolculuğunu sürdürürken, ardında bıraktığı hikayeler okuyanın kalbine doğru yolculuğunda şimdi. Ve son yazdığı “Hikaye Avcısı”nda, hiç bilmediğimiz ya da yanlış bildiğimiz hikayeleri anlatmaya devam ediyor. Onurlu insanların, halkların diktatörlere, sömürgecilere karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor, efsaneler, anekdotlar ve olaylarla… Gerçek dediğin nedir ki, yaşamın, doğanın, insanın henüz küçük bir kısmını bilebildiğimiz sonsuz bir evrende gerçek nedir sahiden? Efsaneler, masallar, hikayelerdir gerçeğin atomlarını içinde taşıyan. 

Galeano, son kitabında da dünyanın birçok yerinde dikatörlere, sömürgecilere, kapitalistlere karşı direnenlerin, ölüm pahasına da olsa diz çökmeyenlerin güncesini tutar: Yirminci yüzyılın başında köle torunu olarak doğan ve mücadelesiyle gündelikçi kadınların öncüsü haline gelen Nina de Campos Melo, Bolivyalı terzi kadın, Afrika’nın başkaldırıyı müjdeleyen davulunun mücadelesi… 

Batı ‘medeniyeti’nin Güney Amerika kıtasında yol açtığı yıkımı, hırsızlıklarını, katliamlarını, kısacık hikayeleriyle anlatıyor. Her hikaye yanıbaşımızda oluş, yaşanış halinde; Kıtanın yeraltı zenginliklerini sömürmek için yapılan yollar, tanrılarının çokluğunu ve birarada yaşayabilmelerini iblise bağlayarak, en ücra kıyılara bile inşa edilen kiliseler, kıtanın ‘barbarları’nı medenileştirmek için dökülen kan, yapılan işkenceler… İşte onlardan biri, “Barbarca Gelenekler” adlı hikaye tek başına hakikati anlatmaya yeter: 

“Britanyalı fatihlerin gözleri şaşkınlıkla yuvalarından fırladı. Onlar, kadınların kocalarının malı olup, İncil’in emrettiği gibi, onlara itaat etmek zorunda olduğu, uygar bir ulustan geliyorlardı, ama Amerika’da bunun tam tersi bir dünya buldular. İrokua yerlileri ve diğer yerli kabileler insanda ahlaksızlık şüphesi uyandırıyorlardı. Kocalarının kendilerine ait kadınları cezalandırma hakkı dahi yoktu. Kadınların ise kendi fikirleri, kendi malları, topluluk kararlarında oy kullanma ve boşanma hakları vardı. İstilacı beyazlar artık huzur içinde uyuyamıyorlardı: Pagan vahşilerin gelenekleri onların kadınlarına da bulaşabilirdi.” 

‘Medeni’ dünya ise kadınlara oy hakkını bile ancak yüzlerce yıl sonra 20. yüzyılın başlarından itibaren vermeye başladı. Gerisini siz düşünün! Anlatılanlar bize de tanıdık geliyor. Çünkü dünyanın her yerinde sömürgeciler ve yöntemleri birbirine benzer.  



‘Bu dünyada hepimiz biri miyiz?’

Galeano, son kitabında Ortaçağ’dan itibaren sömürgecilerin toprağın gerçek sahiplerine karşı işlediği suçları, ‘uygar’ dünyamızda isim değiştirerek işlemeye devam ettiklerini de anlatıyor. Ortadoğu’nun çalınan tarihi eserlerinden Bangladeş’te büyük markaların köleleri olarak çalıştırılan insanların yasadışı atölyelerde ölümlerine kadar… Neoliberal politikalardan dolayı sadece insanın değil huzuru çalınan suyun, toprağın, ağacın öykülerini anlatıyor. Ve hepimize soruyor: “Özgürlerin krallığı olan bu dünyada hepimiz biri miyiz yoksa hiçbiri mi? Satın alan mıyız yoksa satın alınan mı? Satan mıyız yoksa satılan mı? Gözetleyen mi yoksa gözetlenen mi?”

 Galeano, son kitabında öykülerinin yarattığı sonuçlar ve neden yazdığı üzerine de karalamalar yapmıştı. O bölümlerin birinde şöyle diyordu: “Zamanın ve haritaların sınırlarının çok ötesinde adalet ve güzellik peşinde koşan kadınları ve erkekleri bulmaya çalıştım ve hala da bulmaya çalışıyorum, çünkü nerede doğmuş olurlarsa olsunlar ve ne zaman yaşamış olurlarsa olsunlar onlar benim vatandaşlarım ve çağdaşlarım.” 

Kitap, Navajo halkının söylediği “Gecenin Şarkısı”ndan bir bölümle bitiyor: 

“Güzellik içinde yürüyeyim

Güzellik olsun önümde

ve arkamda güzellik

ve altımda

ve üstümde

ve etrafımdaki her şey güzellik olsun

bir güzellik yolu boyunca

ve güzellikle sona ersin.”


Eduardo Galeano, aradığın o kadınlar ve erkekler seni hikayelerinden takip edecek. Yol aldığın patikalara sarhoş edici kokularıyla rengarenk çiçekler dolsun, her yanını güzellikler sarsın. 

Çok hikayeye ihtiyacımız var, katil diktatörleri alt etmek, yüreğinde kötülükten başka rüzgarlar esmeyenleri tarihin çöp sepetine atmak için; yeryüzünden silmeye çalıştıkları hakikatin asla bitmeyeceğini, yüreğinde umut ve özgürlük aşkı taşıyan son insan kalana dek süreceğini hatırlatmak için daha çok hikaye…


235

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA