Vizyondaki Belgesel: Paranın köpekleri

New York’taki mahkeme ne kadar vakıftır ayrı mesele ama Türk devleti başbakanı, bakanları ve bankaları ile BM ambargosunu delmekle kalmamış; terör listesindeki İran Devrim Muhafızları ile Deniz Kuvvetlerini finanse etmiştir.

08 Aralık 2017 Cuma | Dünya

FERDA ÇETİN / HABER / ANALİZ


1979 yılında ‘İran İslam Devrimi’i sonrasında uygulamaya konulan, ABD’nin İran’a yönelik ambargosu 38 yıldır devam ediyor. ABD’nin girişimleri sonucunda, BM Güvenlik Konseyi 9 Haziran 2010 tarihinde ambargoyu güncelledi. İran’ın nükleer programı nedeniyle yeni ve sertleştirilmiş yaptırımlar getiren karar tasarısı, 12 oyla kabul edildi. Tasarıya Konsey’in, 5 daimi üyesi ABD, Rusya, İngiltere, Çin ve İngiltere ile birlikte 12 devlet ‘evet’ oyu verirken, Türkiye ve Hindistan ‘hayır’ oyu kullanmıştı. 

İran bu ambargoya karşı ve ağırlaştırılmış şartlar altında petrol, doğalgaz ve altın satabiliyor ancak sattıklarının karşılığını nakit olarak alamıyor; uluslararası hukukun icazet verdiği, yiyecek içecek, ilaç vb.mallar ile takas yapabiliyordu.  Bankacılık sistemi üzerinden ve yasal olarak ülke dışında İran parası(riyal, tümen) ile serbest ticaret yapamıyordu. 


İran-Türkiye işbirliği

Reza Zarrab ve Behram Zencani, İran ve Türk devletinin bilgisi ve onayıyla uluslararası kaçakçılık ve kara para aklama organizasyonu oluşturdu. Zarrab ve Zencani uluslararası kaçakçılık ve kara para aklama işlemleri için İran’da Bank-e Pasargad, Bank-e Keshavarzi, Bank-e Parsiyan, Bank-e Saman, Bank-e Karafarin; Birleşik Arap Emirlikleri’nde uluslararası döviz ofisi Al Salam Exchange; Çin’de Bank of China, Postal Saveings Bank ve Huaksi Bank; Hindistan’da Bank of Baroda; Türkiye’de Halkbank, Aktif Bank, Ziraat Bankası, Vakıf Bank, Denizcilik Bankası ve Arap Türk Bankası’nı kullanmaya başladı.

ABD ambargosuna rağmen Çin, Hindistan, Güney Kore, Reza Zarrab’ın paravan şirketleri ile Türkiye üzerinden İran ile ticaret yapıyordu. Çin, ilişkilerin problemli durumunu görünce ilişkisini kesti. Zarrab, Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’e 100 bin dolar rüşvet vererek, babasına Çin’deki bankalara referans mektubu yazdırmasını sağladı. Zarrab, TC İçişleri Bakanı Muammer Güler imzalı teminat mektubunu Çin’deki muhataplarına iletti. Yeniden ticari ilişkiler kuruldu. Ancak Çin kısa bir süre sonra Zarrab ilişkilerini tümüyle sonlandırdı. 

Güney Kore, İran’dan petrol alıyor ancak karşılığında para yerine ambargo kapsamı dışındaki mallarını veriyordu. 
Hindistan ise İran’la yapacağı ticaretin karşılığını, Türk lirası olarak ve Türkiye’deki Halk Bank’a yatırmak şartıyla kabul ediyordu. Halk Bank, bu parayı Arap-Türk Bankası’na yönlendiriyor, bu banka aracılığıyla dolara çevriliyordu. Büyük hissesi Libya’ya ait olan bu bankaya, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu(TMSF) el koyduğundan, banka doğrudan AKP hükümetine bağlıydı. Arap-Türk Bankası tıpkı Halk Bank gibi, Reza Zarrab’ın sanal ticaretini, yasal ve hukuki niteliğe kavuşturuyordu.


MİT’ten Erdoğan’a rapor

MİT, yaptığı izleme ve telefon dinlemeleri ile hayali ticaret, kara para aklama işlerinde dönen devasa paranın ve rüşveti görüyor. Bu durumun ileriki zamanlarda Türk devletini zora sokacak niteliğini de görerek, 18 Nisan 2013 tarihli ve 45650928 başlık numarası ile, Türkiye Başbakanı Erdoğan’a hitaben üç sayfalık bir bilgilendirme raporu gönderiyor. 
Bu raporun hükümet üyelerine ve ilgili bakanlıklara değil, sadece Erdoğan’a gönderilmesinin iki önemli nedeni var. Birincisi, bu yasadışı kirli ilişkiler Halk Bank üzerinden yürütülmektedir, Halk Bank da doğrudan Erdoğan’a bağlıdır. İkincisi, Zarrab sadece devlet bakanlarına, bürokratlara değil; Emine Erdoğan’ın sahibi ve kurucusu olduğu Togem-Der’e ve oğlu Bilal Erdoğan’ın sahibi olduğu TÜRGEV’e de “yardım“ adı altında yüklü ödemelerde bulunuyordu. 

New York’taki davanın iddianamesinde de Zarrab’ın boyalı, şemalı çizimlerinde de Halk Bank’ın başbakanlığa bağlı olduğu ve o dönem, uluslararası ilişkiler için son onayı veren kişinin Erdoğan olduğundan bahsedilmemesi dikkat çekiyor. Reza Zarrab’ın Togem-Der ve TÜRGEV’e yaptığı ödemelerden söz edilmemesi ne FBI ne de dava savcısının unutkanlığı olamaz. 


İran Zencani ile ‘şahsileştirdi’

17-25 Aralık rüşvet soruşturması sürecinde Reza Zarrab da gözaltına alınınca İran hükümeti harekete geçti. İran devletinin bilgisi dahilinde, yasa dışı ticaret ve kara para aklama işleri ile görevlendirilen Babek Zencani, İran devletine ait 2.5 milyar doları zimmetine geçirmek suçlamasıyla, 30 Aralık 2013 günü tutuklandı. Kısa bir tutukluluk sonrasında serbest bırakılan Reza Zarrab işlerini bıraktığı yerden ve aynı usulle sürdürdü.   Türk devletinin ve Erdoğan’ın bugün düştüğü durumu önceden gören İran, kendince tedbirlerini aldı. İran, İran bankalarının son ana kadar ortağı olduğu uluslararası hukuka aykırı suçları, Babek Zencani üzerinden “şahsileştiriyordu.“


İran ve Türkiye yargılanıyor


2012 yılında, ambargo kuşatması altındaki İran ile yapılacak ticarete ilişkin gizli bir toplantı yapıldı. İran ve Türkiye’den yüksek bürokratların katılımıyla yapılan bu toplantıya Reza Zarrab ve Halk Bank Uluslararası Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla da katıldı. İddianamedeki suçlamalar ve tanımlanan organizasyon ile suçlanan isim listesi arasında derin bir tezat var. Bu kadar geniş kapsamlı bir suç organizasyonunun İran ve Türkiye’deki 5-10 kişi ile yürütülemeyeceğini herkes bilir. Daha önemlisi, iddianamenin ve şu ana kadar yürütülen mahkemenin görünen yırtığı, İran ve Türkiye’deki „son imza sahibi“ isimlerinin zikredilmemesidir. Ancak mahkemenin ilerleyen safhasında jüri ve mahkeme, bu isimleri dosyaya ve karar aşamasına dahil edebilir.

Bir haftadır New York’taki mahkemede tanık sıfatıyla ifade veren Zarrab, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, AB ile ilişkiler Bakanı Egemen Bağış’ın bilgisi ve ortaklığı ile İran için kara para akladığını kabul ediyor. Bu organizasyonu, Halk Bank Genel Müdürü Süleyman Aslan, Genel Müdür Yardımcıları Mehmet Hakan Atilla ve Levent Balkan ile birlikte yürüttüklerini de belirtiyor.


Rüşvetin  büyük bölümü meçhul

 Reza Zarrab’ın mahkemede açıkladığı ve Türkiye’de dağıttığı rüşvete ilişkin rakamlar problemli. Şöyle ki; Zarrab’ın ifadelerinden anlaşılan, Türkiye’de bakan, bürokrat ve banka müdürlerine en fazla 150-200 milyon dolar rüşvet verdiği anlaşılıyor. Oysa Zarrab’ın ortağı Babek Zencani Türk hükümet yetkilileri ile bürokratlarına 8.5 milyar dolar rüşvet verdiğini belirtmişti. 

Zarrab’ın mahkemedeki ifadelerinde sözünü ettiği yasadışı örgüt şeması çok büyük ancak dağıttığı rüşvet oranı çok düşük ve Zencani’nin bildirdiği 8.5 milyar dolarla uyuşmuyor. 
Zarrab’ın rüşvet listesinde Emine Erdoğan’ın sahibi olduğu Togem-Der ile Bilal Erdoğan’ın sahibi olduğu TÜRGEV’e dağıttığı miktarlar neden yer almıyor? 


Rusya’yı davaya bulaştırmıyorlar

Zarrab, İran’a yönelik ambargonun, nasıl ve hangi yöntemlerle delindiğini ayrıntıları ile anlatıyor. Kendisine isnad edilen suçları, yaptığı telefon konuşmalarını, dağıttığı rüşvet listelerini kabul ediyor. Gana’dan bir uçakla kendisine gönderilen 1.5 ton altını da... 

Zarrab, Rusya’ya gönderilirken şoförünün üzerinde yakalan 15 milyon doları ise kesin ifadelerle reddediyor. Zarrab’ın, Rusya’yı yasadışı para aklama işine bulaştırmak istememesi, FBI ajanlarıyla uzun görüşmelerden sonra yaptığı anlaşmanın bir parçası olabilir.  Çünkü İran’ı hedef alan ve Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren bu davada ismi geçen Rusya, Çin, Hindistan, Gana, Güney Kore gibi ülkelerin de davaya dahil olması davayı içinden çıkılmaz hale getirebileceği gibi, New York mahkemesinin vereceği nihai kararı da uygulanamaz hale getirebilir. ABD’de açılan davanın baş aktörü Türkiye ve İran.

Ayrıca ABD, İran’a yönelik ambargoda Rusya’nın desteğin aldığını da unutmuyor. İran’ın yakın müttefiki Rusya, 2009 yılında, ABD’nin İran’a uyguladığı ambargoyu desteklemişti. Bir yıl sonra, 9 Haziran 2010 tarihinde, BM Güvenlik Konseyi’nin, İran’a yönelik ambargoyu genişletme kararına da Rusya ‘evet’ oyu vermişti. Dolayısıyla Zarrab’ın mahkemede reddettiği, şoförünün Rusya yolunda yakalattığı 15 milyon dolar konusu FBI, dava savcısı ve Zarrab’ın ‘ortak mahremi’, dava dışı bırakılabilir.


Türk devletinin İran bütçesine katkısı 

İran’ın 1396(2017) yılı genel bütçesi 99.7 milyar dolar.
İran silahlı kuvvetlerinin 2017 yılı bütçesi ise 10.3 milyar dolardır. Ordu bütçesinden Devrim Muhafızları’na (Sipahi Pasdaran) ayrılan yıllık bütçe ise 6.9 milyar dolardır. Zarrab davasının en kritik yönü de yasadışı yollarla İran merkezi bütçesine akıtılan paraların nerelere harcandığı katkı olacaktır. Çünkü Babek Zencani’nin “Türkiye’de dağıttım“ dediği 8.5 milyar dolar, İran Devrim Muhafızları’nın bir yıllık bütçesinden 1.5 milyar dolar daha fazladır.

New York’taki mahkeme ve Jüri heyeti bu konulara ne kadar vakıftır ayrı mesele ama bir gerçek var ki, Türk devleti başbakanı, bakanları ve bankaları ile BM ambargosunu delmekle kalmamış; aynı zamanda ABD’nin ve müttefiklerinin terör listesine aldığı İran devrim Muhafızları ile Deniz Kuvvetlerini finanse etmiştir. Çünkü; BM Güvenlik Konseyi 9 Haziran 2010 tarihinde, İran’a uyguladığı nükleer programı nedeniyle aldığı ambargo kararında, İran menşeili 40 kurumun uluslararası alanda mal varlıklarının dondurulması kararı almıştı.
Bu 40 kurum arasında İran Devrim Muhafızları ve Deniz Kuvvetleri de bulunuyordu. Dolayısıyla Erdoğan hükümeti ve bakanları, ambargoyu delmekle kalmamış, bilerek ve isteyerek terör örgütlerini desteklemiştir.
“Kumpas kurdular“, “ABD’de beni çarmıha germek istiyorlar“ feveranlarının bu yakıcı gerçekle ilgisi var.



1004

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA