HDP savaş koşullarına göre örgütlenmeli

HDP’nin görevi bir seçim kazanmak değil. Kongreye hazırlanırken, Eşbaşkanlarını seçerken, PM ve MYK’sını oluştururken gözönüne alması gereken şey, bütün topluma artarak yönelen bu saldırıyı göğüsleyip göğüsleyemeyeceği olmak zorunda.

05 Şubat 2018 Pazartesi | Dizi

Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da siyasi sürecin ateşinin yükseldiği bir dönemde HDP 11 Şubat’ta 3. Kongresi’ni toplayacak. Eşbaşkanlarının, vekillerinin ve binlerce yönetici, üye ve seçmenlerinin tutuklandığı, belediyelerine el konulduğu, siyaset yapma kanallarının daraldığı bir süreçte düzenlenen kongre, yeni bir eşik olarak tanımlanıyor. 

HDP’nin beş yıllık deneyimi ışığında nasıl bir yol izleyeceği konusunu bileşen partilerden Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu, HDP’nin kongrede, öncelikli olarak faşist tehlikenin nasıl durdurulacağını tartışması gerektiğini ifade etti. 

“HDP içine kapanmış halinden çıkıp, müzakereci görüntüden çıkıp, mücadeleci kimliğe bürünebilirse kazanabilir” diyen Piroğlu ETHA’nın sorularını yanıtladı.


HDP yeni bir döneme hazırlanıyor. Aynı zamanda 5. mücadele yılına da girmiş oldu. HDP’nin bu 5 yılını nasıl özetlersiniz?

HDP hem Türkiyeli sosyalist hareketlerin hem de Kürt özgürlük hareketinin hayallerinde olan bir projeydi. Geçmişte seçimlere yönelik olsa da sürekli mücadele birliği var olmaya çalıştı. Sosyalist hareket Kürt hareketiyle hep yan yana durmaya çalıştı. Mücadelenin ve zaferin, Türk ve Kürt halklarının, emekçi sınıfların ortak mücadelesinden geçtiğini bilen tüm güçler için bu strateji hep vardı. HDP vücut bulmuş hali oldu. Bu ülkede ezilenlerin, emekçilerin, işçi sınıfının, Kürtlerin ortak bir şekilde kendilerini var edebileceğini, çözüm önerebileceğini, sömürü düzenini değiştirebileceğini gösterdi. Bu umudu yeşertti. HDP’nin yapabileceği de aslında buydu; umudu yeşertmek. Arkası mücadele içinde örülecekti. Bugün başarılamayan şey bu oldu. 7 Haziran’da bu umudu yeşerttik. Ciddi bir atılım oldu. Engeller, barajlar kalktı. Ancak arkasında eksik kaldık. Devletin saldırıları büyük oranda hareket alanımızı daralttı, biz de bu saldırıyı püskürtmede yeterince başarılı olamadık. Suruç’la başladı, Ankara’yla devam etti. Ülkenin değişik yerlerinde saldırılar oldu. Biz bu saldırıları politik bir cevap üreterek, barış ve demokrasi mücadelesini yükselterek göğüsleyemedik.

İstanbul’da bir hastanede 115 çocuk hamile. 30’dan fazlası 15 yaşın altında. Sessizlik içinde kapanıyor. Karaman’da yurtta çocuklara tecavüz edildi. Sessizlik içinde kapandı. Cezaevinde çocuklara tecavüz edildi, sessizlikle kapandı. Kadınlar öldürülüyor, işçiler öldürülüyor. Sessizlik içinde kapanıyor. Devrimciler, gazeteciler tutuklanıyor. Sessizlik içinde kapanıyor. Bütün olarak toplumsal karşı koyuş örgütlemekte yetersiz kaldık. Aslında Türkiye işçi sınıfının, Kürt halkının, emekçilerin sesi olmayı yeterince beceremedik. Önümüzdeki süreç çok şey istiyor bizden. Kongre tartışılacaksa buradan tartışılmalı.


Peki yeni dönemde nasıl bir HDP? öncelikleri ne olmalı?

HDP önce seçim projesi gibi ortaya çıktı. HDP’nin yıldızı seçim süreçlerinde parladı. Ama içine girdiğimiz süreç bir seçim süreci gibi değil, her ne kadar öyle görünse de. Parti politikaların dile getirilmesinin, sınıf çıkarlarının, çözüm önerilerinin gündeme getirilmesinin bir aracıysa eğer, amaçlara uygun olmak zorunda. Yaşanmakta olanın adı ağır bir baskı süreci.


Siz baskı süreci olarak mı tarif ediyorsunuz?

Faşizm diyor partimiz bu sürece. Gelmekte olan bunun kalıcı hale getirilmesi. Ya bunu durduracağız ya bunun altında topyekün ezileceğiz. O yüzden HDP’nin görevi bir seçim kazanmak değil. Kongreye hazırlanırken, başkanlarını seçerken, PM ve MYK’sını oluştururken gözönüne alması gereken şey, bütün topluma artarak yönelen bu saldırıyı göğüsleyip göğüsleyemeyeceği olmak zorunda. Biz mücadelenin yükseltilebileceği, güçlü bir şekilde yürütülebileceği bir yönetim ve politikanın oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Kongrenin tartışması gereken temel şey budur. Faşist tehlike nasıl durdurulur, halklar ve ezilenler bunca baskıdan nasıl kurtulur, bunları tartışmak zorundayız.

İkinci tartışmamız gereken, gelmekte olanı nasıl göğüsleyeceğiz. Başarıyla nasıl çıkacağız? Tarih şahittir, halkının yarısından fazlasını karşısına alarak iktidarda kalabilen baskıcı rejim olmamıştır. Saray rejimleri sonunda yıkılacak. Ama yıkılırken bütünlüklü bir mücadeleyi öremezsek buradan yine egemenler galip çıkar. Partimiz dahil olmak üzere bu mücadeleyi göğüslemek üzere yeniden dizayn edilmek zorundayız.

Müzakere sürecinde yükselen HDP, yani silahların sustuğu, sokakların rahatlıkla kullanıldığı, politikanın daha rahat yapıldığı dönemin güçlendirdiği ve şekillendirildiği HDP, şimdi kendini savaş koşullarına hazırlamak zorunda. Efrîn’de savaş başladı, içeride OHAL kalıcı hale getiriliyor, sokaklar paramiliterle saldırı alanına dönüştürülüyor, devletin kendisi paramiliter hale geliyor. Paramiliter güçler yasal korumaya alınmıyor, aksine yasaların, devletin kendisi paramiliter hale getiriliyor. Önümüzdeki süreçte ezilenler ve işçi sınıfı bunu yaşayacaksa eğer biz buna karşı mücadeleyi nasıl yükseltebiliriz, cepheyi nasıl büyütebiliriz bunu tartışmak zorundayız. Kongrede de çözümü buradan üretmek zorundayız. Daha direngen, daha mücadeleci ve daha örgütlü bir HDP diyoruz.


Sizin bu sorulara yanıtınız nedir?

Partimiz, aslında sosyalist hareketin tamamı gibi en geniş cepheyi kurma yanlısı. (Cephe) Cümlede sıklıkla kullanılıyor olması, gerçekliğin bu olduğu anlamına gelmiyor.


Evet, neden olmuyor?

İki şey var. Söz gücünü yitirmiş durumda. Sözün arkasında politik bir güç yoksa söz anlamsız hale geliyor. Az önce saydım. Bu kadar çocuğa tecavüz ediliyor ve ülke susuyorsa, bu kadar kadın öldürüldüğü halde insanlar susuyorsa, işçiler bu kadar ölüyor ve sömürülüyorken susuyorsa, çözümü kendini yakmakta ve soyunmakta buluyorsa, koca ülke savaş meydanına çevrilmiş ve bütün halk susuyorsa bunun bir sebebi olması gerekir. Bu da halk ve kitlelerin, sosyal ve sınıf savunusu gruplarda bir çözüm umudu görmemesinde yatıyor. Biz bu çözüm umudunu yaratamadık. Cepheyi yaratamıyoruz çünkü faşizm tehdidi bir ok siyasi grup için lafızda kalıyor. Onun gereğine uygun bir hareket ve mücadele ne yazık ki kurulmuyor. Belki de böyle bir tehdit yeterince önemsenmiyor. Bu cephenin bileşenleri, yakın bir tehdit algısına sahip değil. Tartışıyoruz, 3 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık planlar yapılıyor. Şahsen üç ay sonrasını kendime kestiremiyorum. Yazın dışarıda mı olacağız, içeride mi olacağız kestiremiyorum. Partimiz böyle, ESP böyle, HDP’nin ana gövdesi böyle. Sürekli gözaltı operasyonları. Muhtemelen Saray ilk fırsatı bulduğu yerde kendi rejimini kalıcılaştıracak hamleler yapacak. Bir şey söylemek tek başına yetmiyor. Yapılabileceğini söylemek gerekiyor. Hadi cephe kuralım diyerek yapılabilecek bir şey değil. O zaman yapılması gereken; sokakta dövüşen bütün güçler yan yana gelmeli, dövüşmeye başlamalı, cephe işini hayata geçirmeli, diğerlerine de gelin birlikte dövüşelim demeli. Solun büyük kısmında derin bir bekleyiş var. Fırtınanın kendiliğinden geçeceğini düşünüyorlar. İlahı bir gücün gelip Erdoğan’ı Saray’dan indirip, ertesi gün uyandığımızda mutlu güzel bir ülkeye uyanacağını sanıyor. Herkes kendi kadrosunu korumaya çalışıyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Saldırıdan korunmak için herkes siyasetin dışına çıkmaya çalışıyor. Direnenler bedelini ödüyor. Gelmekte olanın faturasını herkes çok ağır bir şekilde ödeyecek. Sosyalist hareketin büyük kısmı bunu görmüyor. Ben, Devrimci Parti’ye ve ESP’ye yönelik saldırıyı buradan değerlendiriyorum. Devlet iki mesaj veriyor. Devlete karşı mücadele etmeyeceksiniz, faturası ağır olur. İki; Kürtlerle yan yana gelmeyeceksiniz, faturası ağır olur. Ama bu iki noktadan arındığınızda sosyalist hareketin özü kalmaz, dışarıda bir kabuk kalır. O kabukla da hiçbir şey olmaz.


HDP kitleleri nasıl kazanacak?

Bu zor bir iş. Kısa sürede kimsenin kitleselleşeceğine inanmıyorum. Bu kadar ağır baskının ortasında çok hızlı olabilecek bir iş değil. Israrlı, tutarlı ve net bir mücadeleyle, kitlelerin sorunlarına çözüm üreterek kazanabilir. İçine kapanmış halinden çıkıp, müzakereci görüntüden çıkıp, mücadeleci kimliğe bürünebilirse kazanabilir. Bizim HDP’ye yönelik en sert eleştirimiz budur. Bugüne gelinmesinde kendi payımıza düşünle hesaplaşmak zorundayız. Şöyle düşüneceksiniz, ölenler bizim insanlarımızdır, Ankara’da katledilenler bizim tabanımızdı. Biz ne yaptık? Yas tuttuk. Böyle bir siyaset olmaz. Kendi insanlarımız katlediliyorken yas tutuyorsak, mücadele etmiyorsak, parlamentarizmin içine sıkışıyorsak, buradan çıkışımız yok. Biz Suruç’ta geri adım attık, peşinden geldiler. Ankara’da geri adım attık, binalarımızı yaktılar. Kayyumda geri adım attık eşbaşkanlarımız, milletvekillerimiz tutuklandı. Buna rağmen HDP ayakta kaldı. Bu çok önemli bir kazanım. Şimdi bunu büyütmek gerekiyor.

HDP, Kürt halkının taleplerini dile getirdi, getirecek. Ama yeterli değil Kürt halkının yoksulluğunu, işçilerin, ezilenlerin taleplerini daha gür sesle dile getirmesi gerekiyor. Yoksullara ve işçilere yüzünü dönmesi gerekiyor. Bu sözle değil, örgütlenme ve mücadeleyle olabilir. Tutarlı olursak, sol söylemi daha fazla öne çıkararak, mücadele ederek HDP güçlenecek, kör gidiş bir yerde kırılacak.


Bu dönemin olanakları neler?

Hala mücadelenin olanakları var. Bu kadar ağır baskının altında bizim hala meşru zemini kullanma şansımız var. Nuriye ve Semih aylardır açlık grevindeydi. İki insan tutarlı bir mücadeleyle meşru bir mücadele yürüttü. Duyarlılık yarattı. Aynı şeyi bütün alanlar için yapabiliriz. Medya kapalı bize. Sadece sosyal medya değil, devrimcilerin klasik çalışmaları vardır, bildiri dağıtılır, afişler asılır, duvarlara yazılar yazılır, broşürler dağıtılır. Bunlar emek yoğun çalışmalarıdır, örgüt çalışmalarıdır. Bunlar yapılmalıdır. Geçtiğimiz HDP kongresinde de dile getirmiştik. Gelmekte olan belliydi, yeterli hazırlanamadık. Şimdi kadroları da örgütleri de buna göre hazırlamak gerekiyor. 


HDP’yi bekleyen riskler nedir?

Bir kere HDP’nin kendi iç bütünlüğüne saldırı var. Geçmişten beri Kürt halkıyla, Kürt ezilenleriyle Türkiye sosyalist hareket ne zaman yan yana gelse bize bu saldırılar yapılıyor. Israrla Kürt özgürlük hareketi kendi sağıyla ittifaka zorlandı. HDP, Kürt özgürlük hareketinin Türkiye sosyalist hareketiyle ittifakıdır. Kürt halkının, Türkiye işçi sınıfının ittifakıdır. Bunu riske etmek için büyük çaba var. HDP’yi bekleyen sıkıntılar ne? Bütün olarak sosyalist hareketin içine düştüğü sıkıntılarla paralel tehlikeler var. Teorik ve ideolojik olarak liberalizmin saldırılarına, kimlik siyaseti içine sıkışarak sınıftan ve kendi tabanından kopma, kendi gerçekliğine yabancılaşma riski vardır. Kongrede bunlar da tartışılmalıdır. Kendi eksiklikleriyle hesaplaşmayı beceremezse bir sıkıntısı olacaktır. 

7 Haziran’dan bu yana siyaset tarzımız, belediyecilik tarzımız, örgütlenme tarzımız hepsinin eksiklikleri tartışılmalı ve sorgulanmalıdır. HDP’de demokratik işleyişi kurgulanamasa da sıkıntı olur. Yoğun baskı var. Direngen bir yönetim tablosu da yetmiyor. Özellikle bileşenler arasında güven ilişkileri çok yüksek düzeyde olması gerekiyor. Bu da ancak HDP siyasetinin demokratik şekilde örülmesiyle mümkündür.


HDP örgütlülüğünü nasıl güçlendirecek?

Örgüt denilince aklımıza gelen tek şey il ve ilçe örgütleri, ona bağlı komiteler, çok teknik ve temsili komiteler şeklinde. Oysa yapılması gereken mahalleler, fabrikalar üzerinden örgütlenmeler yaratmak. Yüzümüzü kır ve kentin yoksullarına dönmemiz gerekiyor. Buraya yönelik mücadele azmi ve geleneği kurulması gerekiyor.  


HABER MERKEZİ/ETHA






HDP seçim endeksli olmamalı

HDP bileşenlerinden Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Eşsözcüsü Kezban Konukçu, “Müzakere sürecinin bir partisi olarak kendimizi şekillendirip ortaya koymuşken, faşizmin inşa edildiği bu günlerde kendimizi nasıl örgütleyeceğiz, kongrede önemli bir tartışma konusu olacak” dedi. Konukçu’nun ‘Nasıl bir HDP’ sorularına verdiği yanıtlar şöyle:


HDP’nin 5 yılı nasıl geçti. Kazanımları, yaptıkları ve yapamadıkları, güçlü ve zayıf yanları nelerdir?

Suruç’la başlayan, Ankara’yla devam eden, günümüzde Efrîn operasyonuyla kendini ortaya koyan savaş sürecinde HDP’nin kendini buna göre örgütlemesi gerekiyordu. Şimdi faşizmin inşası sürecini yaşıyoruz. Böyle bir dönemde kongre sürecine girdik. Tartışmalarımızın ağırlık noktasını da bu oluşturacak sanırım. Yani biz müzakere sürecinin bir partisi olarak kendimizi şekillendirip ortaya koymuşken, faşizmin inşa edildiği, kurumsallaştığı bu günlerde kendimizi ortaya koyma, siyaset yapma şekli, biçimi, söylemi, yaklaşımı açısından nasıl örgütleyeceğiz, kongrede önemli bir tartışma konusu olacak.


Faşizmin inşa süreci dediniz, HDP bu süreci nasıl karşıladı, neler yapılabilirdi, neden yapılamadı?

Faşizmin ilk hedeflediği siyasi parti HDP oldu. Batıyla doğunun isyanını buluşturmak için ortaya çıkması sistemi, AKP/Saray rejimini çok korkuttu. HDP, çok ciddi bir baskı altında kaldı. Şu anda yaşanan şey bir rejim krizi, sıradan bir kriz değil. Kemalizmin tükendiği, siyasal İslam’ın yapılandığı, siyasal İslam’ın iktidarda olduğu ama tam devlet olamadığı, tüm kurumları ele geçirmeye çalıştığı, bunun için de faşizm yolunu seçtiği bir dönemden geçiyoruz. 7 Haziran müzakereci bir süreçken, faşizmin kurumsallaştığı bir sürece kendini adapte etmede sorun yaşadı. Faşizm koşullarına, baskıcı koşullara göre kendisini örgütlemesi gerekiyordu. Mesela özyönetim sürecinde kendisini ortaya koymada yaşadığı sıkıntılar oldu. Bazen bir kişinin ya da grupların daha etkin rol alıp süreci yönetmeye çalıştığı durumlar oldu. Tüm bileşenleriyle ortak bir yaklaşım olmadığından sıkıntılar yaşadık. 


HDP kongresini topluyor. Bu kongre ne anlama geliyor ve HDP’nin bu yeni dönemde öncelikleri ne olmalı?

Karşımızdaki ne kadar cüretkarsa biz de ezilenler, muhalifler, sosyalistler olarak o kadar cüretkar olabilmeliyiz. Evet, gerçekten çok kırılgan bir süreç. Ancak faşizmin tek nedeni bizim bir araya gelerek antifaşist bir mücadeleyi örgütleyemememizden kaynaklanıyor. AKP’nin çok ciddi sıkıntıda olduğu biliyoruz. Tüm bunlar olurken bizlerin seyirci olmak yerine, sadece analiz yapan siyasetçiler olmak yerine, süreci değiştirmeye, kendi lehimize dönüştürmeye dönük atılgan ve cüretkar olmamız gerekiyor. Burada HDP’nin bir rol üstlenmesi gerekiyor. Antifaşist tüm güçleri bir araya getirmek için bir programla ortaya çıkmamız gerekiyor. Bir araya getirebileceğimiz bütün güçlerle faşizme karşı mücadeleyi yükseltmemiz gerekiyor. Bu hep söyleniyor, ancak buradaki sıkıntı bizce somut olmamasından kaynaklı. Projenin somut olması gerekiyor. Hatta seçimler 2019’a kalmayacak. Zaten HDP’nin seçim endeksli düşünmemesi gerekiyor.


Antifaşist mücadele nasıl bir hattan ilerlemeli?

Birincisi savaş karşıtlığı üzerinden, ikincisi bu ülkenin ekonomik darboğaza girme ihtimali var. Biz sosyalist güçler olarak, HDP olarak buna çok hazırlıksızız. İnsanlar kendini meclisin önünde yakıyorsa, soyunup isyan ediyorsa örgütsüzlüğünden yapıyor. Örgütlü işçi eylemini yapar, direnişini gerçekleştirir. Sınıfın örgütlenmesi meselesine HDP’nin mutlaka el atması gerekiyor. Erdoğan bu oyları işçilerden, emekçilerden alıyor. Saray/AKP rejiminin sınıf üzerindeki ideolojik hegemonyasını kırmadan biz bu sınıfı örgütleyemiyoruz.


674

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA