Kent dışına atılanlar

Esenler, Güngören, Kağıthane, Okmeydanı, Balat, Tarlabaşı, Fikirtepe, Küçük Armutlu… Bu liste uzayıp gidiyor. İstanbul’un her tarafı birer şantiyeye dönüşüyor. Bir yandan şehir merkezlerine yakın olan mahalleler yıkılırken, bir yandan da şehir dışında bulunan arazilere TOKİ konutları inşa ediliyor.

09 Ocak 2018 Salı | Dizi

HAYRİ TUNÇ


Okmeydanı, Küçük Armutlu, Gülsuyu, Gazi, 1 Mayıs… Kentsel dönüşüm için seçilmiş, rantı son derece yüksek bölgeler. Kentsel dönüşüm, her ne kadar depreme karşı önlem olarak sunulsa da esas itibariyle yoksul halkı şehrin merkezinden çıkarıp şehrin çeperlerine atmak, onlardan boşalan yerlere de zenginlere hitap eden gökdelenler, rezidanslar, oteller dikmek.

Esenler, Güngören, Fatih, Bayrampaşa, Kağıthane, Okmeydanı, Derbent, Balat, Tarlabaşı, Fikirtepe… Bu liste uzayıp gidiyor. İstanbul’un her tarafı birer şantiyeye dönüşüyor. Bir yandan şehir merkezlerine yakın olan mahalleler yıkılırken, bir yandan da şehir dışında bulunan arazilere TOKİ konutları inşa ediliyor.

İstanbul, 1950’lerden beri yoğun göç alan bir şehir. Zamanla İstanbul’a gelen insanların şehrin dışına kurduğu gecekondu mahalleleri kentin bu bölgeleri zamanla genişleyen kent yaşamının içinde kaldı.

Rantsal dönüşümün amacı, şehrin ortasında kalan ve arazi değerleri çok artan bu yerlerde oturan insanları şehrin dışına yollamak. Şehir merkezlerini, zenginlere teslim etmek. Rantsal dönüşümün gerçekleştireceği yerler sadece eski “kenar mahalleler” değil. Şehir merkezindeki tarihi yapılar, sahil şeritleri, halkın kullanımına açık korular, piknik alanları yani şehirde güzel ne varsa  AKP’nin hedefinde. 


Okmeydanı neden hedefte?

Okmeydanı, son bir kaç aylık süreçte, Gazi Mahallesinin yaşadığı polis baskısını yaşamaya başlamıştı ancak, Okmeydanı’nda devletin sürdürdüğü sürgün politikası daha eskilere dayanıyor. Şehrin merkezine en yakın yer olan Okmeydanı‘nda devlet uzun süredir bir çok adli duruma göz yumuyordu. Mahallenin neredeyse her yerinde uyuşturucu satan çeteleri görmek mümkün. Uzun bir süre, çetelerle savaşan devrimciler ise OHAL sürecinde çok ciddi baskılarla karşılaştı.

Okmeydanı sokaklarına çeteciler ne kadar özgür dolaşıyorsa, devrimciler için bu tam tersi durum sözkonusu. Kentsel dönüşümde ise mahalle halkı ile devlet arasından mahkemeler sürüyor. En son, mahkeme, Okmeydanı’nın yeniden düzenlenmesini içeren planları iptal edip, halktan yana karar almıştı. Ekim ayında Beyoğlu Belediye Başkanı, Okmeydanı’nda 2018 yılında kentsel dönüşüm çalışmalarına başlancağını açıkladı. Mahalle halkı defalarca kentsel dönüşüme karşı eylemler düzenledi. Ancak daha 2014 yılında yapılan açıklamalarda Okmeydanı’nın tamamen yıkılacağı belirtiliyordu. 


Zenginlerin hedefi Küçük Armutlu

İstanbul’da aslında önemli bir mahalle de konumu gereğince özellikle zenginlerin ağzını sulandıran Küçük Armutlu. Tam Boğaz Köprüsünün yanında duran mahalle, yıllardır yıkım tehdidi ile karşı karşıya duruyor. Ancak, mahallenin neredeyse tamamında halkın ve devrimcilerin birlikte hareket etmesinden kaynaklı, şu ana kadar ciddi bir yıkım saldırısı ile karşılaşılmadı. Yıkım saldırısı olmasa bile, Küçük Armutlu’da, diğer mahalleler gibi ciddi bir polis ablukası ile karşı karşıya.

Mahallede yapılmak istenen her etkinlik polis tarafından engelleniyor, insanlara neredeyse 24 saat keyfi bir şekilde GBT yapılıyor. 

Diğer mahallelere göre, çetecilerin çok yoğun giremediği ve Halk Cephesi nezdinde yapılan çalışmalarda kendi içinde belli bir komün yaşamını yakalamış olan Küçük Armutlu aslında diğer mahallelerden daha çok devletin yıkmak istediği mahalle olarak karşımızda duruyor.

Yoğun devlet saldırılarına maruz kalan mahalle aslında kuruluşu itibarı ile sokaklarına kadar devrimci mimar ve mühendislerin yarattığı bir mahalle. Yoksul halkın ciddi bir ortaklaşma yarattığı mahalle de oturanların tamamı birbirini tanıyor. Bu tanışıklık ve ortaklaşma da aslında mahalleye yönelik saldırılara karşı ortak tepki vermenin de önünü açıyor. 


Gazi Mahallesi: Pazarlık olmayacak

Gazi Mahallesi’nde ise kentsel dönüşüm üzerinden yürüyen mücadelede halk, karşısında herhangi bir muhatap bulamıyor, mahkemelerden istenilen sonuçlar alınamıyordu. Mahalle halkının oluşturduğu temsilciler, ne Sultangazi Belediyesinde ne de başka yerlerde kendilerini dinleyecek bir yetkili bulamamaktan şikayetçi. En son değişen parselesyon kararlarına ilişkin mahalle halkının çok yoğun bir şekilde dilekçe vermesinden sonra, kararlar belediye meclisinde imzalanmadı ve mahalle temsilcileri ile İBB ve Sultangazi Belediyesi arasından görüşmeler olacağı söylendi. Ancak mahalle halkı bir pazarlığın olmayacağını ve kararın geri çekilmesi gerektiğini savunuyor. 


Mahallelerdeki devrimciler ve OHAL süreci

İstanbul’da bazı mahalleler, devrimci yapıların yoğunluğunun olduğu ve halkla birebir ilişki kurduğu, çalışmalar yürüttüğü alanlardır. Özellikle devletin yoğun bir şekilde saldırıların olduğu mahallelerde devrimci çalışmaların yoğunluğu dikkat çekmektedir. Devrimci mücadelenin en önemli örgütlenme alanlarından olan mahallelerde, birçok kurum ve yapı, mahalle halkıyla bütünleşecek çalışmalar içinde yer alıyor, halkın sorunlarına yönelik çalışmalar yürütüyor. 

Bu mahalleler içerisinde Küçük Armutlu ise daha farklı bir yerde duruyor. Mahalle içerisinde, kârı ile mahalle halkının ihtiyaçları için çalışmalar yürütülen 2 Halk Market var. Bunun yanında özellikle yaşamını yitiren devrimcilerin aileleri için kurulan Sevgi Erdoğan Vefa Evi bulunuyor. Vefa evinde kadınların yaptığı yoğurtlar satılarak, giderler karşılanıyor.

Bunların yanında, maddi imkansızlıklardan dolayı tamamlanmayan ve her şeyini Halkın Mimar Mühendislerinin üstlendiği bir cemevi de bulunuyor. Mevcut olan cemevinin hemen yanına yapılan ve büyü bir kompleks olarak düşünülen cemevi inşaatına yönelik zamanında polis saldırıları da oldu. Küçük Armutlu’da çalışma yürüten bir çok devrimci genç, mimar, mühendis, OHAL sürecinde, anlamsız iddianamelerle tutuklandı. 


Yoğun gözaltı ve tutuklamalar

Gazi Mahallesi’nde de hem kültür sanat çalışmaları hem de mahalle sorunlarına yönelik çalışmalar yürüten onlarca dernek ve kurum bulunmakta. OHAL sürecinde ilk baskı da doğal olarak, mahalle de örgütlenme yapan devrimci-demokrat kurumlar üzerinde oldu. OHAL ilanıyla birlikte, mahallede devrimci olduğu bilinen kim varsa evleri basılmaya, gözaltına alınmaya, tutuklanmaya başlandı. Bu gözaltı ve tutuklama süreci öyle bir hal almıştı ki, mahalle de devrimciler dışında, onlara selam verenler bile gözaltına alınmaya başlanmıştı. OHAL sürecinde tam sayı bilinmemekle birlikte sadece Gazi Mahallesi’nde yüzlerce devrimci veya devrimci dostu gözaltına alındı ve tutuklandı. 

Okmeydanı’nda da durum bunlardan farklı değil aslında. Okmeydanı’nda faaliyet yürüten ve Grup Yorum’un da çalışmalarını yaptığı İdil Kültür Merkezi sayısız kereler basıldı; iki katlı olan kurumun duvarları yıkıldı, müzik aletleri parçalandı. Okmeydanı’nda faaliyet yürüten Halkevleri Dayanışma Evleri gibi kurumlar da bu baskınlardan nasibini aldı. Okmeydanı Halkevi’nin tabelası kırıldı, kuruma gidip gelen gençler tehdit edildi. Sibel Yalçın Parkında bulunan çay bahçesine gelen devrimci gençler zırhlı araçlarla kaçırılıp tehdit edildiler. Devrimci Gençlik Federasyonu binası son aylarda onlarca kez basıldı; duvarları yıkıldı ve son olarak hiçbir şekilde tadilat yapılmasına ve kimsenin girmesine izin verilmeyen bina da şüpheli bir şekilde yangın çıktı.


Devlet eliyle kumar ve uyuşturucu

OHAL süreciyle mahallelere yönelik saldırı ve baskılarını yoğunlaştıran devlet, bir yandan devrimcilere saldırırken diğer yandan mahalle halkınında göç etmesi için, günlük hayatı olumsuz etkileyen bir dizi baskı sürecini de geliştirdi. Gazi Mahallesi’nde taksi duraklarına, çay bahçelerine izin vermeyen, özellikle muhalif insanların açtığı iş yerlerini mühürleyen, yıkan polis ekipleri Okmeydanı’nda da muhalif kimlikleriyle bilinen insanların işlettiği kahvehaneleri ve işyerlerini mühürleyip, insanların geçim kaynaklarını engelleme yoluna gidiyor. Bunların yanında, kumar oynatılan kahvehanelere, uyuşturucu satılan mekanlara herhangi bir baskın düzenlenmiyor, bu tip işletmelere göz yumuluyor. 

Bu kadar baskı, gözaltı, tutuklamalara ve bir nebze de olsa halk ve devrimci çevreler içerisinde oluşan yılgınlık psikolojisine rağmen devrimci yapılar ise çalışmalarına ellerinden geldiği oranda devam ediyor. Özellikle mahalleler üzerinde geliştirilen baskı ve göç politikalarına yönelik çalışmalar yapan, insanların barınma hakkı üzerinden yoğun çalışmalar yürüten devrimciler, mahallelerde büyümelerine izin verilen çeteleşmeye karşı da yoğun bir çalışma içerisindeler. Özellikle yıkımlar ve çeteleşmelere yönelik çalışmalarını yoğunlaştıran devrimcilere en büyük engel ise polislerden geliyor. 


Halk göçe zorlanıyor

Gelinen süreçte yoksul mahalleler, devlet, çeteler, müteahhitler tarafından yoğun bir baskı cenderesi altında tutuluyor. Bir yanda kentsel dönüşüm adı altında yürütülen talan, bir yanda çete ve kolluk güçleri eliyle yaratılan kriminalize durum ve bunu destekleyen basınla birlikte İstanbul’un yoksulları evlerinden, kendilerine yurt edindikleri yerlerden kent dışına atılmaya, kentin dışında yaşamaya mahkum edilmeye çalışılıyor. İktidar, kendi yarattığı zenginlere ve “sahte orta sınıfa” kentin şu an için en güzel yerlerini peşkeş çekmeye çalışıyor. Buna rağmen, devrimcilerin ve mahallede yaşayan halkların direngenliği ile bunu yaparken zorlanıyor ve ortamı terörize edip, halkı bıktırıp göç etmeye zorluyor. Bunu daha bir kaç ay önce Sur’da halka yönelik saldırılarla, elektirk ve su gibi temel ihtiyaçlarını keserek yapmıştı. 

Türkiye tarihi, ezenlerin, halkı her daim göç ettirmeye, sürgün ettirmeye yönelik çalışmalarıyla dolu. Bunun için gerektiğinde büyük toplu kırımlar dahi yapıldı. Maraş Katliamı bu göç çalışmaları için nasıl bir vahşilik içine girileceğini gösteriyor aslında. Baskılarla, zorla, katliamlarla halkı yerinden yurdundan edip, boş kalan yerlere kendilerine yakın insanları yerleştirme ve kendine “düşman” gördüğü halkları daha da köle haline getirme çabası bu ülkenin tarihinde onlarca örnekle anlatılabilir. Bugün, yoksul mahallelerde yapılmak istenilende bundan ibaret. Buna karşı mücadele eden yüzlerce devrimci ve muhalifte bu direnişi kırmak için tutsak edildi. 

Ancak görünen şu ki; ileri ki dönem, özellikle mahallelerde büyük direnişlere gebe olacak. Devletin açıklamalarında kentsel dönüşüm adıyla yapılan talanın devam edeceği belirtiliyor. Buna karşı barınma hakkı üzerinden yürütülen çalışmalar, yıkımlar yaklaştıkça büyük direnişlerinde geleceğini gösteriyor. 


 - BİTTİ -




Tarlabaşı’nda yıkım 7 yıl sürdü


İlk olarak 2005’te gündeme getirilen dönüşüm hikayesi için 2010’da yıkımlar başlatıldı. 7 yıldır süren yıkım ve inşaat hali yargı kararlarıyla sık sık durduruldu ancak fiiliyatta hep devam etti.

Tarlabaşı kuzeyde Dolapdere Caddesi, güneyde Tarlabaşı Bulvarı, doğuda Talimhane, batıda ise Kasımpaşa ile sınırlanan, Taksim Meydanı’na ve Beyoğlu Caddesi’ne yakın bir mahalle. Tarlabaşı’nın kentsel dönüşüme hedef olmasının başlangıcı 1980 darbesi sonrası oldu.

Dönemin belediye başkanı Bedreddin Dalan dar bir cadde olan Tarlabaşı Caddesi’ndeki 350 tarihi yapıyı yıkarak şu andaki Tarlabaşı Bulvarı’nı açtırdı. 

Tarlabaşı’nın kentsel ve kültürel gelişimini merkezi iktidarın ve belediyenin dikkatinden uzak kendi içinde yaşadı. Ta ki 2006 yılına kadar.

28 Mart 2006’da yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararıyla; Beyoğlu Kentsel SİT Alanı içerisinde kalan, 209’u ‘kültür varlığı’ olarak tescil edilen ve binlerce insanın yaşadığı toplamda 269 binadan oluşan 20 bin metrekarelik alan “yenileme alanı” ilan edildi. Eylül 2008’de ise binalar boşaltılmaya başlandı.

Dönemin TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın “terörün, uyuşturucunun, devlete çarpık bakmanın yuvası“ sözleriyle tanımladığı Tarlabaşı’nın halkı evlerinden çıkmamak için dirense de 2010’daki yıkımla zorla tahliyeler başladı.

Bianet’ten Tansu Pişkin’in haberine göre maliyeti 500 milyon olan proje Tarlabaşı’nda Erik Sokak, Fıçıcı Abdi Sokak, Kara Kurum Sokak, Halepli Bekir Sokak ve Sakız Ağacı Caddesi’nin bu sokaklar içinde kalan kısmı ile Küçük Kırlangıç Sokak, Yayla Sokak, Çöplük Çeşmesi Sokak, Keresteci Recep Sokak, Dernek Sokak ve Tarlabaşı Bulvarı’nın bu sokaklar içinde kalan kısmı ile Toprak Lüle Sokak bölgelerini kapsıyor.

26 Ağustos 2010 itibariyle yıkım ve inşaat hukuksuz olarak başlatıldı; semtte yaşayanlar proje nedeniyle mahallelerini terk etmek zorunda bırakıldı.




GOP’ta zorunlu göç dayatması


26 Ocak 2013 ve 15 Aralık 2013’de Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararı ile 4,3 milyon metrekarelik alan 6306 sayılı Afet Yasası kapsamında “riskli alan” ilan edildi.

Kentsel dönüşüm bölgesi Haliç kıyılarından TEM Otoyolu’na uzanan bir bölgede olup riskli alan ilan ediler yerlerin çoğu Mayıs 2013’te dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışını yaptığı VIALAND adlı alışveriş ve eğlence merkezinin çevresinde bulunuyor.

120 bin insanın yaşadığı riskli alan bölgesinde sekiz okul, 19 cami, bir cemevi, 10’dan fazla park, 55 bin metrekare büyüklüğünde iki mezarlık (Karlıtepe ve Eyüp Mezarlığı’nın Gaziosmanpaşa içinde kalan kısmı) ve bir hastane var.

2013’ten başlayarak 2016’ya kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın talebi, Bakanlar Kurulu’nun da kararları ile ilçenin 14 mahallesinde riskli alan ve acele kamulaştırma kararları verildi. Bu mahalleler şöyle: Merkez, Pazariçi, Sarıgöl, Yeni, Yenidoğan, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Barbaros Hayrettin Paşa, Yıldıztabya, Karayolları, Küçükköy, Silahtarağa, Karlıtepe ve Bağlarbaşı mahalleleri.

Geçtiğimiz hafta Gaziosmanpaşa Barınma Hakkı Meclisi, ilçenin 2013’ten beri kentsel dönüşüme karşı verdiği mücadeleyi 2017 boyunca yaşanan gelişmeleri aktararak raporlaştırdı. Barınma Hakkı Meclisi taleplerini şöyle sıraladı:

* Tüm riskli alan kararlarının geri alınmasını ve evlere gönderilen riskli yapı tebligatlarına son verilmesini,

* Halka sorulmadan kentsel dönüşüm yapılmamasını,

* Mimarlar Odası’nın, Şehir Plancıları Odası’nın, Çevre Mühendisleri Odası’nın ve avukatlarının içinde olduğu, masa başında değil, halkın tüm bileşenleri ile hep birlikte karar verdiği bir dönüşüm,

* İnsanın, ağaçların, müşterek kamusal alaların, kent hayvanlarının korunduğu planlar,

* Gaziosmanpaşalılar olarak barınma ve kent hakkımızın tanındığı, okul, park, hastane gibi kamusal alanlarımızla birlikte mahallerimizin bir bütün olarak var olduğu, hepimizin birlikte yaşayacağı, hiç birimizin buradan kovulmayacağı bir Gaziosmanpaşa istiyoruz.


583

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA