Türk devletinin ‘esir alma’ politikası

Aziz TUNÇ

08 Aralık 2017 Cuma | Forum

Türk devleti uzun süreden beri içerdeki muhalefet odaklarına karşı ve elbette en başta Kürtlere, Alevilere ve demokrasi güçlerine karşı ‘esir alma’ politikası izlemektedir.

Türk devleti, hiçbir hukuki dayanak aramadığı gibi, kendi belirlediği kanunlara ve uluslararası kurallara da uymamaktadır. Her şey keyfilik üzerinde yürütülmektedir. Tek kural Erdoğan’ın kişisel arzularına ve politik hesaplarına göre yürütülmektedir.

Esasında Türk devletinin temel varoluş tarzı, insan haklarına, hukuka ve toplumsal normlara uymamak üzerinde şekillenmiştir. Soykırımlar, katliamlar ve bin bir türlü hileli yöntem kullanılarak Türk devleti kendisini var edebilmiştir. Var olduğu günden beri de aynı yöntemleri kullanarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. AKP ve Erdoğan döneminde, bu hukuk dışı yöntemlerin yeni versiyonları ve yeni kullanma alanları ortaya çıkmış bulunmaktadır. Hukuk dışı yöntemlerle ve devletin zor aygıtlarını kullanarak insanların ‘esir alınması’, son dönemlerde çok sık kullanılan yöntemlerin en revaçta olanıdır.

Bu yöntem, yıllarca halklara ve hak arayanlara karşı kullanıldı. Kürtler, Aleviler ve devrimciler, uzunca bir süreden beri bu yöntemin ağır sonuçlarına maruz bırakıldılar. Hatta Türk devleti, ihtiyaç duyduğunda, İstiklal Mahkemeleri adıyla oluşturduğu ucube mahkemelerde olduğu gibi, bu yöntemi kendi iç muhalefetine karşı da kullandı. Mustafa Kemal’in kendi muhaliflerini nasıl ortadan kaldırdığı, en yakınlarında olan İnönü’yü ve Kazım Karabekir’i nasıl denetim altına almak için İstiklal Mahkemelerinden yargıladığı, tarihi bilgi olarak hafızalarda bulunmaktadır. Aynı şekilde benzer uygulamaların başak zamanlardan da kullanıldığı bilindiği gibi, günümüzde yaşanan Erdoğan FETÖ çatışmasından da bu yöntem kullanılmaktadır.

Erdoğan’ın yönettiği Türk devleti bugünde aynı yöntemle, hem ülke içindeki muhalifleri teslim almak istemekte, hem de Amerikalı ve Avrupalı insanları esir alarak kendi karanlık ilişkilerini kurtarmaya ve gizlemeye, kanlı geleceğini garantiye almaya çalışmaktadır. Almanya’nın Kürt sembollerini yasaklaması, Avrupa’nın Türkiye’de yaşanan faşist uygulamalara karşı gösterdiği etkisiz muhalefet ve buna benzer durumlar, basit ve gelişi güzel bir olgu olarak görülmemelidir. Avrupa’nın bu politikalarının hiç birisi, tekil, tesadüfen ortaya çıkan politik tutumlar değildirler. Bu tutumların sistemliliğine ve sürekliliğine bakıldığında, izlenen tutumun ve uygulamaların, tamamen gerici/rantçı/uzlaşmacı politik hesaplara dayandığı görülmektedir.

Türk devletinin uyguladığı bu ‘rehin alma’ politikasıyla, Avrupa devletlerinin izlediği ‘etkisiz muhalefet’ politikasının birbiriyle bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Görünen o ki, Türk devleti Avrupalı gazetecileri ve aktivistleri rehin alarak Avrupa devletlerine şantaj yapmaktadır. Avrupa devletleri ise Türk devletinin bu şantajlarına boyun eğmekte, Türk devletinin hukuksuz taleplerini kabul etmektedir.

Kürt sembollerinin yasaklanması, AİHM’in Nuriye ve Semih’lerle ilgili aldığı karar, tutuklu HDP eşbaşkanları ve milletvekilleri konusunda gösterilen ilgisizlik ve gazetecilerin tutuklanmasında ortaya konan etkili olmayan tepkilere bakıldığında, gerçeğin böyle olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bütün bu gelişmeler göstermektedir ki, egemen sömürücü devletler, insanlığın büyük bedellerle kazandığı birçok değeri, kolayca ‘yok’ sayabilmektedirler.

Bugün Erdoğan bu gerçeği bütün boyutlarıyla ispat etmektedir. Muhalif olanların hepsinin neredeyse yaşam hakları ellerinden alınmaktadır. Halklara yönelik baskılar, saldırılar aralıksız devam etmektedir. HDP eşbaşkanları dahil, çok sayıda milletvekili, yönetici ve aktivist esir alınmış durumdadırlar. Diğer demokratik muhalefete karşı çok yönlü bir baskı rejimi uygulanmaktadır. Türk devleti, birçok insanı, kimisini twit attığı için, kimisini muhalif bir yazı yazdığı için, kimisini başka bir hak mücadelesine katıldığı için, işinden, aşından ve özgürlüğünden alıkonmuştur.

Bütün bunları Erdoğan çok korkmaktadır. Çünkü hiçbir güç, hiçbir baskı, hiçbir kanun dışı zorbalık, demokrasi ve özgürlük mücadelesini bastıramamakta, Erdoğan’ın korkularını giderememektedir.

Korkusunun esiri olan Erdoğan, korkusundan kurtulabilmek için, bu defa başkalarını esir almaya yönelmiştir. Türk devletinin Avrupa ve ABD’nin vatandaşlarını esir almasının nedeni pazarlık gücünü artırmak, Avrupa ve ABD devletlerini Kürtlere karşı tutum almaya zorlamaktır. Korkularının esiri olan Erdoğan, iktidarı kaybedeceğini görüyor, bu gerçeği gördükçe çıldırıyor, çıldırdıkça kontrolsüz ve denetimsiz saldırılarını artırıyor.

Bu politikalardan hareketle Erdoğan ve Türk devleti, İran’la, Irak’la ve çok mümkündür ki yakın gelecekte Suriye ile iş birliği yaparak Kürtlerin özgürleşmesini önlemeye çalışırken, bir taraftan da Almanya’yı, ABD’yi ve Rusya’yı Kürtlere karşı harekete geçirmek için bir dizi komplo ve tuzak kurmaktadır.

Ancak hiçbir baskı, hiçbir hileli davranış Erdoğan diktatörlüğünü kurtaramayacaktır. Başta Kürt halkı olmak üzere Aleviler ve tüm demokrasi güçleri, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünü, hak ettiği çöplüğe süpüreceklerdir.


683

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA