Güneşimizi karartamazsınız çünkü ROTÎNDA!

Rotînda, ismi gibi olmak için gözlerini, yüreğini, ruhunu ve o eşsiz zekâsını Güneş’in ışınlarıyla besleyebilmek için 24 saat teyakkuzda tutardı. Cesurdu, sosyaldi, güler yüzüyle o kamptaki herkese karşı anaç duygularla işleyen güzel bir yüreğin sahibiydi.

14 Mart 2018 Çarşamba | PolitikART

Pelşîn TOLHILDAN



- Rotînda ne demek?

- Aaa bilmiyor musun?

- Hayır, bilmiyorum. 

- Bak, Ro; Güneş demek, Tîn; ısı demek, da; verdi demek. Yani Rotînda, güneş ısı verdi anlamına geliyor. Söylememe gerek yok di mi? Güneş, Önderlik demek.

- Onu biliyorum siyasi abla. Hakikaten çok güzel bir isim seçmişsin.

- Tabii ki! 

O hepimizin siyasi ablasıydı, kocaman gözlükleriyle, kıvırcık siyah saçlarıyla ve her daim gülen yüzüyle. 1996 yılının Ocak ayında büyük heyecanlar, meraklar, korkular ve arayışlar içinde ayak bastığım Şam topraklarında tanıdım onu. Bu yabancı ellerin ıssızlığını, dağ yokluğunu ve yıldızsız lanetini azaltan yüreklerden biriydi o. Memleketimin kayısı kokusuyla da dolu olsa bu koca mekânı dağın yokluğunda hepimize sevdiren Güneş’ti, bir de ısısını verdiği yüreklerdi... Söylememe gerek yok di mi? Güneş, Önderlik demek!

Rotînda, ismi gibi olmak için gözlerini, yüreğini, ruhunu ve o eşsiz zekâsını Güneş’in ışınlarıyla besleyebilmek için 24 saat teyakkuzda tutardı. Akademideki eğitimlere, Önderlikle diyaloglara en aktif katılanlardandı. Cesurdu, sosyaldi, güler yüzüyle o kamptaki herkese karşı anaç duygularla işleyen güzel bir yüreğin sahibiydi. Candı O, tüm eksikliklerimize rağmen yoldaşlık ilişkilerimize can verendi. 

-Hımm. Bir şey sorabilir miyim? 

- Evet!?

-Rojhan’la aran nasıl? Sanki biraz sıkıntı var gibi. Ben sizi yan yana getireyim de biraz tartışın. Olur mu hiç böyle? Siz Dersim dağlarının kadınlarısınız. Ne zorluklar aştınız, aranızda anlaşılamayacak ne sorun olabilir ki?

- Ya sorun yok ama birbirini anlamada belki biraz…

- Valla ben anlamam, seni onunla yan yana getireceğim. Konuşun ve anlaşın.  

O Bingöllü bir zazaydı. Çok zorlu koşullarda babasızlığın acısı içinde büyüyen, inatçı bir annenin emeğiyle yetişen bir direngen kadındı. Ancak her haliyle bizim için doğal bir otoriteydi. Dediğini yapardınız, o sizin yüreğinize girerdi, kapısını, penceresini kilitlediğinizi sandığınız ruh, bir bakmışsınız bir güneş ışını gibi evinize sızmıştı. Bir bülbül gibi şakıyarak ruhunuza ezgiler okuyordu. Ya da bilmiyorum valla nasıl başarırdı ama o bizim siyasi ablamızdı. Yetenekli, otoriter, sevecen, sıcakkanlı, meraklı, arayışçı, sorgulayan ve sonsuz sevgisi ile koruyup kollayan. Isısından beslendiği Güneş’e yönelik uluslararası komplonun geliştiğini duyar duymaz ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemlerinde ilk ateşten çemberlerden biri olması onun eşsiz, sonsuz, hesapsız sevgi felsefesindendi. O Rotînda idi, Güneş’le ısınan, ısı veren Güneş’in okulundan geçen. O Aynur Artan’dı, ayın kutsallığında yıkanan ve toplumsal değerleri için sürekli artandı. Çoğalan, çoğaltandı. 

Enerjisi, sevgisi, duyarlılığı bulaşıcıydı, örgütleyiciliği de öyle. Platformlar sürecine yaklaşıyorduk. Eleştiri-özeleştiri süreçlerinin yakıcılığı malûmunuz. Güç alacağımızı da bilsek biraz da ürkerdik. Toyduk, 20’li yaşların kendini beğenmiş, toz pembe, cesur ve atılgan demlerini sürüyorduk. 20. yüzyılın son çeyreğinde doğanlardık. Tamamlanmak üzere olan bir yüzyıla bir halkın özgürlüğünü yetiştirme telaşında çağdaş kahramanlardık. Sıcakkanlıydık, devremizin kuşak farklarının tatlı çelişki ve kavgalarından yılmayanlardık. Platformlara bu ruh ve yaş sosyolojisiyle yakınlaşırken kuzeyden gelen kadın gerillalar olarak alternatif bir platform kurmaya giriştik. Tabii ki siyasi ablamız Rotînda’nın aklıydı. 

- Birbirimizi platformlara hazırlayabiliriz. Böylece okulda platforma çıktığımızda hazırlıklı oluruz. Her akşam ya da öğlen arası kütüphanede toplanalım. Orada birbirimize eleştirilerimizi yapalım. Hangi arkadaş eleştiri almaya ne kadar açık orada anlaşılır. Hangimiz güçlü karşılıyoruz, hangimiz savunmacı yaklaşıyor, açığa çıkar. O zaman platformlardan önce birbirimizi eğitiriz, hazırlıklı çıkarız. Nasıl fikir?

- Hımm… olabilir. Aslında çok iyi olur.

- Tamam, deneyelim Heval Rotînda.

- Ama kızmak yok, ciddi ciddi eleştireceğiz.

- Herhalde yani…

- Ya kurul bizi eleştirirse?

- Ya niye eleştirsin, bu da bir nevi eğitim işte. 

- Hem işlerini kolaylaştırmış oluruz…

Böyle uzayıp giden birçok farklı görüş içinde başladık birbirimizin ön platformlarına. Bir-iki derken, kuruldan bazı arkadaşlar da gelip dedi:

-Ya biz de gelelim, bize de eleştirilerinizi yapın, biz de hazırlanmış oluruz…

- Neden olmasın?!..

Derken iş ciddiye bindi; biz platformlardan önce alternatif platform yapmakla eleştirildik ve ön platformlarımız hüsranla sonuçlandı. Ben çok etkilendim, Rotînda son derece soğukkanlı:

-Ya amma taktın, olabilir, bir denemeydi, yanıldık, olmadı. Bırak artık üzülme, bilimsel yaklaş…

Ah siyasi abla! Ne kadar geniş bir yüreğin vardı, aynı çağın, aynı kuşağın çocuklarıydık ama bir anne, bir öğretmen gibi eğitirdin bizi sen…

Devremiz ilerliyordu, güzel dersler alıyorduk Güneş’ten ve yaşamdan. Ortadoğu coğrafyasının kadim tezgâhlarında ruhumuz dokunuyordu usta ellerde. Bir gün Rotînda bana acıklı bir öyküyle geldi:

-Biliyor musun? Senden bir şey rica edeceğim.

-Evet?!

-Ya bu Dr. Bengi var ya?

-Eee..? Ne olmuş ona?

-Onunla biraz ilgilenmeni istiyorum.?!

-Nee? Ben mi? Hayatta olmaz valla. Bunu benden isteyemezsin. O çok kaba bir arkadaş, ukala ve kendini beğenmiş. 

- Ya olur mu? Ama sen onun yaşadığı acıları bilmiyorsun ki… Bak, daha yeni gazi olmuş, mayına basmış, o da bizim gibi Kuzey’de kalmış, Garzan’dan gelirken mayına basmış. Hala kabullenememiş bu durumunu, ondan dolayı o ruh halini sergiliyor. 

-Ama birçok gazi arkadaş var, böyle değil…

-Olabilir, herkesin farklı bir kişiliği var, bir de bu arkadaş nişanlısıyla katılmış. Nişanlısı olan arkadaş şimdi YAJK merkezi olmuş, o ise bir savaşçı. Bunu da biraz gurur yapıyor. Anlıyorsun değil mi?
-Heval Rotînda senin hatırın için denerim, ama neden beni seçtin ya?

-Sen rahat bir arkadaşsın, onunla diyalog kurabilirsin, psikolojisini anlayabilirsin diye düşündüm…

-Bak Rotînda, birkaç gün deneyeceğim, olmazsa vazgeçerim. Tamam mı? 

İşte O akademideki herkese karşı böyle özgün duyarlılıklara sahipti. Herkesle bir iletişim kanalı vardı onun. Neyse, denedim, tabii ki ilk günden şikayet ettim… Haklı çıktığımı onunla konuşmanın imkânsız olduğunu ve daha pek çok şey anlattım. Ama o her defasında beni ikna etmenin, eğitmenin dilini ve tarzını yakaladı… Pes etmeyen ruhu, pes eden arkadaşlarıyla mücadele ederdi her zaman… 

Birçok güzel paylaşım ve diyaloğumuzdan sonra bir bahar günü, ‘‘halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı gibi bireylerin de kendi kaderlerini özgürce belirleme mücadelesi olmalı’’ dedi ve Kuzey’e yöneldi. Ama kalın gözlüklerinden dolayı büyük bir aşkla, tutkuyla sevdiği kutsal dağlarına değil, şehirlerine gidecekti Kuzey’in. Bizi üzgün ve kaygılı görünce söylemişti bu kader belirleme mücadelesini. İddiayla ve mücadele azmiyle gittiği şehirlerde çok geçmeden esir düştü, fiziksel olarak sadece. Kendi kaderini mücadeleyle belirleme kararlılığından ve özgürlüğünden vazgeçmediği haberini Çarçella’nın doruklarında duyacaktım, sonsuz bir acıyla. Onu düşünür düşünmez, kulaklarımda çınlayan sesini duyar duymaz sonsuz bir onur ve gururla… 

Ruhumuzu aynı görkemli Bingöl dağının rüzgârları dövdüğü için miydi yakınlığımız? Kadın tarihimizin ordulaşma deneyimimizin büyük komutanlarından Besê (Suna Çiçek) yoldaşa duyduğumuz ortak hayranlık ve sevgi miydi bizi yakınlaştıran? Hepsi de ama en çok da ışınlarıyla beslendiğimiz, ısısını hepimize veren Güneş’e olan bağlılığımızdı. Belki de bundandır, Güneş’in Bir Halkı Savunmak kitabını okuduktan hemen sonra beni rüyamda ziyaret edişin…

İkimiz yan yana bir somyanın üzerinde uzanmıştık. Öyle güzel bir andı ki, keşke rüyamda kalsaydım ya da ömrüme bedel olan o rüya anı hakikate dönseydi. Ama ne rüya dondu, ne an döndü hakikate. Benimse tek tesellim, seni 12 yıl sonra rüyada da olsa bir kez daha yaşamaktı. Evet, somyada uzanmıştık yan yana ve öyle mutluyduk ki, öyle çocuktuk ki. Bingöl dağlarındaki yaylalarımızda bir yaz güneşinin ışınları altında elimizde beyaz un torbası tezek toplamaya güle oynaya giden iki küçük kız olsaydık ancak bu kadar mutlu olabilirdik. Öyle yan yana gülerken, şakalaşırken ve sonsuz mutluluk enerjisi saçarken sen birden ciddi ve o her zamanki otoriter sesinle:

-Biliyor musun Pelşîn? Benim analitik zekâm çok güçlü ama senin analitik zekân kadar duygusal zekân da çok güçlü?

Ya Star! Bu rüya mı şimdi ya? Bunlar Bir Halkı Savunmak kitabında yeni yeni tanıştığım ve en fazla etkilendiğim kavramlardandı. Benimle miydin yoksa hep, ben savunmayı okuyup duygulanırken? Yoksa Anka Kuşu küllerinle beni böyle tam on ikiden nasıl yakalardın yüreğimden-ruhumdan? Serp üzerime serp lütfen küllerini! Rüya donmuyorsa, an dönmüyorsa hakikate inadına Anka Kuşu küllerinle canlan, gel bize yeniden… 

Hayır, gelmedi, bu bir rüyaydı. Ve rüyada ben somyadan hafif doğrulup onun gülen simasına bakıyordum:

-Aşk olsun siyasi abla, nasıl böyle dersin? Tiyatrocu sen, yazar sen, en akla gelmez şakalarla bizi gülmekten kıran sen, her insanın yürek telini saz gibi çalmayı bilen sen, nasıl oluyor da senin değil de benim duygusal zekâm güçlü oluyor?

-Sen beni dinle, ben biliyorum, inan bana, senin hem duygusal hem analitik zekân güçlü, valla ben biliyorum.

Ah Rotînda! Yüreğime bir Güneş ışını bırakıp kaldın rüyada, ben yüreğimde hem o ışının yangısıyla, hem ısısıyla hem aydınlığıyla, bir dost sesin kulaklarımdaki dalgalanmalarıyla döndüm yaşamın hakikatine. Zenginleştiğimi, Anka küllerinden yeniden doğma şansımı kazandığımı hissederek…

Şam’daki kayısılı, güneşli ve şen şakrak akademi bahçesini birlikte arşınladığımız, entelektüel tartışma arkadaşımız, erkek dünyasında kadınla yoldaş olmanın arayışındaki A… arkadaşla paylaştım zenginliğimi: 

-İki nedenden dolayı geldi bugün rüyama, senle bir araya geldik yıllardan sonra. O eksikti, böyle ziyaret etti bizi. Bak yine entelektüel bir konu açıp bıraktı eteklerimize. Bir de… Bir de yaşadığımız bu 2004 krizini yani komplonun ikinci hamlesini ancak Güneş’le ısınarak, ısıveren Güneş’i severek aşacağımızı anlattı bize Rotînda.

Güneş’in Önderlik demek olduğunu söylememe gerek yok di mi?  


208

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA