Ya OHAL bitecek ya da Türkiye

Artık OHAL bir iç politika sorunu olmanın ötesine geçmiştir. 100 yıllık haksızlığın ortaya çıkardığı tarihi ve toplumsal basınç, Kürt dinamiğini bölgesel bir belirleyen haline getirmiştir. Bir asır önce çizilen sınırların duvarlar örülerek korunması beklentisi, gerçekçi olmadığı gibi sürdürülebilir de değildir.

03 Ocak 2018 Çarşamba | PolitikART

Ayhan BİLGEN


OHAL aslında olağan bir yönetim pratiğine dönüşmüştür. İktidarın iç ve dış politikadaki sıkışmışlığı, devlet aygıtının yönetilemez hale gelmiş olması, OHAL’i bir fırsat olarak görme eğilimini doğurmuştur. On binlerce insanın işinden atılması, yine on binlerce tutuklama, kapatılan yayın organları, dernekler, kayyum eliyle yönetilen belediyeler bu tablonun parçalarıdır. Çözüm sürecinin bir tasfiye ile istenen hedefe ulaştırılamamış olması, gerilime dayalı politikaya yönelmeyi zorunlu hale getirmiştir. Yeniden imha konseptine dönmenin sonuçları, tüm alanlarda göstermelik demokrasinin bile askıya alınmasını beraberinde getirmiştir. Sembolik iyileştirmeler bile askıya alınmış, “güvenlik politikaları” adına tüm özgürlükler iktidarın keyfi uygulamalarına, lütfuna bağlanmıştır. Tam bir kısır döngü oluşmuş, OHAL’de ısrar ettikçe ekonomik kriz derinleşmiş, ekonomik krizi örtmek için kutuplaştırma siyasetine yönelme pekişmiştir. Aynı şekilde OHAL, uluslararası ilişkileri zora soktukça yalnızlaşma, kopuşa evrilmiş, bu da OHAL dışında seçeneğin olmadığı algısını yaygınlaştırmıştır.



Bu tablo özellikle Suriye’de yaşanan süreçle eş zamanlı seyrettiği için artık OHAL bir iç politika sorunu olmanın ötesine geçmiştir. 100 yıllık haksızlığın ortaya çıkardığı tarihi ve toplumsal basınç, Kürt dinamiğini bölgesel bir belirleyen haline getirmiştir. Bir asır önce çizilen sınırların duvarlar örülerek korunması beklentisi, gerçekçi olmadığı gibi sürdürülebilir de değildir. Suriye’de yeni bir statünün oluşumunu geciktirme, engelleme çabaları yeni maceracı yaklaşımlara zemin oluşturmaktadır. Bu da içerde 15 Temmuz ittifakının vesayetçi potansiyelini güçlendirmekte, Türkiye’yi yeni bir darbe ortamına sürüklemektedir. Demokratik kanalların tıkanması olağanüstü müdahalelere imkan sunmaktadır. Toplumla barışmayı göze alamayan iktidar, gün geçtikçe içerde ve dışarıda rehine pozisyonuna itilmeyi beraberinde getirmektedir. Yargılanma korkusunun ortaya çıkarttığı travma, yumuşak bir geçiş dönemi alternatiflerini imkansızlaştırmaktadır. İktidar ve ittifaklarının gittikçe zora girmesi, Kürt sorununda da kendini hissettirmektedir. Bir yandan tutuklamaların HDP’yi geriletmiyor olması, diğer yandan Afrin’e müdahaleye onay alınamaması tıkanmayı kalıcılaştırmaktadır. 

Bu da önümüzdeki dönem Türkiye siyasetinin ana belirleyeninin Kürt sorunu olma potansiyelini artırmaktadır.

Özellikle referandumda “Hayır” oyu verenlerin ortaklaşarak bir siyasi alternatif inşa etme ihtimali tümüyle Kürt sorununda takınılacak tavra endekslenmektedir.



Milliyetçilik yarışına girerek bir çözüm siyaseti geliştirilmeyeceği ortadayken, iktidarın kurmaya çalıştığı denkleme teslim olmak, cesaretle hareket etmeyi de engellemektedir. Eski ezber ve korkularını aşamamış bir muhalefet tarzı, Kürtlerin çaresizliği gibi algılanmamalıdır. Demokratik bir blok oluşursa bu daha büyük acıların yaşanmasını engelleyebilir. Aksi takdirde Kürt toplumsal dinamiği güçlü bir alternatif olarak gelişmeleri şekillendirecektir. Yerel seçimler ya da genel seçimler ile ilgili gündemden önce OHAL gündemini merkeze almak muhalefetin temel stratejisi olmalıdır. OHAL koşullarında seçimin normalmiş gibi kabullenilmesi peşinen yenilgiyi hazırlayacaktır.



OHAL mağdurları bu denli yaygın olmasına rağmen güçlü bir örgütlenme ve eylemlilik gelişmiyorsa, bu tüm muhalefetin eksikliğidir. “Tehdit altındayız” propagandasının manipüle ettiği kitlelere yeni bir umut aşılamanın ilk adımı toplumun gerçeklerle yüzleşmesini kolaylaştıracak bir siyaset dili geliştirmekten geçmektedir. 

Bireysel kurtuluş beklentisinin yeni hayal kırıklıklarını doğurmasını engellemek, ancak örgütlü toplum pratiği ile mümkün olacaktır. Dayanışma ağları, özgür düşünce platformları yeni bir siyasi muhalefetin alt yapısını oluşturacaktır. Temsili demokrasi alışkanlıklarını terk ettiği ölçüde muhalefet, topluma öncülük etme görevini hakkıyla yerine getirebilecektir. Türkiye böylece ya OHAL’den kurtulacak ya da hep birlikte kaybedecektir.


807

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA