İpini kendi çeken ülke

Cenap ÖZEK

12 Şubat 2018 Pazartesi | Forum

Erdoğan faşizminin uzunca bir süreden beri kendi iktidar güvencesi olarak gördüğü ve fantezi derecesinde umutlar bağladığı “savaş”, Efrîn saldırısı ile başlamış bulunuyor. Kürtler açısından da ciddi derslerle dolu bu süreç, niyetlerle fiiliyat arasındaki keskin farkları göstermesi açısından da önemli.

Kürtler açısından öne çıkan en belirgin vurgu özgüce dayalı bir direniş bilincinden başka hiçbir gerçekliğin özgürlüğe giden yolun garantisi olamayacağıdır. Bölge coğrafyasındaki olağanüstü tarihsel dönüşüm sürecinin zorunlu gereği olarak girilen ilişkileri kalıcı ittifaklar gibi algılamanın yanılgısı bir yana, her adımında emperyal çıkarlarını yeniden dizayn eden ve bunun dışında hiçbir ahlaki ve vicdani sorumluluğa sahip olmayan devletlerle girilen temaslar, ancak özgüce dayalı bir felsefe ile yarar sağlayabilir. Özellikle ABD açısından İngiltere ve İsrail dışında stratejik müttefik yoktur. Diğer bütün ilişkiler sonuçta bir tahakküm ve yönetme amaçlı bir sömürgeleştirme pozisyonuna evrilmektedir. Sosyalist dayanışma yerine kapitalist kar dürtüsünün temel olduğu her yerde bu böyledir ve ne Rusya ne de siyasi söylemden arındırılmış karşılıklı ekonomik fayda üzerine bir ilişki tarzı iddiasındaki Çin, bu gerçeklikten bağımsız düşünülemez.

Bugün her türlü faşist katliam ve imha politikalarına rağmen arkasındaki halk desteğine dayanarak ve uluslararası savaş kurallarını gözeterek, son derece haklı ve meşru bir direniş sürdüren PKK’nin batılı devletler tarafından terörist örgütler listesinde tutulması ve Erdoğan faşizminin tamamen deşifre olmuş niteliğine rağmen bunun sürdürülüyor olması; PKK’nin kontrol altına alıp yönetemedikleri bir özgüç felsefe ve pratiğini bütün zorluklara rağmen ısrarla sürdüren niteliği dolayısıyladır. Olanaklarını kendi yaratan bir örgüt, doğal olarak önüne çıkan fırsatları da iyi değerlendirir. Yenilmez bir yaratıcılık ve zorluklara katlanma enerjisine kavuşur, varlığını korur ve geliştirir. Mandacı yapılar ise hep bir dış destek arayışı içinde sonunu hesaplamadıkları angajmanlara girerek tarihsel bir değer ifade etmeden şu ya da bu gücün paralı memurlarına dönüşürler yada toptan yok olurlar.

Erdoğan faşizminin Efrîn seferinin ilk günlerinde böyle bir işgal girişimine kendi bölgesel çıkarları gereği yeşil ışık yakan ya da sessizlikle karşılayan gerek devletler gerekse de uluslararası kamuoyunu Kürtleri satmakla suçlamanın hep bu güçlerden beklenti çıtasının yüksek tutulmasından kaynaklı bir öfke ve hayal kırıklığından kaynaklandığını belirtmemiz gerekiyor. Önce sayın Rıza Altun’un, sonrasında da sayın Karayılan’ın olguları yerli yerine koyan açıklamaları, zamanında birer müdahale olmasının ötesinde Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) ABD’yi de panikletecek ve şaşırtacak bir kararlılıkla Efrîn direnişine güç veren bir seferberlik pozisyonu alması, böylesi kader günlerinde kimlerin gerçek komutan olduğunu göstermesi açısından çok önemli gelişmelerdir. İlk şaşkınlıklar çoktan aşılmış direnişin sağlam kaleleri oluşmaya başlamıştır.

Erdoğan faşizmi kazanması mümkün olmayan bir savaş açmıştır. Bu geri dönüşü olmayan bir yoldur. Herkesin bilmesi gerekiyor ki Türk devleti ve onun sözcülerinin bir şizofrenin saplantıları gibi yıllardır sayıkladıkları ve Türk halkının büyük çoğunluğunu inandırarak şartlandırdıkları “Türk devletinin bekası” meselesi artık bir gerçektir. Tarihte kendi ipini çeken ülkeler ve halklar örneği çoktur. Buna eklenen bir örnek de Türkiye olacaktır.


278

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA