Aydınlatıldı, hesabı da sorulacak

PKK Yürütme Komitesi, Paris Katliamı’nın aydınlatıldığını belirterek, katliamı yapanlardan hesap sorulacağını söyledi: "Fransız adaleti işlemezse de Kürt adaletinin ve insanlık vicdanının işleyeceği kesindir."

06 Ocak 2018 Cumartesi | Haber

Paris Katliamı’ndaki Türk zincirinin Hükümet, MİT ve tetikçiye kadar sabit olduğuna, yakalanan MİT’çilerin beyanlarıyla artık hiçbir şüphenin kalmadığına işaret eden PKK Yürütme Komitesi, Fransız hükümetinin katliam talimatını veren Erdoğan ile ilişkisini sürdürmesini, hatta Paris’e davet etmesini kınadı.

Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013’te Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in öldürülmesinin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen cinayetlerin ardındaki sis perdesi hala aydınlatılmış değil. Davanın tek tutuklu sanığı tetikçi Ömer Ziya Güney ile ilgili soruşturma, Mayıs 2015’te tamamlanarak iddianame hazırlanmasına rağmen Güney’in 23 Ocak 2017’de görülecek davaya kısa bir süre kala beynindeki tümör nedeniyle 17 Aralık 2016’da öldüğü açıklandı. Ölümüyle arkasında cevaplanmamış birçok soru bırakan Güney’in cinayetlerin üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen mahkemeye çıkartılmaması tartışmalara neden olmuştu. Cinayetlerle ilgili Ankara’da yürütülen soruşturmada, elde edilen uçuş kayıtlarında Güney’in 18 Aralık 2012’de yani suikasttan 19 gün önce Paris’ten İstanbul'a aktarmalı olarak geldiği Ankara’da 3 gün kaldıktan sonra aynı yolla Paris’e döndüğü ortaya çıktı.

 İlk başlarda “Örgüt içi infaz” olarak kamuoyuna açıklanan cinayetlerin daha sonraki süreçte MİT ile bağlantısı olduğu ortaya çıkarken, internete yüklenen ve Güney’e ait olan ses kayıtlarında Güney’in MİT’le bağlantısı olduğunu belirten ifadeler yer alıyordu. MİT’e ait “gizli” ibareli ve “arz notu” başlıklı belgede Cansız’a suikast için 6 bin Euro ödeme yapıldığı yer alırken, yakalanan MİT yöneticileri de detaylarıyla birlikte teyit etti. 


Fransa bildiği halde

PKK Yürütme Komitesi, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te Paris’te Erdoğan liderliğindeki Türk devleti tarafından katledildiklerini ve Fransa hükümetinin bunu bildiği halde dosyayı kapattığını bildirdi. Tetikçi Ömer Güney’in hapishanede tutuklu kaldığı süre içerisinde MİT üyesi olduğu, görevin kendisine MİT tarafından verildiği ve hapishaneden MİT tarafından kaçırılmak istendiği kanıtlandığı halde ne ciddi bir tedbir geliştirildiği ve ne de adalet önüne çıkartıldığını hatırlatan PKK, sonunda da “Cezaevinde öldü” denilerek soruşturma ve yargılama sürecinin sona erdirildiğini kaydetti. 

Erdoğan başbakanlığındaki Türk hükümetinin talimat verdiği Hakan Fidan müsteşarlığındaki MİT’in emriyle tetikçi Ömer Güney’in hareketi geçtiğinin sabit olduğunu vurgulayan Komite, buna rağmen Fransa hükümetinin, Türk hükmeti ve Erdoğan ile ilişkisini sürdürmeye devam ettiğini belirtti. 


MİT’çilerine ifadesine rağmen

PKK Yürütme Komitesi açıklamasını şöyle sürdürdü: "Yakalanıp sorgulanan MİT yöneticilerinin somut ifadelerine rağmen rağmen Fransa hükümeti ve yargısı eski tutumunu sürdürmeye devam etmekte ve katliamın beşinci yıl dönümünde katliam sorumlusu Erdoğan’ı Paris’e davet ederek resmi görüşmeler yapmaktadır. Bunun barış, hak ve adalet gerçeğiyle alay etmek anlamına geldiği açıktır. Mevcut tutumuyla Fransa hükümeti Kürt karşıtlığını ve katliamdaki suç ortaklığını gizlememektedir. Hükümetin ve yargının beş yıldır gösterdiği bu tutumun Fransız tarihine ve adaletine gölge düşürdüğü tartışmasızdır.


Bu katliam başlangıçtı

Bu katliamla Özgürlük Hareketimizin ve PKK’nin imhasının ve tasfiyesinin hedeflendiği açık bir gerçektir. Faşist Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından yönetimimize yöneltilen katliam planının başlangıcını ifade ettiği ortadadır.


Hesapları tutmadı

Geçen beş yıl göstermiştir ki, Tayyip Erdoğan yönetiminin umudu kursağında kalmıştır. Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşların katledilmesi, Özgürlük Hareketimizin tasfiyesinin başlangıcı olmadığı gibi, tersine şehitlerimizi sahiplenme temelinde yürütülen etkili mücadele Hareketimizin uluslararası alanda daha çok tanınıp dost sahibi olmasına ve her bakımdan daha çok büyümesine ve güçlenmesine yol açmıştır. Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşların izinden yürüyen Hareketimiz ve halkımız, özellikle Kürt kadınları ve gençleri ile Kürt dostları dört parça Kürdistan’da ve yurtdışında özgürlük mücadelemizi daha çok büyütmüş, kahraman Kürdistan gerillası katillerden misliyle hesap sormayı bilmiştir. Beş yıl sonra yıkımın eşiğine gelen Özgürlük Hareketimiz değil, katil AKP-MHP faşizmi olmuştur.


Katiller artık açıktadır

Şimdi 9 Ocak Paris Katliamı’nın ve katliama karşı mücadelenin altıncı yılına girilmektedir. Altıncı yıla girerken Yönetimimiz tarafından katliam daha çok aydınlatılmış ve kamuoyu bilgilendirilmiştir. Artık faşist katiller hiçbir biçimde maskelenemeyecek kadar açıkça ortadadır ve hesap verecekleri anı beklemektedir. Hareket ve halk olarak isterdik ki, Fransız adaleti işlesin ve Fransız yargısı da faşist katillere hak ettikleri cezayı versin. Ancak şimdiye kadar bunun gerçekleşmediğini üzüntü içinde gördük ve bundan sonra gerçekleşeceğine dair de tüm umudumuzu kaybettik. Fakat Fransız adaleti işlemezse de Kürt adaletinin ve insanlık vicdanının işleyeceği kesindir. Dolayısıyla faşist katillerden yaptıklarının hesabı mutlaka sorulacaktır. Beş yıldır bu hesap sorma devam etti, altıncı yılda da katil faşist rejimi yıkma hedefi temelinde sürecektir. 


Taşıdıkları bayrak yükseklerde

Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşlar rahat uyusunlar. Şerefle taşıdıkları özgürlük bayrağı yeni Sara, Rojbin ve Ronahilerin elinde ve daha yükseklerde dalgalanmaktadır. Önder Abdullah Öcalan’ın 'Kadın özgürlüğü Sakine’nin mücadelesidir' belirlemesi, tüm kadınların elinde temel bir özgürlük ilkesi olmaktadır. Hareketimiz ve halkımız, Kürt kadınları ve gençleri, tüm devrimci-demokratik güçler Saraların amaçları tam başarıya ulaşıncaya kadar özgürlük ve demokrasi mücadelesini sürdürmekte kararlıdır." ANF/BEHDİNAN



Bayık: Erdoğan verdi, Fidan uyguladı

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Paris Katliamı’nın talimatının Erdoğan tarafından verildiğini ve örgütlemesinin de Fidan tarafından yapıldığını söyledi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Şehit Sakine Cansız Devrimci İntikam Operasyonu’nu Stêrk TV’ye değerlendirdi. Bayık, MİT’e yapılan operasyonun 'Şehit Sakine Cansız Devrimci İntikam Operasyonu' olarak tanımlanmasının nedenlerini şöyle izah etti: "Çünkü Şehit Sakine Cansız ve diğer arkadaşların şehit edilmesinde Erdoğan’ın talimatı söz konusu. Söz konusu katliam Erdoğan’ın emriyle gerçekleştirildi. Erdoğan, talimatı Hakan Fidan’a verdi ve Hakan Fidan da bu talimatın örgütlemesini yaptı; katliam tümüyle MİT tarafından yapıldı. 


Öcalan’ın iradesini kırmak için

Bu katliam, Önder Apo ile İmralı’da görüşmeler olurken gerçekleştirildi. Onlar, gerillanın silahsızlandırılmasını, dağıtılmasını Önder Apo’ya kabul ettirip soykırım siyasetini devam ettirmek istediler. Önder Apo buna karşı durdu. İmralı’da bu özel psikolojik savaş yürütülürken, faşist Türk devleti sonuç almak için Paris Katliamı’nı organize etti. Talimatı bizzat Erdoğan verdi ve Hakan Fidan da MİT’le bu katliamı yaptı. Sakine Cansız, PKK’nin kurucularındandı, zindan direnişinde tarihi bir yeri var ve ilk kongrede yer almıştı. Eğer Sakine Cansız bu süreçte katledilebilirse Önder Apo’nun iradesinin kırılabileceğini, siyasetlerini kabul ettirebileceklerini ve bu biçimde amaçlarına ulaşacaklarını düşündüler. Avrupa devletlerine de Kürt sorununun çözümüne yaklaşmayın mesajı vermek istediler."


Hesap sorma ve intikam

Operasyonun, Şehit Sakine Cansız Devrimci İntikam adıyla yapılmasının Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir gerçekliğiyle de ilgili olduğunu kaydeden Bayık, şöyle anlattı: "Haki Karer yoldaş Dilok’ta (Antep) katledildiğinde, biz bunu intikam alma gerekçesi yaptık. Cinayeti işleyen devlete bağlı bir ajan örgütlenmesiydi, ortadan kaldırdık. Önder Apo, bu şehadetin anısında PKK’yi kurdu. Partinin programı da Dîlok’da yazıldı ve Hareket’in temelleri daha da güçlendirildi, ilerletildi.


PKK adaleti gerçekleştirir

Önder Apo, ’biz adaleti gerçekleştiren bir Hareketiz’ diyor. Bizler hiçbir zaman haksızlığı kabul etmeyiz. Önder Apo’nun dediği gibi, ‘Eğer bazıları haksızlık yaparsa ölmüş olsalar bile mezarlarına gidip hesabını sorarız.’ Bu durum Hareketin tarihinde bir çok kez ortaya çıkmıştır. Hareketi ileriye, başarıya götüren, canlı kılan bu gerçeklik, bu ruhtur." 


Dünyada böyle örnekler yok

Devletler tarihinde devlet istihbaratlarının birbirine karşı savaşma, insanları öldürme, kaçırma vb. durumlar yaşandığını ama devrimci hareketlerin tarihinde büyük bir başarıyla gerçekleştirilmiş operasyonların örneğinin çok da görülmediğini kaydeden Bayık, "Türk devleti Hareketimize yönelik bir operasyonla kaçırma, öldürmeyi planlayarak bu biçimde Hareketimize darbe vurup sonuç almaya yöneldi fakat kendileri büyük bir darbe yedi. Dünyada bunun örneği, böyle sonuç alıcı operasyonlar yok, ilk kez Hareketimiz bunu gerçekleştirdi" diye konuştu


Bir istihbarat devletidir

Türk devleti ve Osmanlı tarihi irdelenirse istihbaratın rolünün görüleceğini ifade eden Bayık, bunların istihbarat üzerine kurulup öyle işlediğini belirtti. MİT’in de Teşkilat-ı Mahsusa’nın devamı olduğu anımsatan Bayık, şunları söyledi: "Bu tür devletler özel, psikolojik ve istihbarı savaş veremezlerse ayakta kalamazlar. Şimdi Türk devleti tamamıyla özel ve psikolojik savaşla ayakta. Bunun aparatı MİT’tir. MİT de kirli ve çürümüş bir strateji uyguluyor. Hareketimize ve halkımıza karşı da çok kirli siyaset uygulanıyor. MİT fuhuşu, ajanlığı, uyuşturucuyu geliştiriyor; sürgün ediyor, tutukluyor, öldürüyor, katliam yapıyor, yakıp yıkıyor ve talan ediyor."


Elimizdeki belgeleri açıklayacağız

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ellerindeki bazı belgeleri de açıklayacaklarını söyleyerek, şu ipuçlarını verdi: "AKP-MHP rejimi, MİT vasıtasıyla bununla DAİŞ’le ilişki kurup DAİŞ’i güçlendirmek ve böylece Ortadoğu’da amaçlarını gerçekleştirmek istedi. Hala Suriye ve Irak’ta karışıklık çıkarmaya çalışıyor; DAİŞ ve El Nusra’yla ilişkisini sürdürüyor. Bölgede istikrar istemiyorlar. Çünkü çok sıkışmış bir durumdalar, politikaları her alanda darbe yedi ve yenildi. Şimdi terör, şiddet, öldürme, tutuklama ve tehditlerle sonuç almaya çalışıyorlar. Şimdi elimizde bazı belgeler var, ileride bu belgeleri kamuoyuyla paylaşabiliriz.’’



Hükümet neden suskun?

DENİZ TEKİN/DEVRAN TOPTAŞ/MA/ANKARA


HDP'li Meral Danış Beştaş, Paris'te 5 yıl önce öldürülen 3 Kürt siyasetçinin dosyası için "Siyasi irade cinayetlerin aydınlatılması önünde engel" dedi. Beştaş, KCK'nin elindeki MİT'çilerin verdiği bilgilere dikkat çekerek, "Hükümet neden suskun" diye sordu. 

Davayı başından beri takip eden HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Paris’te işlenen cinayeti, Türkiye ve Fransa’da yürütülen soruşturmayı, MİT ile olan ilişkisi ve davanın geldiği aşama konusunda konuştu.

 

Zamanlama tesadüf değil 

Paris’te işlenen cinayetlerin, milletvekillerinden oluşan heyetin 3 Ocak’ta İmralı Adası'na yaptığı ziyaretin ardından gerçekleşmesinin tesadüf olmadığını belirten Beştaş, “Niye 9 Ocak? Çünkü 3 Ocak 2013’te Türkiye’de ilk defa bir siyasi heyet İmralı’da tutulan Sayın Öcalan’ı ziyaret etti. Çatışmaların ve ölümlerin yoğun olduğu bir dönemde bu çok tarihsel bir dönemeçti. Heyetin 3 Ocak’ta İmralı’ya yaptığı ziyaret Türkiye’de olumlu anlamda bomba etkisi yarattı. Hiç kimse 3 Ocak’ta İmralı’daki görüşme ile 9 Ocak’ta 3 Kürt devrimci kadının katledilmesi arasında bir bağ yoktur iddiasında bulunamaz” dedi. 

Cinayetlerin Fransa devletinin sürekli izlediği ve gözetlediği Paris’in göbeğinde işlendiğine dikkat çeken Beştaş, “Cinayetlerin sonrasında Fransa ve Türkiye devletleri bakanlık düzeyinde açıklamalar yaptı. Türkiye sanki biliniyormuş, önceden çalışılmış bir ders gibi bu cinayetleri uzun süre ‘örgüt içi hesaplaşma’ gibi kamuoyuna yansıtmaya çalıştı. Fransa ise bu soruşturmanın sonuna kadar götürüleceğini ve faillerin yargı önüne çıkarılacağına dair söz verdi” dedi. 

 

Türkiye bilgi vermedi

Fransa devletinin yürütülen soruşturmada işin kolayına kaçtığını, etkin ve yeterli bir soruşturma yürütmediğini dile getiren Beştaş, şöyle devam etti: “Fransa’nın bu cinayetlerdeki sorumluluğu da göz ardı edilmemeli, sorumluluğu çok büyüktür. Çünkü Fransa, Ömer Güney’i yakalayarak sanki bütün işi çözmüş gibi rehavete kapıldı. Savcılık normalin çok üstünde uzun süren bir soruşturma yaptı. Aslında Ömer Güney’in hasta olduğu ilk dönemlerde biliniyordu. Şu soruyu da sormak istiyorum; Ömer Güney hasta olduğu için mi bu katliamın faili olarak seçildi? Davanın avukatlarından ve o dönem BDP Hukuk Komisyonu Başkanı olduğumdan soruşturma için defalarca Paris’e gittim. Davanın Paris’teki boyutunu da takip etme olanağımız oldu. Paris Savcılığı, Türkiye’den ilk elden birçok bilgi istedi. Yani Ömer Güney’in geçmişi, MİT'le bağlantısı, çok yakın süreçte Türkiye’ye giriş ve çıkışı, Türkiye’de kaldığı otele ilişkin sorular sordu. Türkiye, bu konuda Fransa’ya cevap vermemeyi tercih etti ya da istediği yanıtları vermedi. Şu ana kadar Türkiye’den Fransa dosyasına aydınlatıcı, cinayetleri ve failleri ortaya çıkaracak bilgi gitmedi. Tümüyle işi zamana yayan, esnek, yoruma açık, muğlak yanıtlar verildi. Türkiye ise oradaki dernek kayıtlarını, Ömer Güney’in PKK ile olan ilişkilerinin araştırılmasını istedi. Ömer Güney’in örgüt içinde bir isim olduğunu ispat etme çabasına girişti."

 

Ömer Güney öldürüldü mü?

Dava geçtiğimiz yıl 23 Ocak’ta görülecekti. Bundan çok kısa süre önce Ömer Güney’in hastanede öldüğü açıklandı. "Ömer Güney, öldü mü, öldürüldü mü? Neden davanın görülmesine yakın bir süreçte öldü?" diye soran Beştaş, şunları kaydetti: "Her ne kadar yetkililer ölümünün biyolojik olduğunu söyleseler de bir hukukçu olarak buna ikna olmak için yeterince veri yok. Zaten normal bir ölüm ya da farklı bir ölüm olsa da burada Fransa yargısının sorumluluğu açıktır. Bir an önce Ömer Güney’in bağlantılarının ortaya çıkarılması gerekiyordu. Bütün dünya biliyor ki bu tür siyasi cinayetler, sadece tetikçinin karar verdiği, planladığı ve işlediği cinayetler değil. Bunun bir kişinin 'ben şoförlük yapıyım, hadi onları öldüreceğim' demeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Fransa bu konuda istihbaratı çok güçlü bir devlettir. Bunları bilecek kadar bir tarihi vardır.” 


Tetikçinin MİT ile bağlantısı tespitli 

Paris Savcılığı'nın cinayetlerle ilgili hazırlamış olduğu iddianamede Güney’in MİT'le olan ilişkisinin tespit edildiğini vurgulayan Beştaş, “Buna rağmen Türkiye suskun kalmayı, cevap vermemeyi tercih eden bir yerde duruyor. Savcı bu konuda Türkiye’ye yazmış olduğu yazıların cevabını alamadığını belirtiyor. Özellikle Türkiye’de ortaya çıkan 'arz notu', ses kaydı ve telefon numaralarının MİT’e ait olduğu meselesi Fransız Savcılığı'nın dikkate aldığı bir mesele. Bu konuda Türkiye’ye yüklediği bir değerlendirme de söz konusu. Fransa Savcılığı çok uzun bir soruşturma sürdürse de ve yeterince kanıt toplayamasa da iddianamede bunun bağlantılarının hepsi olmasa bile bir kısmını ortaya koymaya çalışmış diyebiliriz” dedi.


Dosya yeniden canlanır 

Güney’in ölümü ile Paris’teki cinayet dosyasının düşürüldüğünü hatırlatan Beştaş, “Çünkü davada başka sanık ve bağlantı yok. Fakat bundan sonra Güney dışında yeni bağlantılar, failler ve deliller ortaya çıkarsa bu dosya yeniden canlanır. Paris’teki bu dosya Güney’in ölümü nedeniyle kapatılsa da bu mesele Türkiye’de çözülebilir. Türkiye’nin bu meselenin bütün boyutlarına vakıf olduğuna inanıyorum. Bu hukuki bir mesele değil, siyasi bir mesele. Bu nedenle siyasi bir irade olmadan bu meselenin çözülmesi mümkün değil. Ne zaman Paris Katliamı aydınlatılmaya karar verilirse o zaman Kürt meselesinde diyalog yoluna da gidilebilir. Bir yandan kapatma bir yandan da savaş, yani birbiriyle paralel şekilde yürüyen bir süreç var” diye konuştu

 

Dosyaya erişim engellendi

Paris’te işlenen cinayetlerle ilgili Türkiye’de yürütülen soruşturma hakkında da bilgi veren Beştaş, şöyle devam etti: “Türkiye her zaman olduğu gibi 'dostlar alış verişte görsün' yani durumunu kurtarmak için soruşturma açtı. Soruşturma 'örgüt içi hesaplaşma' savıyla başladı. Soruşturma dosyasında baştan Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan PKK mensubu olarak gösterildi. Türkiye’nin Fransa’ya gönderdiği yazılarda PKK tarihini, katledilen kişilerin örgüt mensubu olduklarını, bu araştırmaları derinleştirmeleri gerektiği noktalarında adeta taraflı bir tutum sergiledi. Bu dosyada, daha önce işlenen katliamlarda olduğu gibi faillerin aklanmasına hizmet eden bir yöntem olan gizlilik kararı verilerek, soruşturma dosyasına erişmemiz engellendi. Verileri ve delilleri görmeyince onlar istedikleri soruşturmaya yön verebiliyorlar. 2014’te CMUK’ta yapılan bazı yasal değişikliklerle birlikte biz bir defaya mahsus soruşturma dosyasının bilgilerini alabildik. 2 ay sonra tekrar dosya için gizlilik kararı verildi.” 

 

MİT savcıya cevap vermedi 

Türkiye’de yürütülen dosyada şüpheli olarak kimsenin ifadesinin alınmadığına dikkat çeken Beştaş, şunları paylaştı: "Ankara’daki savcılık, Paris’teki cinayetlerin MİT ile bağlantısı nedir, Ömer Güney Türkiye’de nasıl bir ilişki ağı içindedir, devlet bu konuya dahili var mı, ya da iktidarın bu konuda sorumluluğu nedir? sorularını açığa çıkarmak gibi bir girişimi yok. Ben daha önce soruşturmayı yürüten savcıyla defalarca görüştüm, MİT’in bu cinayetlerle ilgili ortaya çıkan 'arz notu'nda bu cinayetlerin planlaması anlatılıyor, ne kadar para alınacağı geçiyor ve ses kaydı var. Bunu mutlaka ortaya çıkarmamız lazım, buna ilişkin 'MİT’e yazı yazın' talebinde bulunduk. En son soruşturma savcısı, MİT’e yazı yazdığını ancak cevap gelmediğini söyledi. O zaman dosya açıktı, gerçekten yazıyı yazdığını gördük." 


Aslında MİT kabul etti

MİT’e ait “gizli” ibareli ve “arz notu” başlıklı belgede tetikçi Güney’e MİT tarafından 6 bin Euro para ödendiğine ilişkin bilginin yer aldığını hatırlatan Beştaş, “MİT ortaya çıkan bu 'arz notu' ile ilgili bir açıklama yaptı. Bu belge bizden çıkmamıştır, demedi. Kabul etti aslında. 'Bu belge dışarı sızdırıldı bunu araştıracağız' dedi. Bir kere bu başlı başına MİT’in bu olayın içinde olduğunun kanıtıydı. MİT’ten bu belge çıkmışsa bu belgeyi kim yazdı, kim talimatı verdi, sorumlu kişiler kimlerdi, MİT hükümete bağlı, hükümetin bu konudaki görüşü nedir, ya da bu cinayetleri nereye kadar biliyor? yanıtını aramak savcının görevidir. Siyasi boyutunda ise ben ve milletvekili birçok arkadaşım araştırma önergesi verdik. Paris Katliamı'nın araştırılması, sorumluların ortaya çıkarılması için Meclis'te bir komisyon kurulmasını istedik. Bir yüzleşmeyi yapamazsak hakikatlerin peşine düşemezsek Kürt meselesinin demokratik ve siyasal çözümü olmayacak. Fakat Meclis'te AKP oylarıyla bu önergelerimiz reddedildi” şeklinde konuştu.

 

Hükümet duymazdan geliyor

PKK’nin elindeki MİT yöneticilerine ve KCK’nin buna dayanarak yaptığı açıklamaya işaret eden Beştaş, "MİT’in reddetmediği, 'Bizim ilgimiz yoktur' demediği bir meselede onların bu cinayetlerin planlayıcısı olduğu zaten kesinleşmiştir. Bunu bizzat kendileri söylediler. Hükümet, neden bu konuda bir susma halini tercih ediyor? Oslo görüşmelerine katılan bir MİT yetkilisinin Paris cinayetlerinin bizzat planlayıcıları arasında olduğu açıklandı. Net bilgiler var, net açıklamalar var, belgeler var, ses kayıtları var ancak buna rağmen hem iktidar hem MİT’in ilgilileri bir açıklama yapmadan bugüne kadar sessizliklerini korudular. Ankara’daki soruşturma dosyasında vekâleti bulunan avukatlar, soruşturmamın daha fazla uzamaması, cinayetin faillerin ve şüphelilerin sorgulanması, davanın açılması, adil bir yargılamanın yapılması konusunda suç duyurusu dahil her türlü hukuki yola başvuracaklar” dedi.


1915

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA