Gülümse ölüm utansın

Gülümse ölüm utansın Xeyri Garzan’ın ilk kitabı. Bir anı roman. Lirik bir anlatım, sade bir dil. Güçlü imgeler, metaforlar, betimlemeler kitaba derinlik katıyor. Daha önce dağ ve gerilla üzerine yazılan kitaplardan farklı bir yerde duran roman, güçlü karakter çözümlemeleri ile dikkati çekiyor.

08 Şubat 2018 Perşembe | Kültür-Sanat

HÊVÎ DEVRİM


”güç iştir bir tarihi insan gibi yaşamak

bir hayatı insan gibi tamamlamak...”   

Edip Cansever


arihi insan gibi yaşayanlara adanmış bir kitap: Gülümse Ölüm Utansın! Dağlıların 2007 yılında Dorşin diye anılan bölgede yaşadıkları gerçek bir hikayeyi konu alıyor. Yazarı dağın asi çocuklarından biri. Dostluğu ve yoldaşlığı gördüğü gibi ihaneti de görmüş. 13 gün boyunca ölüm kalım sınırında sürekli kendisiyle savaşım vererek Mart’ın soğuğunda, Dorşin gibi sert bir coğrafyada direniyor. Xeyri Garzan, ölümle 13 gün boyunca dans edercesine yaşadı ve bu yaşadıklarını adeta imbikten damıtırcasına yazdı. 

Ermenilere mezar olmuş mağarada katledilen dağın asi çocukları... Xeyri; geride kalan olarak, arkadaşlarının nasıl bir ihanetle katledildiğini anlatmakla, dondurucu soğuk ve ölüm mangalarına karşı kendilerine yuva kıldıkları Ermeni kemikleriyle dolu mağarada, akıbetleri Ermeniler gibi olmasın, cenazeleri yitip gitmesin diye arkadaşlarına mutlaka ulaşmakla yazgılanmıştı. Mümkünü yok arkadaşlarıyla buluşacaktı. 


Ölmek mi yaşamak mı?

Xeyri’ye, ölmek mi yoksa yaşamak mı daha kolay diye sorulsa, kaç kez sınamıştı hayat onu ve yanıtı netti: Ölmek! Ama o kendini ölüme bırakamayacak kadar bağlıydı ideallerine ve hakikat arayışçısı yoldaşlarına. Bu yüzden o mağarada ihanet kusan namlunun ucunda yiten arkadaşlarının yarım kalan hikayelerini kendisinde tarihe taşımakla lanetlenmişti. 

Aragon’un Elsa’da tüm yoldaşlarına yazmış olduğu şiirinin son dizeleriyle söylersek, Xeyri, “Sana büyük bir sır söyleyeceğim / Kapat kapıları / Ölmek daha kolaydır sevmekten / Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam...” diyendir.


Zor olanı başarıyor

Karın soğuğunda vücudu yanarken, ölüm tatlı bir uyku kadar yakınken ona, kendisinden oluşturmuş olduğu bir gerilla birliğine komutanlık eder. 

Yanıbaşında düşenleri anlatmak zordur. Hele de bunlar canından çok sevdiğin yoldaşlarınsa. Ateş hattında yaşanmış ve ihanetin kör kurşunuyla sonlandırılmış yaşamların tarihe taşınması gerekir. Xeyri Garzan bunu yapar. Zordur böyle bir hikayeyi yeni baştan yaşamak ve yazmak. Geride kalan olmanın zorluğunu daha derinden yaşarsın, arkadaşlarının yokluğunu çok daha derinden duyarsın. 

İşte, Gülümse Ölüm Utansın kitabı, zor olanı başarıyor. Onun yürek burkan hikayesini ta içinden hissediyorsun. Xeyri’nin yaşama bunca güçlü sarılması, arkadaşlarının nasıl ölümsüzleştiğini duyurabilme isteğinden geliyordu. Arkadaşlarına olan sevgi ve bağlılık, ”tüm dünya kar olsa yine de yarıp geçeceğim bu gece” dedirtecek kadar büyüktü. Arkadaşlarıyla olsa her şey ne kadar kolay olacaktı. Tüm acılarını arkadaşlarının bir sözü dindirecekti. Şimdi ise onun yüreğindeki tüm acıyı dindirebilecek olanlar, yitişleriyle o acının kaynağı durumundaydılar. Romanda bu duyguyu o kadar güçlü hissediyorsun ki, Xeyri’de onun arkadaşlarına dokunmak, onunla yoldaş olmak istiyorsun. 


Maxmur’da kaleme aldı

Yazarımız masabaşında rahat koltuğunda yazmadı bu romanı. Kendi ifadesiyle, “Ölümün bir nefes kadar yakın olduğu zamanlarda, gözlerimin önünden bir yıldız gibi kaydı cümleler… O imkânsızlıkta ayla boyadım geceyi ve yüreğime resmettim betimlemelerimi. Olanları hep koynumda biriktirdim. Ne ben bırakabildim yaşananları, ne de onlar peşimi bıraktı. Bu kitabı yazabilmek için, tanrılardan çaldığımız ateş yalazlarının aydınlattığı geceyi yaran ışıktan faydalanarak kitap okudum hep. Kitabın ilk bölümünü modernitenin mikrobu olan DAİŞ’e karşı yoldaşlarımla birlikte direnirken Maxmur’da kaleme aldım.” Kitabın hem kendisinde hem de emek sürecinde başkalarının özgürlüğü için kendisini dağlara vuranların kurmak istediği dünyanın izlerini buluyor insan. 


Güçlü bir kurgu

Kitap, Xeyri Garzan’ın ilk kitabı. Bir anı roman. Lirik bir anlatım, sade bir dil, güçlü bir kurgu ve destansı bir hikaye. Sadelikle üslup zenginliği harmanlanmış adeta. Güçlü imgeler, metaforlar, betimlemeler kitaba derinlik katıyor.

Her coğrafyanın bir tarihi vardır, orada yaşayan insanları bu topraklara bağlayan bir tarih... Kitapta tarihsel arkaplan salt Ermeni soykırımından arta kalan insan kemikleriyle verilmiyor, bölgenin mitolojik hikayeleriyle de güçlü bağlar kuruluyor. 

Bugüne kadar dağın asi çocuklarını anlatan çokça roman okudum. Herbiri dehşet etkiledi beni. Ancak bir şey eksikti ya da ne bileyim bir şey fazla... Eksik olan çoğunlukla karakter çözümlemeleri, olay örgüsünün geçtiği yerlerin betimlenmesi, tarihsellik gibi. Fazla olan ise hikayenin kendisine bunca yaslanma... Gülümse Ölüm Utansın kitabı, bu anlamda farklılık oluşturan bir yerde duruyor. 


İz bırakan bir kitap

Ölçümüz, kitabın bir solukta okunması, hikayenin okuyanı sürüklemesi değildir. Bu zaten olur, mesele kitap okunduktan ve bir süre geçtikten sonra, bu kitapta anlatılanın okunan, yaşanan hikayelerden bir hikayeye dönüşmemesi, iz bırakmasıdır. Bugüne kadar okuduğum dağın asi çocuklarının romanlarında çoğunlukla hikayenin öne çıktığını gördüm. Bir solukta okudum. Sonra üstünden biraz zaman geçince, bir romanda anlatılan bir olayı başka bir romanda anlatılan bir başka olayla karıştırmışlığım oldu. Betimleme, tarihsel arkaplan ve karakter çözümlemesidir bir kitabı okuyanda kalıcılaştıracak olan. Gülümse Ölüm Utansın, belli boyutlarıyla bu sınırları aşıyor ve hikayesiyle de anlatım zenginliğiyle de okuyanda kalıcılaşıyor. 


Gülümse Ölüm Utansın


Xeyri Garzan

Aryen Yayınları


298

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA