Paris’in hesabı var!

Paris katliamının üzerinden tam 5 yıl geçmesine karşın, bir milim yol alınamadı. Açılmış soruşturmanın kaç yıl süreceği, bir sonuç çıkıp çıkmayacağı ise muamma! Geride Kürtlerin kalbinde açılan dosyada, hem Türkiye hem de Fransa ortak suskunluğu ve işbirliği kalın harflerle yazılmış oldu.

03 Ocak 2018 Çarşamba | Dizi

SELMA AKKAYA / PARİS


Paris Katliamı’nın üzerinden 5 yıl geçti. Halen aydınlanmayı bekleyen ve arkasındaki güçlerin yargılanması gereken dosya Paris adliyesinin raflarında duruyor. Raflara sıkışan dosyanın belleklerimize bıraktığı detaylara gelince; Paris’te 9 Ocak 2013’te üç Kürt kadın siyasetçi gün ortasında ve kentin en işlek semti olan 10. Paris bölgesinde Kürdistan Enformasyon Bürosu içerisinde katledildi. PKK’nin kurucularından Sakine Cansız’a üç kurşun, KNK üyesi Fidan Doğan’a üç kurşun, ölümünden sonra ağzına bir kurşun ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’e üç kurşun sıkılmıştı. Kürt halkının tamamına sıkılan bu on kurşunun sesini duyan olmamıştı. Bu durum kayıtlara ‘görgü tanığı yok’ diye geçiyordu. 


Akşam MİT’le toplantı

On binler Paris’e akarken, Türk devleti ve yine katliamın bir ‘iç infaz olduğu’ konusunda daha ilk saatlerde birbirini izleyen açıklamalarla kamuoyuna duyuruyordu. Fransa devleti ise Türkler gibi bunu açık bir dille ifade etmese de soruşturmayı başlattığı saatteki ilk tutumu ile pratikte bu tezi savunuyordu. Dönemin içişleri bakanı ve daha sonra başbakan olan Manuel Valls 10 Ocak sabah saatlerinde Kürdistan Enformasyon Bürosu’nu ziyaret edip, kapı önünde öfkeyle bekleyen kalabalığın arasında basına “bu kabul edilemez” derken, akşam saatlerinde MİT mensuplarıyla masaya oturması bunun en büyük belgesiydi. Yine bir hafta sonrasında Fransa-Türkiye arasında imzalanan Mersin Nükleer enerji projesi ise Türkiye’nin Fransa’ya bu anlamda jestiydi!


Polise gelen e-mail

Katliamın açığa çıktığı 10 Ocak tarihinden tam bir hafta sonra basın yayın organlarına Paris Savcılığı tarafından 2 Kürt’ün gözaltında olduğu haberleri düşüyordu. Bu gözaltı haberlerinde kişilerin kimlik bilgileri basına yansımamıştı. Ne genel kamuoyu ne de Kürtler gözaltında olanlarla ilgili bir fikre sahip değilken, davayı takip eden kriminal polisine bir mail ulaşıyordu; “Elinizde bulunan şahsın adı Ömer Güney. Türk MİT mensubudur. 18 Aralık’ta Türkiye’deydi. Burada PKK kadrolarına ölüm emri aldı.” 


6 ay boyunca soruşturma oyalamacası

Bu e-maile rağmen Fransızların 6 ay boyunca üzerinde yoğunlaştığı tez ‘iç infaz’ teziydi. Onlarca sorgu, telefon dinlemesi, kurumların tüm yöneticilerinin ifadesine başvurma vb. soruşturma sürecinde kaybedilen 6 ay! Bu süre sonunda dosya hakimi “bu tez bütünüyle elimine  olmuştur” diyene kadar, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti. Güney’in irtibatlı olduğu Türk numaralarının tamamı artık kullanılmıyordu. Bağlantılı olma olasılığı olanlar, çoktan önlemlerini almıştı! 

Fransızlar soruşturma sürecini üç temel görüş üzerinde yürüttüklerini ifade ediyorlardı: 

1- İç infaz, 

2- Kişinin kendi başına işleme olasılığı, 

3- Bir güçle bağlantılı olarak cinayeti işleme olasılığı!


Ruhi Semen Almanya’nın adamı mı?

Birinci tez için 6 ay gibi bir süreç geride kalmıştı. Daha sonra aylarca, katil Güney’in sağlık ve psikolojik durumu üzerinde uzmanlar çalışırken, uzman heyetin hazırladığı rapora göre, ‘Güney’in kafasında ur bulunduğu ama bunun kontrol altında olduğu, ölümcül olmadığı ifade edilerek psikolojik olarak herhangi bir sorun taşımadığı’ ifade ediliyordu! Soruşturma ekipleri bunlarla meşgul iken, katil Güney cezaevinde kaçma planları yapıyordu. Görüşüne daha önce Almanya’da tanıdığı fabrikadaki çalışma arkadaşı Ruhi Semen adlı bir şahıs geliyordu. Güney’in görüşünü izleyen polislerin gözü önünde not alış-verişi gerçekleşmiş, polis ise müdahale etmemişti! Devamında dosya hakimi konu üzerine gitmeye çalıştığında ise bu kez Alman devletinin duvarına toslanıyordu. Çünkü açık bir biçimde Almanlar Ruhi Semen’i koruyordu. 


Türkiye kendisi için bilgi toplama derdindeydi

“Olayın anahtarı hiç kuşkusuz Türkiye’de bulunuyor. Ömer Güney’in portresine gelince, o da netleşiyor” diyen dönemin hakimi ve onunla çalışan kriminal servis ve terörle mücadele ekibi bütün bunların ardından Türkiye bağlantıları yani 3 tez  üzerine yoğunlaşıyordu. Hakim Jeanne Duyé’nin imzasıyla o tarihlerde Türkiye’den sayısız bilgi istenen yazılı başvuru gerçekleşti. Güney’in kullandığı Türk numarasına dair bilgiler, bu numaradan iletişime geçilen onlarca telefon numarasının kimlere ait olduğu, Güney’in en son 18 Aralık 2012 tarihinde Türkiye yolculuğu sırasında kendisine Türkiye’den alınan biletin kim tarafından alındığı, yine aynı tarihte Gölbaşı’nda uzatılan pasaport işlemlerini kimin yürüttüğü vb. sayısız detaya ilişkin bütün yazışmalara Türkiye’nin yanıtı ise suskunluk oldu! Türkiye, ısrarla o güne kadar yapılan soruşturmanın bütün belgelerini istiyordu! Peki Türkiye neden belgelere ihtiyaç duyuyordu? Gayet iyi biliyordu ki sayısız Kürt dosya kapsamında sorgulanmıştı. Fransa tüm Kürt kurumlarının bilgilerini elinde bulunduruyordu. Türkiye’nin derdi kendine bilgi toplamaktı. 


Hakime gözdağı

Bu isteğin sunulduğu günlerde Mayıs ayında ilginç bir olay yaşanıyor. Dosya hakiminin evinden bu dosya verilerinin de olduğu bilgisayar çalınıyor. Görgü tanığı yok, geride bir iz yok! Amaç sadece bilgi almak değildi elbet. Dosyada tüm siyasi baskılara rağmen okun yönünü Türkiye’ye çevirmiş hakime gözdağıydı aynı zamanda! 

Soruşturma Türkiye’nin yanıtsız bıraktığı sorulara karşın, Ömer Güney’in Kürt derneği ile nasıl ilişkilendiği, çevresinde nasıl tanındığı ve Almanya’daki geçmişine de ışık tutarken, Ömer Güney’in 2012 yılı içerisinde sayısız kez İstanbul ve Ankara’ya gittiği anlaşılırken, özellikle katliamdan bir kaç hafta önce 18 ile 21 Aralık’taki ziyaretlere dikkat çekiyordu. 


Kriptolu yazışmalar, özel şifreler

Soruşturma hakimi bu süreci dosya sonuç notunda şu şekilde tanımlıyor: “Birçok unsur  siyasi bir cinayet varsayımını doğruluyor. Birincisi, teknik ve bilimsel polis uzmanları Ömer Güney’in Nokia marka telefonundaki silinmiş dosyaları geri getirerek, cep telefonunu konuşturdu. Bu fotoğraflar 8 Ocak, cinayetlerden önce sabah erken saatlerde genç adamın Villier-le-Bel derneğine girerek saat 04.23 ile 05.23 saatleri arasında 329 üye formunu fotoğrafladığını kanıtlıyor. Yine Güney’in  2003 ve 2011’de Münih bölgesindeki arkadaşları sorgulandı. Tüm arkadaşları Güney’i ‘ülkücü’ olarak tasvir ediyor. Polisler, Güney’in telefonunda yaptığı incelemede Fransa’dan bir Türk telefon hattı üzerinden 2012’nin ikinci yarısında 214 aramayı ayrıştırdı. Bunlardan bazıları ‘fonksiyonu veya kökeni belirlenmesi mümkün olmayan teknik numaralar gibi görünebilen a-tipik numaralara’ yönleniyor. Bu numaralar klasik kişisel veya idari numara listesiyle uyuşmuyor.  Olayın anahtarı Türkiye’de bir yerlerde bulunuyor.”


Tüm baskıya rağmen hakim MİT’i işaret etti

Üç yıl boyunca yapılan soruşturmaya 2014 yılı Ocak ayında internet ortamında yayınlanan Güney’in ses kayıtları ve katliam planı, yine MİT imzasını taşıyan belge ekleniyor. Dosya hakimi elde edilen verileri yeniden inceleyip; Mayıs 2015’te soruşturmayı sonlandırdığında Paris’te yapılan katliamı Ömer Güney’in kişisel olarak gerçekleştirmediği, bir güçle bağlantılı olduğu ve MİT ya da MİT içerisinde bir grubun bu konuyla bağlantılı olduğunu açık ifadelerle mahkeme sevk belgesine işliyordu. 

Soruşturma sonlanmıştı. Fransız Adalet Sarayı’nın koridorlarında mahkemenin bir savcı atayarak mahkeme tarihi vermesi 1 yıl beklendi. 2016 yılında önce 5 Aralık daha sonra ise 24 Ocak 2017 tarihi mahkeme tarihi olarak belirlendi. 


36 gün kala ölüm tesadüf olabilir mi?

Fransa’nın başkenti Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katili olarak tutuklu bulunan Ömer Güney’in, 17 Aralık 2016 tarihinde, belirlenen duruşmaya 36 gün kala öldüğü duyuruldu. Güney’in Fransız avukatı Anne-Sophie Laguens sosyal medyadan konuya dair bir açıklama yaparak; “Ömer Güney 17 Aralık sabahı Paris’te öldü. Beyin tümörü hastasıydı ve son aylarda durumu oldukça kötüleşmişti. Ölümünü tetikleyen akciğer enfeksiyonu kapması oldu” diyordu. 25 Mart 2017 tarihli ‘www.karar.com’ adlı sitenin haberine göre, Fransızlar katilin cenazesini ailesine 10 gün sonra teslim ediyor. Ardından yoğun güvenlik önlemleri altında Ankara’da gizlice gömülüyor!


Bu ölüm kimin işine yaradı

23 Ocak-24 Şubat 2017 arasında yapılması öngörülen mahkeme dosyası böylelikle düşüyordu. Güney’in yargılanmasına, olayın üzerinden dört yıl geçmesine karşı başlanamaması dosya avukatları tarafından yoğun şekilde eleştiriliyordu. Güney’in ölüm haberinin ardından açıklama yapan avukatlar Sylvie Boitel, Antoine Comte, Virginie Dusen, Jan Fermon ve Jean-Louis Malterre, “Fransa’nın bir kez daha toprakları üzerinde yabancı istihbarat servisleri tarafından işlenmiş siyasi nitelikli bir suçu yargılayamamasından dehşet duyduklarını” vurgulayarak, katliamın arkasındaki güçlerin bu ölümle rahatladıklarını ifade etti. 

Aynı şekilde Cansız, Doğan ve Şaylemez’in aileleri tarafından yapılan ortak açıklamada, durumdan Fransız makamlarını sorumlu olduğu, “Neden 2017 Ocak ayı beklendi? 5 Aralık tarihi bilinçli olarak mı 23 Ocak 2017’ye ertelendi” soruları sorularak, bu katliamın üzerinin kapatılamayacağı vurgulanıyordu. 


Yeni soruşturma, yeni suskunluk dönemi

Cansız, Doğan ve Şaylemez ailelerinin avukatları, söz konusu davanın düştüğüne dair yapılan yazılı bildirimin ardından yeniden bir soruşturmanın katliamın arkasındaki güçlerin aydınlatılması kapsamında talep ederek  yeni bir başvuru gerçekleştirdi. Söz konusu başvuruda daha önceki soruşturma sürecinde dikkat çeken birçok noktanın yanı sıra,  Güney’in görüşüne gelerek, Güney’in kendisine MİT’e iletmek için not verdiği Ruhi Semen’in dosya kapsamında yeniden sorgulanması, katliamdan hemen sonra Paris’e gelip dönemin Başbakanı Manuel Valls ile yapılan MİT görüşmesinin ayrıntılarının dosyaya sunulması ve Türkiye dosyasına ilişkin kimi belge, bilgiler ışığında yapılan soruşturma talebi Fransız yargısı tarafından kabul edilerek bir savcı atandı. 29 Nisan 2017 tarihinde açılan soruşturmanın Anti-Terör Savcılığı tarafından açıldığı ve soruşturmayı yürütmek için ise Terörle Mücadele Alt Birimi’nin (SDAT) görevlendirildiği kaydediliyordu.


Bir milim oynamayan yargı

Başvurunun üzerinden tam 8 ay geçmesine karşın ne aileler ne de aile avukatlarına konuya ilişkin bir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor. Gelinen aşamada dosyaya dair bir ilerlemenin olup olmadığı bilinmiyor!

Bir katliamın üzerinden tam 5 yıl geçmesine karşın, bir milim yol alınamadı. Açılmış soruşturmanın kaç yıl süreceği, bir sonuç çıkıp çıkmayacağı ise muamma! Geride Kürtlerin kalbinde açılan dosyada, hem Türkiye hem de Fransa ortak suskunluğu ve işbirliği kalın harflerle yazılmış oldu!




6 Ocak’ta Paris’e


Sakine Cansız (Sara), Fidan Doğan (Rojbin) ve Leyla Şaylemez’in (Ronahi) katledilişinin üzerinden tam 5 yıl geçti. Her yıl olduğu gibi bu yılda Avrupa’nın tüm kentlerinden Kürtler adalet için Paris’e akacak. 

KCDK-E Eş Başkanlık Divanı, cinayetin emrini Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından verildiğini belirtti. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: ‘’Katliamın ortakları bugüne kadar gerçekleri örtbas etmiş, aydınlatılmasını engellemiş ve tetikçinin esrarengiz bir şekilde ölmesine ortam sağlamışlardır. Fransa’nın hukuk sisteminin en iyi işleyen ülkeler arasında gösterildiği ve istihbaratı en güçlü ülkelerden sayılması bu katliam karşısındaki sessizlikleriyle çelişmektedir. Katliamın aydınlatılması için Fransa hükümeti hiçbir somut elle tutulur adım atmamış, olayın kapanması için tutumuyla destek olmuştur.’’

3 Kürt kadın devrimcinin katliamı 5. yılına girerken, başta AKP hükümeti olmak üzere sorumlu tüm odakları hesap vermeye çağıran KCDK-E, ‘’Adaletin bir an önce işlemesini ve sorumlularının insanlık huzurunda yargılanmasını talep ediyoruz. Ne tarih ne de insanlık bu cinayetin üstünün kapanmasına müsaade etmeyecektir’’ dedi.


Özgürlük mücadelesinin sembolleri

Kürt halkı ve dostlarını Paris’te yapılacak eyleme çağıran KCDK-E, ‘’Kadın özgürlük mücadelesinin sembolleri 3 Kürt kadın devrimci için ‘Haksızlığa karşı adalet için orada olacağım!’ şiarıyla 6 Ocak 2018’de Paris sokaklarına akacağız. KCDK-E olarak bu yıl 6 Ocak’ta Paris’te yapılacak 3 Kürt kadın devrimciyi anma ve adalet talep etme yürüyüşüne tüm Kürdistanlıları, devrimci, demokrat, kadın özgürlüğünde yana olan her onurlu insanı seferberlik ruhu ile katılmaya çağırıyoruz” dedi.




Hazırlıklar tamam


Fransa Demokratik Kürt Konseyi ve Kürt Kadın Hareketi öncülüğünde gerçekleşecek eylem için binlerce flama, döviz hazırlanırken; Paris ve Ile de France bölgesinde afiş, pullamalar devam ediyor. Demokratik Kürt Toplum Merkezlerinde ise üç Kürt kadın devrimciyi anmak amacıyla köşeler oluşturuldu.  Demokratik Toplum Merkezi çalışanlarının bölgelerde eyleme çağrıları sürerken, Cuma günü saat 11.00’de Fransa Kürdistan ile Dayanışma Ulusal Koordinasyonu bileşenleri bir basın toplantısı düzenleyecek.

Basın toplantısını düzenleyen Koordinasyon içerisinde 34 dostluk derneği, sendika, siyasi parti ve sol grup yer alıyor.  Eylem öncesinde yapılacak basın toplantısının hem eyleme çağrı hem de son 5 yıldır yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekmesi bekleniyor.  




Katil cinayet mahallinde


9 Ocak katliamının yıl dönümü vesilesiyle yapılan etkinlikler sürerken Cuma günü katiamın mimarı katil Erdoğan Macron’un onur konuğu olarak Paris’te olacak. Söz konusu ziyaretin böylesi bir tarihe denk gelmesi ise manidar ve Fransa’nın iki yüzlü siyasetinin özeti niteliğinde.


1048

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA