Türkiye toplumu tepki veremiyor

Ortaya saçılan yolsuzluğa; soygun ve talana eşlik eden açlık, yoksulluğa rağmen Türkiye toplumunun tepkisiz, refleks gösteremez duruma getirildiğini belirten PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, bunu yeni sömürgecilikle izah etti.

06 Aralık 2017 Çarşamba | Haber

Türkiye insanının ve toplumunun psikolojisini, zihniyetini sorgulamak ve eleştiriden geçirmek gerektiğini kaydeden PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, "AKP-MHP iktidarına karşı yeterli bir toplumsal refleks oluşmamış. Toplumsal refleksin geliştirilmesinde sorumluluk ise devrimciler ve aydın kişilere düşüyor" diye konuştu.

Medya Haber TV’de yayınlanan Ülkeden programından Derviş Eren’in sorularını yanıtlayan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, öne çıkan siyasi konuları değerlendirdi.

Kalkan’ın değerlendirmelerinin satırbaşları şöyle:


Büyük mücadele yılı

40. yıl Önder Apo’nun aydınlatıcılığında, şehitlerimizin izinde daha büyük mücadele yılı olacak. Daha büyük zaferlerin kazanıldığı, özgürlüğe daha çok yaklaşıldığı, demokratik ulus inşası yönünde çabaların ve gelişmelerin daha fazla gösterildiği, daha güçlü adımların atıldığı bir yıl olacak. 40. yıl mücadele ve özgürlük yılı olacak! 40. yıl Önder Apo’yla buluşma yılı olacak.

Ekim ayında gerçekleştirdiğimiz Merkez Komite toplantımızın kararlılığı meydanlarda tüm halkımız tarafından sahiplenildi. Önder Apo’yla özgür bir buluşmanın sağlanması için hareket ve halk olarak ne gerekiyorsa onu yapacağız.


Kürt kanı üzerinden çıkar

Avrupa’daki halkımızı da kesintisiz eylemlerle Önder Apo’yu sahiplendikleri için kutluyor, selamlıyorum. Bugün CPT ve AB’nin çeşitli kurumlarının tutumları politiktir. Hepsi TC’den ekonomik kazanç sağlıyor, bu durumdan çıkar elde ediyorlar. Onun için bu baskıyı birlikte uyguluyorlar. Bazı çıkar çatışmaları oluyor ama bunların hepsi aslında pazarlık çatışmalarıdır. Almanya Kürt kanı üzerinden çıkar sağlıyor. CPT’nin tutumu da bunun bir parçasıdır.

Eğer gerçekten bu dünyada bir Türk-Kürt barışı olacak ve Türkiye’de demokratikleşme gelişecekse bunu yapacak tek kişi Önder Apo’dur.


Maraş’ın katilleri yönetiyor

Malatya’da Alevilerin evleri işaretleniyor. Bu baskı politikalarının kökeni Maraş Katliamı’na dayanıyor. Kürdistan’a askeri yönetim 12 Eylül 1980 darbesinden sonra gelmedi. 19-24 Aralık arasındaki Maraş katliamından sonra sıkıyönetim ilan edildi. Darbe Kürdistan’da 1978 Maraş Katliamı’yla başladı. Önder Apo o zaman TC devletinin darbe sürecine girdiğini söyledi. Bunu Bülent Ecevit de söyledi. Bülent Ecevit bunu yapanın Seferberlik Tetkik Kurulu olduğunu, başbakan olmasına rağmen bu kurumdan haberinin olmadığını, hatta bu kurumun maaşlarının dahi NATO tarafından ödendiğini belirtti.


Soyup soğana çevirdiler

Faşizm 50 yıla yakın bir süredir saldırıyor. 1971 devrimci direnişçiliğinden bu yana kahramanca süren bir direniş var. Demokratik, özgürlükçü, devrimci direniş faşizmi yıkım noktasına getirdi. AKP-MHP faşizmini yıkacak olan da bu güçtür.

Amerika’daki davayı hafife almamak lazım. Reza Zarrab olayı buz dağının görünen yüzüdür. Hepsi değildir. Önemsemek ve oradan tutarak daha fazla araştırma inceleme yaparak gerçekleri daha fazla açığa çıkartmak lazım. Tayyip Erdoğan ve yanındakiler 15 yıldır yiyip içiyor, har vurup harman savuruyorlar. Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler. 


El altında İran ile anlaşıyor

Türkiye NATO’yla birlik olmasına rağmen el altından İran’la anlaşıyor ve kendi müttefiklerinin kararlarını boşa çıkartıyor. Esas önemle üzerinde durulması gereken bir nokta da budur. Şimdi Avrupa ve ABD bunu biraz kavradı. Tepkileri buradan ileri geliyor. Ama tepkilerinde çok güçlü değiller. Hala böyle bir güçle mücadeleyi ciddiyetle ele almıyorlar. Çıkar buldular mı uzlaşma yolu da arıyorlar. Ancak açığa çıktı ki Tayyip Erdoğan kiminle ilişkilenmişse arkadan kuyusunu kazmaya çalışmış. Sadece kendi çıkarını düşünmüştür. Başka hiçbir ilkesi yoktur.


Yeterli toplumsal refleks yok

CHP’nin açığa çıkarttığı yolsuzluk belgeleri, AKP’nin hırsızlığını bir kez daha ispatlıyor. Tek başına bu durum bile ayaklanma gerekçesidir. Böyle bir yolsuzluk belgeyle ortaya konulduğunda bir toplum ayağı kalkar, büyük bir infial olurdu. Hiçbir güç de bunu durduramazdı.

AKP her türlü yöntemi uygulayan faşist bir yönetimdir. Baskıları da hiçbir rejimle kıyaslanamayacak düzeydedir. Ama yine de bu durum mücadelesizlik gerekçesi sayılamaz. Türkiye insanının ve toplumunun psikolojisini, zihniyetini sorgulamak ve eleştiriden geçirmek lazım.

AKP-MHP iktidarına karşı yeterli bir toplumsal refleks oluşmamış. Toplumsal refleksin geliştirilmesinde sorumluluk ise devrimciler ve aydın kişilere düşüyor.

Bu kadar gerçek açığa çıkmış, ülke bu kadar soyulup soğana çevrilmişken insanlar duramazlar. Sen aç kalmışsın, çocuğun açlıktan, tedavisizlikten, yoksulluktan ölmüş ama birisi de bu kadar soymuş soğana çevirmiş. Demek ki yoksulluk ve açlık bir kader değildir. Başkaları çaldığı için sen bu hale gelmişsin. Emekçiler bunu görüp ayağa kalkmalıydı. Toplum bu gerçeklere tepki verebilmelidir. Tepkisiz bir toplum ortaya çıkartılmıştır. Bu da yeni sömürgecilikle bağlantılıdır. Yeni sömürgecilikte uzun vadeli olarak toplumu etkisiz hale getirme politikası uygulanıyor. Çok ince bir tarzda insanların psikolojileri, toplumların özellikleri inceleniyor ve buna göre propaganda, eğitim ve maddi yaşam oluşturularak çeşitli tepkiler ezile, kırıla toplumlar artık tepki veremez hale getiriliyor. Yeni sömürgecilik uygulaması için Asya, Avrupa, Afrika kavşağında yer alan Türkiye, pilot bölge olarak seçildi. Türkiye toplumu da tepki veremez bir toplum düzeyine getirildi. Önder Apo bunu toplum kırım olarak tanımladı.


İnsanlığın geleceği buraya bağlı

Demokratik Suriye’yi inşa etmeye çalışan bütün halkları ve toplulukları selamlıyorum. Kardeşçe birlikte demokratik toplum inşası yürütmelerinden dolayı onları kutluyorum. Büyük çalışma budur. Gelecek bunun üzerinden var olacak. Suriye’nin de Kürdistan’ın da Ortadoğu’nun da hatta insanlığın da geleceği bu çalışmalara bağlıdır.

Toplumun eğitilip örgütlenmesi çok önemlidir. Toplumsal inşa, demokratik toplum olmak çok önemlidir. Seçimler demokratik toplum olmanın yöntemlerinden bir tanesidir. Hepsi değil ama önemli bir tanesidir. Bu anlamda yapılan seçimler örnek oluyor. Bu kadar büyük bir savaş içerisinde yapılan bu seçimler çok değerli ve anlamlıdır. Ancak, seçimler ve idari sistemin oluşturulması bir devrim için de yeterli görülmemelidir.

Ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel örgütlülük, öz savunma örgütlülüğü temelinde toplumun iç içe geçmiş ağ örgütlendirilmesine kavuşturulması, her bir bireyin üç-beş farklı örgüt içerisinde çalışır haline gelmesi ve özneleşmiş toplumun, özneleşmiş bireyi olabilmesi çok önemlidir. Hedef bu olmalıdır.

Rojava halkının binlerce şehit vererek yürüttüğü kahramanca direnişi selamlıyoruz. Bu tarihin en anlamlı direnişlerinden birisiydi. Bu direnişlerden ortaya çıkan şu oldu; toplum örgütlü olur, kendi öz gücünü ortaya çıkarırsa her türlü saldırıya karşı direnebilir. DAİŞ faşizmi karşısında Rojava halkının direniş bunu kanıtladı.


Erken çözüm hastalığına dikkat

Cenevre, Astana veya Soçi’de ne kadar çözümün olup olmayacağı belli değildir. Erken çözüm hastalığına kapılmamak lazım. Güney de sorunlarını çözdüğünü zannetti. Hatta erken çözüm de değil, kendilerini dünyayı fethetmiş saydılar ama ortaya çıkan başka bir gerçek oldu. Demek ki Kürdistan’da böyle bir erken ve kendi başına bir çözüm yoktur. Sistem bir bütün olduğuna göre çözüm diye bir şey olacaksa -ki bunu devrimci değişim ve dönüşüm olarak görmek lazım- bu ortaklaşarak olacaktır. Dört parça Kürdistan’da birleşik mücadele gereklidir.

Diplomatik faaliyetleri önemsemek gerekir ama bunu birincil sıraya almamak lazım. Umudu oraya bağlamamak gerekir. Çözüm kendi eğitim ve örgütlülüğündür. Eğer bu sağlanırsa her türlü siyaset içerisinde de yerin olur, her türlü saldırı karşısında da kendini savunabilirsin.


Hele bir girmeye kalkışsınlar

Mesela şimdi Efrîn tehdit altındadır. Türkiye, Kürt düşmanıdır ve tehdit ediyor. Bunun karşısında kendini eğitir örgütlersen savunmanı yapabilirsin. Efrîn halkı ve Rojava toplumu kesinlikle bu çizgiyi izlemelidir. Kendini eğitip örgütlemeli ve direnmelidir. Kendisi böyle direnirse bütün halkların, Kürdistan’ın ve insanlığın desteğini kazanacağını da bilmelidir.

Efrîn AKP-MHP faşizmine mezar olacak. Hele bir girsinler de görsünler. 15 Eylül 2014’te DAİŞ’i Kobanê’ye saldırttıklarında ne oldu? DAİŞ’in kökü kazındı. Şimdi de Efrîn’e saldırırsa AKP-MHP faşizminin kökü de Efrîn’de kazınacak. Bu irade ve kendine güvenle bakmak ve hazır olmak gerekiyor.


Güney kendisine güvenmeli

Öyle özgür bir Güney Kürdistan, böyle bir yönetim yokmuş. Bunlar açığa çıktı. Maskeler düştü. Bu da iyi bir bilinçlenmedir. Şimdi toplum anlıyor ki; bilinci ve örgütlülüğüyle var olursa kendisini ayakta tutabilir. Şu veya bu devlete ya da herhangi bir konjonktüre veya bir partiye, kişiye dayanarak ayakta kalma durumu yoktur.

Biz Güney Kürdistan halkına KDP ve YNK’den uzak durun, PKK sizi kurtaracak demiyoruz. Bunun yerine eğitimli ve örgütlü olun. Kendinize dayanın, kendi gücünüze, bilincinize ve örgütlülüğünüze güvenin, diyoruz. Kendi örgütlenmenizi ve demokrasinizi geliştirin. PKK’li olun demiyoruz. Kendiniz olun, özgür ve demokratik olun ne mutlu size! O zaman doğruyu bulursunuz. Her türlü oyuna karşı hazırlıklı olur, saldırılar karşısında kendinizi savunabilirsiniz. Hep dışarıdan bir kurtarıcı aramaya girmeyin. Öyle bir kurtarıcı yoktur. Kurtuluş halkın eğitim ve örgütlülüğünün elindedir. Mevcut gelişmeler bunu açığa çıkardı. Biz buna çağrı yapıyoruz.


Türkiye en büyük tehdittir

KDP’lilere ‘sizi bize karşı kullanıyorlar’ dedik. ‘Size dayanarak bizi yok etmeye çalışıyorlar’ diye uyarıda bulunduk. Ama PKK onları kıskanıyor sandılar. Tayyip Erdoğan kişiliği, AKP partisi, TC devleti, Kürt’e düşmandır. AKP şimdiye kadar bazı çevreleri kandırdı. Kendisinin Kürtlere değil, PKK’ye düşman olduğunu söyledi. Ama bunun böyle olmadığı şimdi açığa çıkmıştır. Tayyip Erdoğan, Güney Kürdistan’da böyle bir yönetimin kurulmasına izin vermelerinin en büyük hata olduğunu söyledi. Fırsat bulursa yok edeceğini belirtti. Zaten Bağdat yönetiminin Kerkük’e saldırmasını en çok TC destekledi. Şimdi de yönlendiriyor ve ilişki içerisindedirler.

Türkiye her an daha fazla da saldırabilir. Zaten Güney Kürdistan’ın birçok alanında ordusu da bulunuyor. Daha fazla işgal etmek için saldırabilir. Güney Kürdistan sadece Irak’ın tehdidi altında değildir. Ondan daha fazla AKP-MHP faşizminin ve TC devletinin tehdidi altındadır. Bunu Güney Kürdistanlı siyasetçiler iyi görmelidir.

KDP yönetiminin artık çok daha dikkatli ve duyarlı olacağına inanıyoruz. KDP ile 1982’de bir protokol imzalamıştık. Bu protokolde ortaya konulduğu üzere ilkeli birliktelikler ve birlikte ortak iş yapmaya hazırız.

Olup bitenlerden ders çıkartma ve demokratik ilişki ve ittifakları oluşturma temelinde son dönemlerde Güney Kürdistan’da belli bir diyalog durumu var. KDP de böyle bir eğilim gösterdi. Biz bu eğilime önem veriyoruz. Böyle olursa parti çıkarlarını bir kenara bırakarak Kürt ulusal demokratik çıkarları temelinde KDP’yle de diğer Kürt örgütleriyle de ortak hareket etmek için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Ulusal Kongre’ye de hazırız.



867

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA