Yüzyılımız kadın özgürlük çağına dönüşüyor

Kadın mücadelesi giderek büyüyor, güçleniyor. Şimdi önemli olan dünya çapında güçlü bir örgütlenme hamlesinin geliştirilmesidir. Koşulları her zamankinden daha olgunlaşmıştır. Belki de her zamankinden daha fazla çağımızı değiştirme, yüzyılımızı kadın özgürlük çağına dönüştürme olanaklarına sahibiz. Rojava ve Kuzey Suriye’de yükselen kadın devrim mücadelesi bunu gösteriyor. Öyleyse kadın devrimi ile özgürlüğe...

05 Mart 2018 Pazartesi | Dizi

MERAL ÇİÇEK


#MeToo, #NiUnaMenos, #WomenRiseUpForAfrin, #Ana_kaman, #TimesUp, #QuellaVoltaChe, #PressForProgress, #BalanceTonPorc... Yeni bir 8 Mart’ı karşılarken önümüze çıkan kadın kampanyalardan bazıları bunlar. Kadın hakları, özgürlüğü ve eşitliği ve bununla birlikte cinsiyetçilik, kadın düşmanlığı, erkek egemenliği dünya çapında giderek daha fazla gündemleşiyor. Daha doğrusu coğrafik açıklar gittikçe kapanıyor, özellikle son on yıllarda küresel güneydeki dinamik kadın mücadeleciliği yanında gerileyen Batı ülkelerinde ataerkil sisteme itirazın yeniden yükseldiğini görebiliyoruz. 

Bu tabii Batı’da kadın özgürlük mücadelesinin kesintiye uğradığı anlamına gelmiyor. Dünyanın her bir yanında kadınlar yüzyıllardır ataerkil sisteme karşı kesintisiz bir mücadele veriyor. Fakat farklı dinamiklere bağlı olarak kimi zaman bir bölgedeki veya bazı bölgelerdeki mücadeleler ya da hareketler öne çıkabiliyor. Bu rekabet anlamında değil daha çok öncülük bağlamındaki bir öne çıkmadır. 



Kadın kurtuluş ideolojisi hayat buluyor

Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi günümüzde dünyada öne çıkan hareketlerden biridir. Kadın kurtuluş ideolojisi ve jineoloji, eşbaşkanlık sistemi ve eşit katılım ilkesi, öz savunma ve genel olarak kadın devrimi, en fazla yankı bulan ve ilgi gören mücadele alanlarıdır. Özellikle Rojava Devrimi, DAİŞ’e karşı yürütülen öz savunma direnişi, Bakur’da siyasal alandaki eşit temsiliyet ve katılım Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketini dünya çapında daha görünür kıldı. Büyük ilginin temelinde ise teori-pratik iç içeliği yatıyor. Şöyle ki Kürdistan devriminde ideolojik gelişim ile pratik uygulama hep paralel ilerlemiştir. Örneğin kadının eşit temsiliyet ve katılımı sadece teorik bir perspektif olmayıp, pratikte de karşılığını buluyor. Toplumsal cinsiyetçilikle mücadele sadece bir hedef olarak dile getirilmeyip, bunun somut mekanizmaları da inşa ediliyor. İlkeler söz düzeyinde kalmayıp yaşamsallaştırılıyor da. Ve bütün bunlar oldukça geniş bir alanda hayat buluyor. 


Demokratik devrimler kadın devrimi olmak zorunda

Bu hafife alınmayacak önemdedir. Çünkü umut yaratan, sözlerin karşılık bulduğu pratiktir. İnsanlar duyduğuna değil, gördüğüne bakar. Kürdistan Özgürlük Hareketi bu anlamıyla bir umut hareketidir, Rojava Devrimi de bir umut devrimidir. Bu devrimsel mücadelenin motor gücünü ve temel dinamiğini ise Kadın Özgürlük Hareketi oluşturuyor. Zaten devrim sürecini gerçek kılan da budur. Çünkü gerçek demokratik devrimler kadın devrimi olmak zorunda. Kadın özgürlüğünü merkezine almayan hiçbir devrimci mücadele başarılı olamaz. 20. yüzyıl bu hakikatin örnekleri ile doludur. Kürdistan devrimini 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bütün sistem karşıtı güçler, kadın ve halk hareketleri, sol ve sosyalist ya da geniş anlamda alternatif örgütler açısından bu denli önemli kılan da budur. 



Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi evrenselleşiyor

Bununla beraber Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi ideolojik derinlik, örgütlülük, öz savunma, kitlesellik ve politik düzeyi ile dünyanın en büyük ve güçlü kadın hareketlerindendir. Hatta giderek daha fazla ulusal veya bölgesel sınırları aşıp evrenselleşiyor. Kaynağı, üzerinde var olduğu ve yükseldiği zemin Kürdistan ve Ortadoğu gerçeğidir ancak artık sadece Kürdistani kadınların hareketi olarak tanımlanamaz. Bu anlamda 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren teori ve ideolojide kaydettiği gelişme, yani ortaya çıkan evrenselleşme düzeyi son yıllarla birlikte pratikte de giderek daha fazla karşılık buluyor. Belki de yeni bir 8 Mart’ı karşılarken Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi açısından yapılacak en temel tespit budur. Bugün dünyanın çok farklı coğrafyalarından, farklı uluslardan kadınlar kendini Komalên Jinên Kurdistan (KJK)’nin konfederal sistemi içinde örgütleyen Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi içinde bulabiliyor. 

Bana göre bu gelişmeyi açığa çıkaran temel bir faktör de, ataerkil kapitalist dünya sisteminin giderek derinleşen yapısal kriz durumudur. 20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçişte kendini göstermeye başlayan bu sistem krizi, en fazla kadınlara dokunuyor. Bu, kapitalist modernist sistemin cinsiyetçi karakteri ile bağlantılıdır. Kadınlara karşı ataerkil saldırılar dünya çapında büyük artış gösteriyor. Hatta bir saldırı savaşı ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek abartılı olmaz. Sistem yaşadığı krizi kadını hem ideolojik hem de maddi olarak daha fazla sömürerek ve istismar ederek aşmaya çalışıyor. Hatta bu şekilde kendi varoluşunu sağlayıp güvence altına almaya çalışıyor. 




Cinsiyetçi sisteme itiraz giderek yükseliyor

Bu ise liberal ideolojiye rağmen kadınla sistem arasındaki çelişki ve çatışmanın sertleşmesine neden oluyor. ABD’deki #MeToo (Ben de) tartışması ve tartışmanın beraberinde getirdiği eylemsellik bunun sonucu olarak gelişti. Öncesinde Trump’ın ABD Başkanı olarak görevine başladığı günün hemen ertesinde kadınlar, Washington’a büyük bir yürüyüş gerçekleştirmişti. Trump’ın başkanlığının birinci yılını bitirmesi vesilesiyle bu yıl da Ocak ayında ABD çapında kadınlar cinsiyetçiliğe, kadın düşmanlığına ve ırkçılığa karşı yürüdü. #MeToo ve #TimesUp kampanyaları ile kadına yönelik cinsel taciz ve tecavüzler gündemleştiriliyor, taciz ve tecavüzcüler ifşa ve teşhir ediliyor, yılların sessizliği ve suskunluğu bozuluyor. 

Aslına bakılırsa bu girişimlerden Hollywood tarafından bir sahiplenme gelişince haberimiz oldu. Yoksa #MeToo hashtag’ı ta 2006 yılında siyahi aktivist Tarana Burke tarafından MySpace’de Afroamerikan kadınlara yönelik cinsel taciz ve tecavüzü teşhir etmek amacıyla başlatılmıştı. Hal böyle olunca siyahi kadınların ırkçı bir sistem içinde çok daha ağır bir şekilde yaşadığı cinsiyetçiliğe, taciz ve tecavüzlere dikkat çekmek için başlatılan bu girişimin gelmiş olduğu aşama da farklı yönlerden sorgulanıp tartışılıyor. Bazıları ünlü ‘beyaz’ kadınların sahiplenmesini riskli bulup reddediyor. Bazıları ünlü dünyasının desteğini samimi bulmuyor. Aralık ayında El Cezire’de yayımlanan bir makalede “#MeToo beyaz neoliberal feminizmin ötesine gidebilir mi?” sorusu soruluyordu. 

Bunlar tabii öyle kenara atılacak kaygılar değil. Ancak dünya kadın hareketi ve evrensel kadın özgürlük mücadelesi açısından bu noktada önemli olan, ortaya çıkan bu dinamiğin ve gelişmelerin nasıl örgütlü bir mücadeleye dönüştürülebileceği sorusudur. Zira her mücadele bir itiraz ile başlar. Şu anda Batı ülkelerinde de cinsiyetçi sisteme itiraz giderek yükseliyor. ABD’deki kadın yürüyüşleri, #MeToo gibi kampanyalar, yine birkaç yıldır her 14 Şubat’ta kadına yönelik şiddete karşı yapılan One Billion Rising (Bir Milyar Ayaklanıyor) dans eylemleri büyük bir potansiyeli gösteriyor. Kadınlar eşitsizliğe, sömürüye, şiddete, cinsel taciz ve tecavüze, cinsiyetçiliğe karşı giderek daha fazla ses yükseltiyor. Şimdi önemli olan bu sesi örgütlü bir mücadeleye akıtmaktır. Öbür türlü kalıcılaşmayıp bir dalga olarak tekrar dağılma riski de bulunuyor. 




Ni Una Menos umut veriyor 

Bu konuda Arjantin’den başlayıp bütün Latin Amerika’ya yayılan hatta İtalya ve Portekiz gibi ülkelerde de karşılık bulan Ni Una Menos (Bir Kadın Daha Eksilmeyeceğiz) hareketi daha fazla umut veriyor. 3 Haziran 2015’te Arjantin’de kadın kırımına karşı başlatılan bu kampanya şimdiden toplumsal bir harekete dönüşmüş ve daha örgütlü yapılar tarafından taşınıyor. Ni Una Menos ayrıca kadına yönelik şiddetin kaynaklarına inmeyi hedefleyip, sadece eylemsellikle sınırlı kalmıyor ve eril şiddetin bütün yönleriyle etkili bir mücadele yürütmeyi esas alıyor. Bu yıl Latin Amerika’da yapılacak 8 Mart eylem ve etkinliklerinde de en fazla öne çıkacak konu kadın kırımıyla mücadele. Bununla birlikte Latin Amerika’da Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi de büyük bir sahiplenmeyi görüyor. Kolombiya’nın başkenti Bogota’da 8 Mart Kürdistan Kadın Devrimi’ne adanırken, Afganistan’da yapılacak 8 Mart etkinliklerinde de Afrin’de direnen Kürt kadınlarının görüntülü mesajı gösterilecektir. 

Bu yıl da özellikle Avrupa, Kanada ABD ve Latin Amerika çapında 60’ı aşkın ülkede 8 Mart’ta kadın grevleri düzenlenecek. “Silahımız Dayanışmadır” sloganıyla ikinci kez yapılacak uluslararası kadın grevi Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi tarafından da destekleniyor. 


Kadınlar ırkçılığa ve faşizme karşı sesini yükseltecek

Avrupa’da sol ve feminist kadınlar öncülüğünde düzenlenen bu yılki 8 Mart yürüyüşlerinde öne çıkacak bir husus, antifaşizm ve ırkçılık karşıtlığıdır. Zira sistem krizi ile bağlantılı olarak Avrupa’nın birçok ülkesinde sağcı güçler yükseliyor. Almanya’da son seçimlerde AfD’nin üçüncü büyük parti olarak meclise girmesi veya Avusturya’da sağcı FP֒nün hükümet ortağı olması buna örnek. Dolayısıyla Avrupa’daki kadınlar 8 Mart vesilesiyle ırkçılığa ve faşizme karşı sesini yükseltecektir. Bununla birlikte kıta çapında yapılacak birçok 8 Mart yürüyüşünde TC’nin Afrin’e karşı saldırıları kınanacak ve Rojava kadın devrimi sahiplenilecektir. 



Hareketlerin gündemi

Kısaca bir de dünyanın diğer bölgelerindeki kadınların 8 Mart’ta hangi talebi yükselteceğine göz atalım. Birleşmiş Milletler bu yılki 8 Mart’ı “Zamanı geldi: Kır ve şehir aktivistleri kadınların yaşamını dönüştürüyor” sloganı ile karşılıyor. BM’nin Kadın Statüsü Komisyonu da 62. toplantısında kırsal alanda yaşayan kadınların haklarına ve mücadelesine dikkat çekecek. Kurumsal-liberal kadın yapıları #PressForProgress (Kalkınma İçin Baskı) sloganını bu yılki etkinlikler için belirleyip, daha çok ekonomik kalkınmayı gündemleştirecek. Tunus’taki kadınlar 10 Mart’ta ulusal çaptaki büyük bir yürüyüş ile yasal eşitlik talebini yükseltecek. Zapatistalar da bu yıl 8 Mart vesilesiyle uluslararası bir kadın buluşmasına ev sahipliği yapacak. 8-10 Mart tarihlerinde mücadeleci kadınlar siyasetten sanata, spordan kültüre birçok alanda mücadele deneyimlerini paylaşıp, ortak perspektifler geliştirecektir. Bu buluşmaya Kürt kadınları da katılacaktır. 

Tabii bunlar bu yılki 8 Mart’ta yapılacak binlerce hatta on binlerce etkinlikten sadece birkaçı. Kadın mücadelesi çok renkli ve çok boyutludur. Ve günümüzde önemli bir gelişim aşamasına ulaştı. Yüz yıldan fazla bir zaman önce ağırlıkta kadın seçme ve seçilme hakkı etrafında gelişen Dünya Kadınlar Günü, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde ataerkil sistemi bir bütünen sorgulayan, cinsiyetçiliği reddeden, her türden şiddet, baskı ve sömürüye itiraz eden, tam özgürlük ve eşitlik için mücadeleyi yükselten bir güne dönüştü. 8 Mart sadece somut taleplerin yükseltildiği bir gün değil artık. Pasif bir eylem günü de değil. Kadınların tutum belirlediği, irade gösterdiği bir mücadele ve direniş günüdür. 


Kadın devrimi ile özgürlüğe

Bu yılki 8 Mart gündemlerine baktığımızda umudumuzu büyütmek için çok fazla nedenimizin olduğunu görürüz. Kadın mücadelesi giderek büyüyor, güçleniyor. Şimdi önemli olan bu mücadelenin sonuç alıcı olabilmesi için daha örgütlü kılınmasıdır. Hatta dünya çapında güçlü bir örgütlenme hamlesine ihtiyacımız var. Bu elbette kolay değil. Fakat imkansız da değil. Belki de koşulları her zamankinden daha olgunlaşmıştır. Belki de her zamankinden daha fazla çağımızı değiştirme, yüzyılımızı kadın özgürlük çağına dönüştürme olanaklarına sahibiz. Rojava ve Kuzey Suriye’de yükselen kadın devrim mücadelesi bunu gösteriyor. Öyleyse kadın devrimi ile özgürlüğe...


715

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA