HDP-HDK ilişkisi doğru kurulmalı

HDP’nin 7 Haziran’da 80 milletvekiliyle, Kasım’da 61 milletvekili ile parlamentoya girmesi ciddi kazanımlar. Kazanımlarımız var ama bu kazanımları devlet geri alabiliyor. İşte bu kazanımları korumanın yolu HDP-HDK ilişkisinden geçiyor. Bu ilişkiyi doğru kurup meclisler üzerinden yereller örgütlenmiş olsaydı bu kazanımlar böyle kolayca geri alınamazdı.

06 Şubat 2018 Salı | Dizi

HDP 3. Genel Kurulu’nu 11 Şubat’ta Ankara’da toplayacak. Kongre hazırlıkları tamamlandı. HDP’nin bileşen partilerden SYKP Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya, kongrede antifaşist demokrasi cephesi konusunda karar alınması gerektiğine dikkat çekti.

Kaya’ya göre, HDP işsizlik sorunundan kötü ekonomik gidişata, kadınlara yönelik saldırılardan demokratik haklara kadar ülkenin sorunlarına dair politika üretmeli, Türkiyelileşme politikasını geri plana atmamalı. HDK-HDP ilişkisinin doğru kurulması gerektiğini de belirten Ahmet Kaya, kazanımların ancak böyle korunabileceğini düşünüyor. 


Yeni bir dönem başlıyor. Peki nasıl bir HDP? Yeni dönemde öncelikleri ne olmalı sizce?

Eşbaşkanlık tartışmalarının HDP’de belirli etkiler yaratacağını kestirmek gerekiyor. Bunların ötesine geçmenin bir tek yolu var, kolektif bir çalışmanın hayata geçirilmesi, önümüzdeki zor koşulların bilinci ile hareket edecek kurulların oluşturulması gerekiyor. Ve Kürdistani rengin zaman zaman öne çıkmış olması HDP’de Türkiyelileşme perspektifinin zayıflaması gibi algılanıyor. Böyle bir perspektif zayıflığı yok ancak HDP’nin ülkenin tüm sorunlarıyla; ekonominin kötüye gitmesi, işsizlik; işçileri kendini meclis önünde yakma noktasına getirmiş, ekmek sorunu var, hak hukuk kalmamış, kadın haklarına yönelik saldırılar çok ciddi boyutlarda, vs bunlara yönelik mücadelenin öne çıkarılması gerekir. Yani ülkenin bütün sorunlarına parmak basan, bu sorunlara dair politikalarını hayata geçiren bir HDP olmalıdır.


İttifaklar, seçimler tartışma konusu oluyor sık sık ve HDP yöneticileri, “bizim önceliğimiz seçimler değil faşizme karşı mücadele” diyor. Faşizme karşı mücadelede nasıl bir hat izlenmeli?

Değişik tarifler yapabiliyoruz bileşenler olarak. Birilerimize göre faşizm var, geldi, zaten vardı, örtüktü, açıktı.


Sizin tarifiniz nedir?

Bize göre, ülkede faşist diktatörlüğün inşası yolunda çok büyük adımlar atılıyor. Erdoğan, sokağı da ele geçirmeye çalışıyor. İşte paramiliter güçlerle bunları yapmaya çalışıyor... Faşizme doğru hızla gidiş var. Henüz toplum bütünüyle teslim alınmamış, muhalefet odakları buldukları en küçük çatlaktan akma becerisi gösteriyorlar. Kürt özgürlük hareketi teslim alınmamış. Tüm bunların olduğu bir ortamda faşist diktatörlüğün bütünüyle inşa edildiğini söylemek mümkün değildir, ama bu konuda çok ciddi mesafeler alındı. Ve sadece AKP ve Erdoğan’ın değil, bu devlet politikası olarak sürdürülüyor. Ergenekon, sermayenin önemli bir kısmı da bu politikanın sürdürücüleri. Faşizmi durdurmanın yolu bütünüyle ortadan kalkmış değil, bunun önüne geçebiliriz. En önemli mücadele odaklarından birisi de HDP’dir. HDP’nin bu bilinçle hareket etmesi, faşist diktatörlüğe karşı kim varsa, kim bu zifiri karanlığa karşıysa, onlarla birlikte antifaşist bir demokrasi cephesinin oluşturulması şarttır. Birçok odak var bu gelişe karşı çıkan. Bunların dışında CHP olgusu var. CHP’yi bir kenara bırakarak bu demokrasi cephesinin bütünüyle oturduğunu söylemek mümkün değil, olamaz da.


CHP ile ittifaktan mı bahsediyorsunuz?

CHP konusunda şöyle yaklaşımlar var, bazıları yanlış. CHP’yi değerlendirirken bir takım yapılar şöyle diyor; ‘CHP bu durumlara niye karşı olmuyor, faşizme, AKP’ye niye karşı durmuyor, yaptığı işler hep göstermelik, niye yapmıyor.’ Bir beklenti içerisindeler. Sorunu böyle aldığımız zaman zaten CHP ile yapacağımız bir iş yoktur. CHP’nin bu düzenin, sermayenin partisi olduğunun atlanılması CHP’den uçuk bir beklenti içerisine sokar. Biz hem bunu bileceğiz hem de CHP’de örneğin laiklik temelinde de olsa AKP’nin inşa etmeye çalıştığı düzene karşı duruş var. CHP kitlesinin bir kısmının bizimle hiçbir zaman hareket etmeyeceğini söyleyebiliriz ama bir kısmı da söylediğim gibidir. CHP olgusunu böyle değerlendirmek lazım, birlikte nasıl yapılabiliyorsa, ne oluyorsa ya da başka odaklarla da... Kim bu faşist diktatörlüğün inşasına karşıysa bir cephenin oluşturulması gerekiyor. HDP’ye bu konuda çok önemli görev düşüyor çünkü bu toplumun en örgütlü güçlerinden bir tanesi, belki de en önde geleni HDP’dir. HDP, bu konuda üzerine düşeni yapmalı, kongrede de bu yönde bir karar çıkarmalıdır. Ama CHP’nin bir düzen partisi, sermayenin partisi olduğunu atlamadan böyle yapmalıdır.


CHP içindeki bazı kesimlerle ortak hareket edilebilir mi diyorsunuz?

Örgütler şöyle hareket etmez, merkezi örgütü bir bütün olarak atlayacaksınız, tabandakilere hadi bizimle beraber olacaksınız diyeceksiniz, böyle olmaz. Bu, CHP ile iletişimle olur. CHP’nin içindeki sistem savunuculuğunda MHP’yi bile geçen, savaş taraftarı olan kesimlerle diğer kesimleri ayrıştırmak ancak böyle mümkün olabilir. Şimdi önümüzde çok iyi bir örnek var; Canan Kaftancıoğlu... Ona karşı duruş CHP içindeki bizlere daha yakın kesimlere verilen gözdağıdır. Ahmet Hakan, ‘CHP’ye zarar verir ya istifa etmeli ya görevden alınmalı‘ dedi. Tüm bunlar CHP ile kurulacak ilişkiyi, CHP’nin nasıl bir parti olduğunu bize göstermelidir. Yani CHP içindeki bir grupla gelin ittifak yapalım demek şu an için hiçbir biçimde iş yapmayalım anlamına geliyor. CHP’yi atlayarak bir antifaşist demokrasi cephesinin kurulması çok olanaklı görülmüyor, yani bizler yetmiyoruz. HDP de dahil olmak üzere solun hepsini alsak da yetmiyoruz. Yüzde 50’nin üzerinde bir kesime hitap etmemiz gerektiği çok açık. HDP de bu perspektifle soruna yaklaşmalı. Ama CHP’nin de ne olduğunun bilinciyle iletişim kurulmalı.


Demokrasi cephesi çok tartışılıyor, herkes dile getiriyor ancak olmuyor. Neden?

Birincisi başımıza örülmek istenen çorabın ne olduğu konusunda tam anlaşamıyoruz. Bazılarımız şöyle diyor; ‘Erdoğan, AKP gitti gidiyor, sıkıştı, onun için böyle çabalar içinde.’ Bu şu anlama geliyor. Maden sıkıştı, gidecekse kendimizi ezdirmemizin anlamı yok.


Yani elini taşın altına koymuyor...

Tabi bir geri duruş oluyor. Bazılarımıza göre faşist diktatörlük var, eskiden de vardı, biraz önce söylediğim gibi demokratik kamuoyunun bulduğu çatlaklar var, akma becerisi gösteriyor, işte kadınların direnişi var, işçi sınıfında yer yer direnişler oluyor, faşizmde bunlar oluyorsa demek ki böyle sürdürülebilir algısı oluşuyor. Bazılarımız da bizim tarif etiğimiz gibi, ülkede bir faşist devlet biçimi inşa ediliyor, bu bir kader değildir, buna karşı mücadele demokrasi cephesi ile mümkün olabilir diyor. Bu anlaşamamazlık demokrasi cephesinin oluşmasını geciktiriyor. Gerçekleşmemesinin nedeni bu. Burada önemli bir nokta daha var; bazılarına göre Kürtlerin bu cephenin içinde olması nirengi noktası oluyor, uzak durmak daha yeğ oluyor. Tarihte de Kürt sorunu sosyalistler, demokratlar açısından hep turnosal kağıdı olmuştur. Kürtlerin yanında duranlar bedel ödemeye devam ediyor. Haziran Hareketi, Halkevleri, TKP’ye bakın tüm bunların yaklaşımları Kürtlerin yanında durmakla ilgilidir. Zaman zaman doğru tavır koymalarına rağmen, ‘hadi birlikte hareket edelim’ dediğimiz zaman Kürtlerin yanında durup durmamak ölçü oluyor. Ama bizler açısından böyle bir sorun yok. Kürtlerin yanında durmak, mazlumun yanında durmaktır ve mazlumun yanında durmanın bedelleri olacaktır. Bu bedeli ödemeye herkes razı, ödüyor da.


HDP’nin içinde barındırdığı riskler var mı?

HDP kurullarının işletilmesi bir bütün olarak oturtulursa bir riskten söz etmek mümkün değil. Ama oturtulamazsa HDP’nin baskın güçlerinin tutum ve davranışları öne çıkacaktır. Bu da HDP’nin kuruluş amaçlarını gerçekleştirme ve Türkiyelileşme doğrultusunda onu hep geriye çeken bir durumu ortaya çıkaracaktır. Risk buradadır. HDP bileşenler partisi ama bu konfederal bir parti olmak durumundadır. Zaman zaman bu konfederal parti olma anlayışı geriye düşüyor, birey hukuku öne çıkabiliyor. Perspektifte bir problem yok ama zaman zaman işleyişte ortaya çıkabiliyor. Bunun önüne geçmenin yolu bileşen hukukunun korunması, kolektif çalışmanın hayata geçirilmesidir. HDP’nin 7 Haziran’da 80 milletvekiliyle, Kasım’da 61 milletvekili ile parlamentoya girmesi ciddi kazanımlar. Kazanımlarımız var ama bu kazanımları devlet geri alabiliyor. İşte mesela vekillikleri düşürüyor, milletvekillerini, belediye eşbaşkanlarını tutukluyor, belediyelere kayyum atıyor. Bu kazanımları korumanın yolu HDP-HDK ilişkisinden geçiyor. Bu ilişkiyi doğru kurup meclisler üzerinden yereller örgütlenmiş olsaydı bu kazanımlar böyle kolayca geri alınamazdı. Tüm alanların harekete geçip sokakları tutması bu meclisler üzerinden olabilir. HDK-HDP ilişkisinin doğru kurulması, meclisler temelinde alanların örgütlenmesi, HDP’nin buna katkı yapması gerekiyor.


Partinizin bu sorumlulukları üstlenmesi konusunda söylemek istedikleriniz var mı?

Bu söylediklerimizi parti olarak hep dile getiriyoruz. Hem HDK-HDP’ye hem Kürt özgürlük hareketine stratejik ittifak olarak bakıyoruz. Bu stratejik ortaklığımız devam edecek. Şöyle bir kapris içinde olmamamız gerekiyor; HDP’ye dönük eleştirilerimiz var, yapamadıklarımız var ama sonuçta bir ortaklık hareketi var. Bizim dediğimiz olmadı, o zaman HDP-HDK ile ilişkilerimizi buna göre dizayn etmeliyiz gibi bir davranış içine girmiyoruz. Gücümüz oranında, uygun biçimlerle yapma devam ediyoruz.


HABER MERKEZİ / ETHA




HDP’nin öncelikleri




HDP’nin Kadın Meclisi üyesi Nadiye Gürbüz, “Şovenizm, ezilen halkları, emekçileri, kadınları birbirine düşman etmeyi amaçlayan bir zehirdir. öncelikle bu ülkenin tüm ezilenlerinin taleplerini sahiplenerek, bunlar için mücadele edeceğiz. HDP, bunun zeminini yaratacak en önemli birleşik aracımızdır” dedi.

ETHA’ya konuşan Gürbüz, yeni dönemde HDP’nin temel gündemleri arasında yoksulluk, yolsuzluk düzeni, kadınların yaşam hakkı, tek tip elbise dayatmasına karşı mücadele olduğunu söyledi.

Gürbüz, HDP’nin siyasi tasfiye operasyonlarının hedef tahtasına oturtulduğu böylesi bir dönemde kongrenin misyonunu anlattı:


* AKP-MHP faşist ittifakının 7 Haziran sonrası partimiz ve muhalif tüm kesimlere yönelik tasfiye operasyonları halen sürüyor. Tutuklanan üye ve yöneticilerimiz ile partimize oy verenlerin sayısı 10 bini aşmıştır. Tasfiye operasyonları tabii ki bir güç kaybına yol açtı. 

* Son 3 yılda partimize yönelik tutuklamalarla il ve ilçe örgütlerimizin içi boşaltılmaya çalışıldı. Ancak tutuklanan yöneticilerimizin yerini hep yenileri doldurdu. Hiçbir yönetim organımız boşa düşmedi, dağılmadı. Gözaltı ve tutuklamalara rağmen HDP’yi tasfiye edemeyen Erdoğan/Saray rejimi kongrelerimizi yapamadığımız yönlü gerçek dışı bilgiler yaymaya başladı. 

* İşte 11 Şubat günü Ankara’da on binlerin katılımıyla gerçekleştireceğimiz 3. Olağan Kongremizde 6 milyonun iradesinin tasfiye edilemediğini, edilemeyeceğini bir kez daha göstereceğiz.

* Tabii ki geçmiş döneme ilişkin kendimize yönelttiğimiz bazı eleştirilerimiz var. Bu süreçte bütün bunları değerlendirdik. Bu kongre aynı zamanda geride kalan sürecin muhasebesi ve yeni bir siyasi hamle bakımından da bir eşik olarak tartışıyoruz. 

* Ezilenlerin temsilcisi olan HDP’nin öncelikleri arasında yoksulluk, yolsuzluk düzeni var.

* Bir diğer temel sorun kadınların yaşam hakkı. Kadınlar yıllardır yaşamak istediklerini dile getiriyor. Fakat bu erkek egemen düzen kadınların yaşam hakkını elinden alıyor. Öldürüyor, şiddet uyguluyor, yoksulluğa mahkum ediyor. Bununla da yetinmeyip kaç çocuk doğuracağına, ne giyineceğine, ne zaman sokağa çıkacağına müdahale ediyor, dizayn etmeye çalışıyor. Çocuk istismarının önünü açıyor. Bütün bunları alt alta dizdiğimizde söylenenlerin, eğitim kitaplarında yazılanların tesadüfi olmadığını, toplumu yeniden dizayn etme projesinin bir parçası olduğunu görürüz. 

* Kadın özgürlük mücadelesi yürütenler birleşik bir hattan sokakları tutmaya devam etti. OHAL’e rağmen sokaklardan vazgeçmedi kadınlar. Bundan sonra da vazgeçmeyecektir. Bu toplumun en fazla baskıya, katliama maruz kalan kesimi kadınlar, işte bu kadınlar susmadı, susmayacak.


Tek tipe karşı mücadele

* OHAL ilanı ve KHK düzeni diye tarif edebileceğimiz süreçte özellikle son yapılan düzenlemeler, HDP’nin önümüzdeki dönem mücadele planları arasında. 

* Özellikle hapishanelere yönelik tek tip elbise dayatması, halen binlerce rehinesi bulunan HDP bakımından önem arzediyor. Tek tip sadece bir elbiseden ibaret değil. Bu tüm toplumu tek tipleştirmeye yönelik bir saldırı. Halen hapishanelerde bulunan 50 binden fazla siyasi tutukluya yönelik bir saldırıdır tek tip. 


HDP içindeki erkekler!

2016 yılının başında yaptığımız kongremizde Kadın Meclisimizi kurduk. Ancak erkek egemenliği çok köklü. Bu sadece sisteme yönelik değil, parti içinde de mücadele edilmesi gereken bir konu. Kadınların üzerindeki bu katmerleşmiş baskı düzeninden hiçbirimiz azade değiliz. HDP içindeki kadınlar da azade değil. Erkek egemen algıyı değiştirmek de öyle kolay değil. Biz HDP’yi kurduğumuz süreçte de bunun sancılarını yaşadık, ancak son dönemde bu sancılar artmaya başladı. Toplumun yeniden dizayn edilmesi politikasından HDP içindeki erkeklerin etkilenmediğini söylemek doğru olmaz. Bunda Eş Genel Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ, kadın belediye eşbaşkanlarımızın, çok sayıda parti yöneticimizin tutuklanması da etkili oldu. Bu partinin kadın iradesini tutsak ederek, erkek egemenliğini yeniden hortlatmaya çalıştılar. Bunda kısmen de olsa başarılı oldular. Ama kazanamadılar. Çünkü bu partide kadın aklını ve iradesini kuşanan binlerce kadın var.

HDP içindeki erkek yoldaşlarımız, bunu ne kadar gerçekleştirdi, bu süreçte bunları da tartıştık. Kadını iradeleştirmek için parti içinde alınması gereken önlemleri almaya, kadınları güçlendirerek, erkekleri büyük bir dönüşüm sürecine sokarak, bu mücadeleyi kazanacak adımlar atmaya başladık.


613

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA