Kürtlerin Muhammed Alisi

Almanya’da kemer kazandığım maçlarımdan biri benim için çok özeldir. Çünkü o maçıma Sakine abla (Cansız) gelmişti. Katledilmeden üç ay önceydi. Çok heyecanlandım ama maçı kazandım. Maç bittikten sonra kulis odasına geldi. Sarıldı, beni tebrik etti. Elinde sarı, kırmızı ve yeşil reklerden oluşan çiçek demetini bana verdi.

08 Aralık 2017 Cuma | Dizi

ERDAL ER


Boksör İsmail Özen, Almanya’da spor, medya ve iş dünyasında tanınan bir isim. Alışa gelmiş sporcu ezberini bozan Özen, mülteciler, göçmen çocuklar, şiddet gören kadınlar, ırkçılığa karşı mücadele ve sosyal projeleriyle dikkatleri üzerine çekti.

Ancak Kürdistan ve Türkiye’nin çoğunluğu onu Kobanê, Kerkük, Kandil’e yaptığı ziyaretler ve verdiği politik mesajlarla tanıdı.

Maçlarında toplumsal meselelere dikkat çekmek için dövüştü. Elde ettiği maddi kazancın bir kısmını yoksullarla paylaştı. Verdiği politik mesajlardan dolayı tehdit edildi ve saldırıya uğradı.

Özen, 2013 yılında kurduğu Kampf Deines Lebens (Hayatının Kavgası) isimli vakfı kurdu.

İsmail Özen, Kasım 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler’le ortak çalışma yürüten prestijli World Future Council (Dünya Gelecek Konseyi Vakfı) tarafından büyükelçi olarak atandı. İsmail Özen, eşi Janina Otto ile birlikte çocuklar ve kadınlar için çalışmalarını sürdürüyor.

Profesyonel Boksör İsmail Özen’le röportaj yapmak için Almanya’nın tarihi kentlerinden Hamburg ana tren garında buluşuyoruz.

Bu liman kenti dondurucu soğuğa teslim olmuş. Gökyüzü bulutlu. Yer yer karla karışık yağmur yağıyor.

Tren garından alışveriş merkezlerinin olduğu bölgeyi geçerek ünlü Aster Gölü’ne ulaşıyoruz.

Göl üzerinde uçuşan martılar çığlık çığlığa kanat çırpıp, daireler çizerek yiyecek arıyor.

İsmail Özen, martıları göstererek; “her tarafta birbirlerine benziyorlar.”

Varlıklarıyla dünyamıza renk ve sevgi katıyorlar deyip devam ediyoruz yürüyüşümüze.

Noel Panayırı bu tarihi kente geçmişle gelecek arasına kurulan köprü görevi görüyor. Tezgahlar arkasındaki satıcılar bir kaç yüz yıl öncesinin insanını hatırlatıyor. Geçmişin bugünki insanlar tarafından yaşatılıyor olması elbette heyecan verici.

İsmail Özen’le uzun bir yürüyüşten sonra Hamburg Limanı’na (Hafen) ulaşıyoruz. Buradan kendisine ait 2013 yılında kurduğu Kampf Deines Lebens (Hayatının Kavgası) Vakfı’na ait spor salonuna geçiyoruz. Spor salonunda her renkten kadın erkek, genç ve yaşlı spor yapıyor.

Röportaja geçmek için ikimiz de hazırız.

Spor salonundan söz ediyor.

“Her şeyi kendim yaptım. Harabeydi bu gördüğün salon. Haftalarca gece gündüz çalıştım ve ortaya bu sonuç çıktı.”


Türkiye 1930’lara döndü


Ne yapıyorsunuz burada peki?

“Antremanlarımı bu salonda yapıyorum. Profesyonel sporcular gelip antremanlarını yapıyorlar. Ayrıca boks maçları yapıyoruz. Geriye kalan zamanlarda ise öğrencilerim var onlarla ilgileniyorum.


Neden vakfınızın adı, “Hayatının Kavgası?”

İnsan mücadele ederek geleceğe doğru yol alıyor. Benim de öyle oldu. O nedenle bu ismin benim hayatımı tanımladığını düşünüyorum.”


Vakıfta ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

“Vakıf olarak çalışma alanımız ağırlıklı olarak çocuklar, gençler ve kadınlar. Mülteciler, göçmen çocuklar ve kadınlarıyla ilgili özel çalışmalar yapıyoruz.”

Laf dönüp dolanıp Dersim’e geliyor.

“Dersim’i çok özledim” diyor, İsmail Özen.

Türkiye’ye son iki yıldır gidemiyor. Hakkında herhangi bi soruşturma olup olmadığını bilmiyor ve ekliyor:

“Türkiye öyle bir hal aldı ki hakkınızda bir soruşturmanın olup olmamasının bir önemi yok. Kimin başına ne zaman ne geleceği belli değil. Ülke ne yazık ki 1930’lu yıllara geri döndü.”


Yoksulluğun bedelini ödeyen bir kuşak


Herkesin bir hikayesi var.

“Aslında pek karmaşık bir hikayem yok, tanıdık.”

Haklı…

1961-70 yıllarda ve sonrasında ortalama bir Kürt ve Dersimli aile neler yaşamışsa, Özen ailesi de onu yaşamış. ‘Karmaşık’ olmayan bu. ‘Karmaşık’ olan ise geldiği topraklardaki çalkantı ve bir türlü bitmeyen kanlı savaş.

“Babam 1963 yılında Dersim’den Almanya’ya işçi olarak geliyor. 1960’lı ve 70’li yıllarda Almanya’ya gelen işçiler neler yaşamışsa o da aşağı yukarı o sorunları yaşamış.”



Babanın dil bilmediği için yaşadığı komik hikayeleri var mı?

Ağız dolusu gülüyor, “Ooo, hem de nasıl. Neler neler. Valla tavuk, inek hikayesi bolca var. Tabi babam duymasın.”

Aramızda diyorum…

“İşin şakası bir yana ama yoksulluğun bedelini ağır ödeyen bir kuşak…” diye ekliyor.


Nerede doğdun?

“1981’de Almanya’nın Hamburg kentinde doğdum. Benden büyük bir ablam bir de ağabeyim var. Beni iki yaşımda İstanbul’a yollamışlar, dedemlerde kaldım.”

Sebep malum; yoksulluk. Anne babanın çalışması gerek. O nedenle İsmail’i İstanbul’a yolluyorlar.


Almanya’ya nasıl geri döndün?

“1991 yılında ailemin yaşadığı Almanya’nın Hamburg kentine geri döndüm.”


Alışmak zor oldu mu?

“Çok zor oldu. Anne baba Almanya’da ama ben anne baba olarak aslında dedemi, nenemi biliyorum. Onlardan ayrılmak zor oldu. Tabi dil ve kültür farkı beni epeyce zorladı. “


Dil ve kültür farkı zorladı


Dersim’de olsa derler ki, deden mi, baban mı boksördü.? Nereden çıktı boks?

İçten kahkaha atarak yanıt veriyor soruya:

“Hayat bazen sürpriz yapar. Benim de öyle oldu. Boksa başladığımda 15-16 yaşlarındaydım. O gün bugündür profesyonel olarak dövüşüyorum.


Ringte karşınızda bir rakiple dövüşmek nasıl bir şey?

“Boks, futbol ya da takım sporlarına benzemiyor. 28 metre kare içinde sadece siz ve rakibiniz varsınız. Sıkıştığınızda topu atacağınız takım arkadaşınız yok. Dolayısıyla her şey size kalıyor. Dolayısıyla ya yeneceksiniz ya yenileceksiniz.”


Boksta bir kahramanın ya da örnek aldığın biri var mıydı?

“Kahramanım değil ama Muhammed Ali’den etkilendim.”


Neden Muhammed Ali?

“Çünkü Muhammed Ali sadece iyi yumruk atan biri değildi, aynı zamanda savaşlara, haksızlıklara karşı duran biriydi. Üstelik siyahlar da Kürtler ve Aleviler gibi ezilmiş bir toplumdu. Hikayemiz benzer.”


O maça Sakine abla gelmişti


Bugüne kadar kaç madalya ve kemer aldınız?

“Tabi pek çok maç aldım, madalya kazandım ancak Almanya’da kemer kazandığım maçlarımdan biri benim için çok özeldir.”


Neden?

‘Çünkü o maçıma Sakine abla (Cansız) gelmişti. Katledilmeden üç ay önceydi. Sakine abla maçta olduğu için çok heyecanlandım ama maçı kazandım. Maç bittikten sonra kulis odasına geldi. Sarıldı, beni tebrik etti. Elinde sarı, kırmızı ve yeşil renklerden oluşan çiçek demetini bana verdi.”


Sakine Cansız’la nasıl tanıştınız?

“Hamburg’ta tanıştık. Sık sık görüşüyorduk. Her geldiğinde arar ve aileyi ziyarete gelirdi. Biz onu çok sevdik. Hayatımda çok önemli yeri olduğunu söylemeliyim.”


Son maçınıza Sûr, Gever ve Cizre için çıktınız, neden?

“Cizre, Sûr, Nusaybin, Şırnak, Silvan, Kerboran, Hezex, Silopi ve Gever’de yaşanan insanlık dışı katliamlara sessiz kalamazdım.”


HDP Eş başkan’ı Demirtaş’ın maçınıza gelmesi tartışmalara neden olmuştu.

“Maçıma Alman siyasetçiler de geldi ancak ben böylesini görmedim. Türkiye’yi tanıdıkça, tarihini öğrendikçe bu tepkiler bende hayal kırıklığı yaratmadı. Bu manasız saldırganlığa karşı mücadele etmekten başka çare yok.”


Hedefim büyük kemer maçı


Bundan sonra hedefiniz nedir?

“Hedefim büyük kemer maçı…”


Magazin medyasının ilgi odağısınız.

“Bu benim tecihim değil. Ben de eşim de bu durumdan mutlu değiliz. Her fırsatta gazetecilere de söylüyorum daha ciddi meselelerle ilgilenin. Mesela dünyadaki savaşlar, açlık, eşitsizlik gibi…”


Neden maçlarınızda hep politik mesajlar veriyorsunuz?

“Çünkü dünyada savaşlar, yoksulluklar, haksızlıklar ve adaletsizlikler var. İnsanların duyarlı olmalarını istiyorum.”


Bir sporcunun toplumsal meselelerle ilgili görüş bildirmesi pek alışık olunan bir konu değil ama.

“Uydurmuş birileri kendi çıkarları için. Ne demek sporcu toplumsal meselelerle ilgilenemez? Tam tersi olması gerek. Sporcu da olsanız sonuçta insansınız ve olup bitenlere kayıtsız kalamazsınız. Ben bunu yapmaya çalışıyorum ve bu birilerinin hoşuna gitmiyor. Böyle diye vazgeçecek halim yok.”


Pusu kurdular, saldırıya uğradım


Ölüm tehditleri alıyor musun?

“Sadece ölüm tehditleri almıyorum, saldırıya da uğradım.”


Nasıl bir saldırı?

“6 Mayıs 2015 tarihinde Hamburg’da Kıtalar Arası boks maçım vardı. O gün HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’da maçımı izlemeye gelmişti. Maç akşamı benim ve Sayın Demirtaş’ın bineceği iki ayrı aracın lastikleri patlatıldı ve araçlarımıza zarar verildi. Sonradan ortaya çıktı ki aslında o gün fiziki zarar da vermek istemişler ancak güvenlik ve polis fazla olduğu için göze alamamışlar.”


Peki sonra ne oldu?

“Aynı yılın Temmuz ayında ablamın o dönem 16 yaşında olan oğlu evlerinin önünde üç beş kişi tarafından rehin alınarak “dayına haber ver gelip seni kurtarsın” diye çocuğu tehdit ediyorlar. Bunun üzerine çocuk bana telefondan ‘acil yardım et’ mesajı attı. Meğerse bana pusu kurulmuş. Olay yerine ulaştığımda iki kişinin bıçaklı saldırısına maruz kaldım. Saldırıyı şans eseri yara almadan atlattım. Sonra bana pusu kuranların içinde olan bir kişi polis ve mahkemede itiraflarda bulundu. Genç bir çocuk. Kullanmışlar. Söz konusu kişi bu saldırıları organize etmek için kendilerine yüklü miktarda para verildiğini de itiraf etti. İtiraf eden genç ifadesinde, görevinin benim yeğenimi rehin alıp beni de olay yerine götürmekle sınırlı olduğunu söylüyor. Aynı yerde bekleyen ikinci bir ekip ise bıçaklarla bana saldırıp öldürmekle görevlendirilmiş.”


Ne yaşadınız?

“Başımı geri çekmeseydim bıçak boğazımı kesecekti. Öldürücü bir saldırıydı. Ani refleksle kendimi geri çektim ve bıçak boşa çıktı.”


Neden sokak?

“Oldu bittiye getirmek, ‘sokak kavgasında öldürüldü’ demek içindir.”


Peki hala ölüm tehditleri alıyor musunuz?

“Evet alıyorum.


Sebebi?

“Sebebi şu; ben diyorum ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, AKP hükümeti Kürtlere karşı insanlık suçu işliyor, işkence yapıyor, insanları öldürüyor, siyasetçileri, insan hakları savunucularını, gazetecileri hapse atıyor, insanların malına mülküne el koyuyor, işlerini ellerinden alıyor. Şimdi bu yalan mı? Ben iftira mı atıyorum? Hayır, gördüklerimi söylüyorum. Söylediklerim Almanya medyasında yer aldığı için de tehdit ediliyorum.”


Cesaretiniz sizi yarı yolda bırakmaz


Saldırılar ve tehditlerin arkasında kim ya da kimler var?

“Bence bu gayet açık. Düşüncelerimden kimler rahatsızlık duyuyorsa onlar vardır. Birkaç ırkçının işidir diyemem ki...”


Almanya makamları ne diyor?

“Saldırıya uğradığım olayla ilgili mahkeme hala devam ediyor. İstediğim, saldırının arkasında kim ya da kimler varsa ortaya çıkarılmasıdır.”


Bu saldırının MİT’le bir bağlantısı var mı?

“Mahkeme devam ediyor. Var ya da yok diyemem. Ancak Alman yetkili makamları defalarca MİT’in Almanya’daki faaliyetleriyle ilgili açıklamalarda bulundu. Hatta Almanya’da yaşayan muhalifler hakkında ölüm listelerinin hazırlandığı medyaya yansıdı. Biliyorsunuz en son Almanya İçişleri Bakanı ülkede faaliyet yürüten “Osmanlı grubu” adı verilen oluşum için Türk hükümetinden destek alıyor ve bu grubun doğrudan Erdoğan’a bağlı olduğu söyleniyor. Grup üyeleri Erdoğan’ın sarayında danışmanı İlknur Çevik tarafından ağırlanmışlardı. O görüşmeden sonra grup yaptığı açıklamalarda, “teröre karşı mücadele” ettiklerini iddia ediyorlar. Hangi terör? Terörden kastı insan haklarını, demokrasi ve barışı savunan benim gibi insanlar mı?


Korkuyor musunuz?

“Korkuyor muyum bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum; bir şeye inanıyorsanız cesaretiniz sizi yarı yolda bırakmaz. Benim de öyle. Barışa, eşitliğe, adil ve özgür bir yaşama inanıyorum. Bunun mücadelesini veriyorum. Bu insani sorumluluğumdur.”


Kobanê’ye gidiş öyküsünü soruyorum.

“Olup bitenleri herkes gibi TV’lerden izliyordum. Yaşananlar kabul edilir gibi değildi. Bir şey yapmam gerektiğine karar verdim ve bir grup Alman gazeteciyi de alıp gittim.

Kobanê bir teşhir savaşıydı. Kötülere karşı insanlık adına iyilerin savaşını veriyordu. Kürt oldukları için, eşitlik, özgürlük istedikleri için saldırıya uğramışlardı. Durup izlemek olmazdı.”


Savaş filmi değildi, gerçekti


Sınırda ne gördün?

“Televizyonlarda gördüklerimden daha fazlasını, daha sahicisini gördüm. Karşınızda bir kent yerle bir ediliyor ve siz çaresizsiniz. Dumanlar yükseliyor, silahlar patlıyor. Bir avuç insan kentlerini teslim etmemek, onurlarını yere düşürmemek ve insanlığın geleceği için hayatlarını kurşunlara, havanlara, bomba yüklü araçlara siper ediyordu. İzlediğimiz bir savaş filmi değildi, gerçekti. Çaresizlik içinde olup biteni izliyorduk. Türk askeri ve polisi sınırda Kobanê’ye desteğe giden insanlara saldırıyordu. Ama bütün bunlara karşı baş eğmeyen bir iradeyi de gördük. Neticede emekler, fedakarlıklar boşa gitmedi ne yazık ki bedeli ağır oldu ama Kobanê kazandı. En son Reqa’da elde edilen zafer Kobanê direnişinin sonucudur.”


Kerkük, Kandil’e de gittiniz?

“Aynı amaçla gittim. Kerkük, Şengal ve Kobanê’de Kürt gençleri DAİŞ’e karşı savaşıyordu. Ağustos 2015'te Kandil’de Zergele köyü Türk savaş uçakları tarafından bombalanmış ve 8 sivil insan parçalanarak can vermişti. Bu nedenle bir grup Alman gazeteciyle Kandil’e gittim ve yaşananları yerinde gördüm.


Özgürlük bedel gerektirir


Bütün bu yaptıklarınız sizin için risk değil mi?

“Barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi bedel gerektirir. Unutmayalım ki Kobanê savaşında gençler çıplak bedenleriyle tankların önüne yattılar.”


Dünya Çocuk Hakları Konseyi Vakfı’nın büyükelçisi seçildiniz…

“Evet, dünya genelinde 25 milyon üyesi olan ciddi bir vakıf. Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ve ortak çalışma yürüttükleri bir vakıf. Çocuklarla ilgili yaptığım çalışmalardan dolayı böyle bir görev önerdiler. Seve seve kabul ettim.


Bu unvanla ne gibi çalışmalar yürüteceksiniz?

“Çocuk ve kadın meselesi dünyada ciddi bir problem. Özelikle savaşlarda en çok çocuklar etkileniyor. Bu sorunlara çözüm bulmak, çeşitli ülkelerde çocukların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek ve barış için çalışacağım. 2018 yılının ilk aylarında bu amaçla Afrika’da bazı konferanslara katılacağım.”


Türkiye, çocuklar konusunda nasıl bir karneye sahip?

“Dünyanın karnesi de iyi değil ancak Türkiye’nin daha kötü olduğunu söyleyebilirim. Bunu ben söylemiyorum rakamlar söylüyor. 0-6 yaş grubu arasında 500 çocuk anneleriyle birlikte hapishanede ise o ülkenin karnesi nasıl iyi olur ki? Son 15 yılda sivil toplum örgütlerinin raporlarına yansıyan bilgilere göre çoğunluğu Kürdistan’da olmak üzere 477 çocuk asker ve polis tarafından öldürülmüş. “


Avrupa’da yaşayan Kürt gençlerine bir mesajınız var mı?

“İnsanlara şöyle ya da böyle yapın demekten hoşlanmıyorum ancak şunu her fırsatta hatırlatıyorum; dilinizi, kültürünüzü, kimliğinizi, inancınızı unutmayın. Eşitliği, hukuku, barışı ve özgürlüğü savunun. Bunu bütün insanlar için söylüyorum. Elbette Kürt gençlerinin sporla uğraşmalarını isterim.”



2427

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA