YOL arayanı çağırır

Bir zaman tüneline yol alıyor ve hiç görmediğimiz Çarçela’da buluyorduk kendimizi. Tutuşan sözcükler kar kalınlığını eritmeye yeterken, gerillanın sırtladığı hasretlikler; uzaktan da olsa görme mutluluğuna sarılıp, özgür olma damarlarına açılıyor...

12 Ocak 2018 Cuma | Toplum-Yaşam

DERİN SEZER / BEHDİNAN


Doğanın kendi kabuğuna sığmadığı, pastel boyayla yıkanmış bir mevsim tablosundan çıkıp, kışa girdik. Cevheri araştırırken, diyalektiği kaçırmamak bilgelerden bize kalınca; karakışın, ilk beyaz perdesiyle de tanışmış olduk. Diğerlerine göre farklı bir tanışmaydı bu. Işığın beyaz; ateşin, kızıl; rüzgarın, mavi; suyun yeşil ve daha bir berrak aktığı zaman ve mekandaydık. Bu zaman aralığının kendine has güzelliğini Kürdistan dağlarında keşfederken, altın arayıcılar misali gerillayı arıyorduk. Bu mekanın farklı bir zenginliği olduğu ve milyonları etkileyen yaşamıyla kimilerinde merak kimilerinde de korku konusu bir renk olduğunu biliyorduk. 


Gerilla sohbetine misafiriz…

Mağ kelimesi Kürtçe ateş ocağında birikmiş kor halindeki ateş topağını ifade eder. Gerillalar soğuk kış günlerinin büyük kısmında ateş ocağında kor halindeki kızıl sıcaklık etrafında toplanır ve bu toplanma koyu sohbetlere misafir olur. Burada günlük yaşam ateşsiz ve sohbetsiz geçmez. Her gün bir gerilla ateşin başında toplanan yoldaşları için bir mesel açar. Bir çeşit zamanın çağdaş Maği’leri (rahip ve rahibeleri) olarak tanımlayabileceğimiz gerillaların, ağzından dökülen her bir söz ateş kızıllığında ve ışık kadar beyaz… Ve o sohbetlerden birinin misafiriyiz. Mervan isimli bir gerilla bize Çarçela’yı anlatıyor.    

Mervan, Çarçela’nın özgürlüğün sürekliliğini ifade ettiğini, bu özgürlüğü metrelerce karın ve soğuğun altında sıcak bir özlem gibi koruduğunu söylüyor.


Çarçela dile geliyor…

Bu sohbette iklim kendini yeniden gözden geçirircesine ısınırken; tarihi bugünlere getiren, onu duyumsatan ve anlaşılır kılan bir zaman tüneline yol alıyor ve hiç görmediğimiz Çarçela’da buluyorduk kendimizi. Tutuşan sözcükler kar kalınlığını eritmeye yeterken, gerillanın sırtladığı hasretlikler; uzaktan da olsa görme mutluluğuna sarılıp, özgür olma damarlarına açılıyor.

‘Çarçela öyle bir yer ki’, ‘Çar’-‘çel’a Kürtçede dört yükselen burç anlamına gelir. Kuvvetle muhtemel dört temel halkın izleridir burçlar. Ve engin yükseltilerden fısıldar Çarçela tarihin gör dediklerini çocuklarına. 

‘Ben oyum ki’, doğuda hiç bitmeyen ezgilerimle kuşlar semada dans eder. Zap’ın kuzey yakasına olan sevgimi hiç gizleyemem. Serin bir su olup akarım. İnsanlara, bin bir çeşit çiçeğe ve envai çeşit canlıya kucak açarım. Batıdan Avaşin suyuyla kesişir yolum. Durmak ve yorulmak bilmeden Cilo’da bulurum kendimi. Güneyden yüzüm sarp ve engebelidir. Ancak beni anlayan ve bileni sırtımda taşır, Zagros silsilesi boyunca uzanırım, O’nunla bir olurum. Kuzeyden bir volkan gibiyim, büyük bir coğrafyaya kucak açarım. İnsanların gözünde ben Toros dağlarının doğuya doğru uzantısı gibi görünürüm.


Yücelerden bir ses….

Sabahlarım güneş pırıltısına yol aldırır, devasa kayalarımın uçurum diplerinde sakladığım gölgemle serinlik katarım güne. Labirente benzeyen; yükselen ve inişli yollarıma denk gelirseniz şaşırıp, paniğe kapılmayın doğru yolu kalbiniz size gösterecektir. Gecelerim karanlığa gizem katarken, hakikat katlarını arşınlıyormuş gibi bir hisse kapılırsınız ve merakla dolar yüreğiniz. Yücelerden bir ses fısıldar ve siz o sese kulak kesip yükseklere tırmandıkça yüreğinizi serinlik kaplar. Kim bilir belki hakikat serinlikte nakşını işler...! Ama dikkat! Zordur bu yürüyüş. Zira ayaklarınıza batan dikenlere katlanmanız gerekecektir veya adımlarınıza dikkat etmeniz… Zirveye ulaştığınızda hakkın divanına çıkmış gibi hissedeceksiniz. İstediğinizi söylemeye geçit verilmiş ve yıldızlar gökyüzü kürsüsünde size yakın bir yerde oturmuş, dinlemeye hazır beklemektedir. Benden söylemesi; dolunaylı zamanlarda gözünüzdeki perdenin kaldırıldığını düşündürür ve kendinizi sonsuz zamana ulaşmış fikrine kapılırsınız. 

Halimce sert bir iklimim. Toprağımda açılan yarıklar müptela olası sulara kap olur. Çağlar boyu bana zarar vermek isteyen devasa ordulara müsamaha göstermedim. Şu meşhur İskender’i duymuşsunuzdur; o bile buralardan geçmek isterken hüsrana uğrattıklarım arasında... Masum gözeneklerime sığınmak isteyen insanlara yuva olmasını bildim, şimdi olduğu gibi… 

Hazır söz açılmışken, ben Kürt’ü, Ermeni’yi, Acemi’i vd. çok sevdim. On’ların üzüm bağlarını, tarım arazilerini ve kutsal mekanlarını yüreğime işledim. Üç devletin sınırlarını keserken, bu duruma alışamadığımı belirtmeliyim. Ve ne zaman kafamda küçük bir acı birikinti dahi oluşmaya başlasa gözyaşlarıma hakim olamam. Gözyaşlarım sel olup akar. Bakmayın öyle, olur benim böyle gel-gitlerim. Bir yanım sıcak, bir yanım soğuktur; bir yanım güleç güzel insanlar gibi, bir yanım baygın kötü insanlar gibi…  


Hollandalı gerilla Çarçela’da

Çarçela’dan sözü alıp devam eden gerilla Mervan, silahlı mücadele tarihlerinde Çarçela’nın bin yılların insanlık özünü taşıdığını ve bu yeryüzü cennetinin bir parçasını cehenneme çevirmek isteyen egemenlere geçit vermeyeceklerini söylüyor. Devamında Mervan, “Bizim Çarçela’ya sevgimiz böyle niceyken, Çarçela’nın bize sevgisi nasıldır siz düşünün?” diyor.

Mervan’ın anlatımlarının takipçisi olarak peşinden Çarçela’nın engin ve aydınlık yüksekliğinde gezintiye devam ederken, Hollanda’dan gerillaya katılmış boyu bir 65 civarında olan gerilla Arjin düşüyor aklımıza. 

O’nunla 12 Temmuz 2017’de yeniden yolumun düştüğü Kürdistan dağlarında bir yolculuk sırasında tanışmıştım. Gözleri uzaklara kilitlenmiş, esmer yürekli bu gerilla yol boyunca yüzünden tebessümü hiç eksik etmedi. Savurduğu her sözcük, ileriye attığı her adımda Çarçela’yı andı. Yakın bir zaman içerisinde istemese de yapılan düzenleme sonucu ayrıldığını belirtiyordu.  

Arjin geçtiğimiz yıl Çarçela’ya girmek isteyen faşist Türk ordusuyla 20 metrelik karda verdikleri direnişten şöyle bahsediyordu: 

Çarçela olanca sorumluluğuyla imkanlarını bize sunmanın yanında, evlatlarını korumaktan geri durmadı. Biz de mevsim şartlarına göre mevzilenip, savunma haline geçmiştik. Mevsim kıştı ve yağmaya başlayan kar giderek, yer kürede kalın bir tabaka oluşturmaya başlıyordu. Türk ordusu bunu bir fırsat olarak görse de, Çarçela’ya operasyon yapmak öyle kolay değildi. Olağanüstü tekniklere sahip olsan bile girmek bir meseledir, rahatça çıkabilmek ise başka bir mesele… Onun için kırk kez bile düşünmek yeterli gelmeyebilir. O kış, tüm tekniğini seferber eden düşman; uçak, kobra ve havanlarla Çarçela’yı döverken karadan da piyadeleriyle alana girmek istiyordu. Kar kalınlığı 20 metreye ulaşmıştı. Biz de ise Kleş, BKC, B7 (roketatar) ve birkaç doçka (uçaksavar) silahı mevcuttu. 


İşgale karşı direniş

Eşitsiz teknik ve nicelik karşısında mübalağa cenk böyle başlıyordu. Evet, adaletsiz bir savaşı gerilla taktikleriyle boşa çıkarıyor ve düşmanın üstün silah tekniğini etkili vuruşlarla püskürtüyorduk. 20 metre karın altında ateş geçitleri altında üstümüze düşen bombalar, karşılıklı yağan mermiler eşliğinde bedenlerimizi Çarçela’nın özgür kalması için siper etmiştik. Onun için hiçbir soğuk oranın işgalinden daha soğuk olamazdı. İşte böyle bir hissiyat ile Çarçela’yı savunuyorduk. Çarçela da son ana kadar evlatlarının yanında kalmak istiyordu. Düşman her ne kadar ilerlese de, gerilla Çarçela’yı bırakmadı. Dedim ya farklı bir atmosferdi. Tüm arkadaşlar ortak karar almış gibi hareket ediyor ve Çarçela’nın akşam öfkesini de yanına alarak, zifiri karanlıkların kuytuluklarına gizlenmiş intikam duygusuyla düşmana saldırıyordu. Düşmanın nafile telaşları, aldığı ağır kayıplara; döktüğü ecel terleri, psikolojik mağlubiyete gebe oluyordu. Ve işgal orduları bir kez daha Çarçela’dan yenilgiyle ayrılıyordu. 

Çarçela, metrelerce karın altında bile evlatlarını koruma sözünden geri dönmeyeceğini cümle aleme duyururken, gün batımı ile gerilla Mervan’ın anlatımları da sona eriyor.

Beyaz örtünün eşsiz güzelliğinde güneşin kızıl selamını alarak, gerillanın ateş ocaklarındaki başka bir sohbetine konuk olmak üzere yol da bizi çağırıyor. 



419

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA