Kara parti!

Hekim ŞİLAN

06 Aralık 2017 Çarşamba | Forum

Önder Apo’nun Türkiye’deki siyasal yapının sosyolojik karakterini ortaya koyan muhteşem değerlendirmeleri bulunmaktadır. Bunların en önemli olanlarından biri de şudur, Kürtleri soykırıma uğratma politikasından vazgeçilip Kürt sorununu demokratik yollardan çözme zihniyetinde olmayan her iktidar hazin sonu yaşamaktan kurtulamaz. Nitekim bu tespit birçok defa kanıtlanmıştır. Bugüne kadar Kürtleri soykırıma uğratma iddiasında olan onlarca parti tarih sahnesine çıkmış ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi karşısında yenilgiyi yaşamıştır. ANAP’ından DYP’sine, DSP’sine, Refah Yol’una ve diğer koalisyon hükümetlerine kadar birçok iktidar farklı yol ve yöntemleri kullansalar da özünde, hepsi de “bu iş ya bitecek ya bitecek” diyordu. Hepsi de Kürt sorununu bastırarak çözeceğini, Kürtler üzerindeki soykırım politikasını kendisinin sonuca götüreceğini söylüyordu, ama sonuçta çözülen ve tasfiye olan kendileri oldu. 

Türkiye’de iktidar olan partiler nasıl ki Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt halkının yürüttüğü mücadele karşısında bir şekilde yenilgiye uğratılıp devrildiyse, AKP iktidarı da sallantıya girerek aynı akıbete doğru hızlı adımlarla ilerliyor. Çünkü AKP’nin amaçları ve kullandığı araçlar çok fazla kirlendi. Bünyesi de yapısı da işlediği suçları artık kaldıramayacak hale geldi. Bütün bu suçlarını, hırsızlıklarını, ahlaksızlıklarını Kürtlere yönelik saldırıları arttırarak örtebileceğini sansa da beyhudedir. Güya AKP’nin iktidarda kalması Türk devletinin varlığını ve bütünlüğünü sürdürmesi açısından olmazsa olmazmış. Bu söylemler Tayyip Erdoğan’ın her zamanki yalanlarına yeni ekleneni. AKP olmadan, Tayyip Erdoğan olmadan Türkiye devleti yıkılacakmış gibi bir algı oluşturmaya çalışmak Türkiye haklına yapılabilecek en büyük kötülüktür, züldür. Türkiye toplumu hırsız yöneticiler tarafından yönetmeyi kabul etmez. Tayyip’in hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, gerçekleştirdiği katliamları ortaya koymak da Türkiye devletini ortadan kaldırmaya yönelik değildir. 

Türkiye toplumu AKP’nin bu yalan dolan söylemlerine halen kanıyorsa, AKP tarafından nasıl gafil bir durum içine sokulduğunun farkında olmadığını gösterir. Bu da bir toplum için kötü durumda olmanın en kötüsüdür. Herkes tarafından şu konu çok iyi bilinmelidir, hiç kimsenin Türkiye’yi bölme gibi bir amacı yoktur. Tayyip Erdoğan diktatörünün devrilmesi Türkiye halklarına, Türkiye’ye sadece hayır getirir. Siyasal olarak da, sosyal olarak da, ekonomik olarak da daha faziletli bir ortam ortaya çıkar. Kürt Özgürlük Hareketi’nin tek bir amacı vardır; o da Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesidir. Türkiye’nin Demokratik Ulus temelinde demokratikleşmesini istemek ve bunun için mücadele etmek de ne bölücülüktür ne de Türkiye’yi yıkmaktır. Aksine Türkiye’nin bütünlüğü içinde bütün farklılıkların öz değerleriyle yaşamını sürdürmesine imkan verme, gerçek gücünü açığa çıkarma ve Türkiye’nin tüm sorunlarından kurtulmasını sağlama mücadelesi olarak görülmelidir. 

Hatırlanırsa 2000’li yıllara gelindiğinde Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı uzun yıllar yürütülen savaşın siyasal, sosyal ve ekonomik enkazı altında kalmış bir Türkiye gerçeği bulunmaktaydı. Şu anda da 2000’li yıllara kadarki partilerin ortaya çıkardığı siyasal, sosyal ve ekonomik kriz durumuna benzer bir durum yaşanmaktadır. Ancak arada bir fark vardır, o da Tayyip daha kurnaz, daha çıkarcı ve kendisini Türkiye ile özdeşleştiriyor. Halbuki şu anda Türkiye’deki tüm sorunların kaynağında AKP iktidarı ve faşist şefi Tayyip Erdoğan bulunmaktadır. Türkiye’yi siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak bir mevtaya dönüştürmüştür. Akbabalar gibi leşe dönüştürdükleri Türkiye’nin üzerine üşüşmüşler, daha çok çalıyorlar, daha çok yolmaya çalışıyorlar ve zenginleşiyorlar. 

AKP ilk iktidara geldiği 2002’de hangi söylemleri kullanıyordu, devlet içine yerleşip güçlendiğini düşündükten sonra hangi söylem ve uygulamalara yöneldi? Eskiden gerçekliğini gizlemek için liberalleri de, demokratları da, farklı kesimleri de dikkate alıyormuş gibi bir algı yaratıyordu, ama devletin hakimi olduğunu düşündükten sonra bu örtülere ihtiyaç duymadan düşündüklerini yürürlüğe koymuştur. Francis Bacon’un “insanları tanımak istiyorsanız onlara güç verin” biçiminde önemli bir tespiti vardır. Gerçekten de Erdoğan güçlü olduğunu hissettikten sonraki izlediği politikalar, kullandığı dil ve uygulamaları gerçek zihniyetini yansıtmaktadır. AKP’nin son birkaç yıla kadar gerçekten de ustaca yaptığı şey, sahip olduğu zihniyeti kamufle ederek, biçimini farklı göstererek toplumu kandırmayı becerebilmesidir. Bu yeteneği göstermesi bugüne kadar varlığını sürdürmesine imkan verdi. Uygulamaları zihniyetini ele verse de söylemleriyle, basınla, özel savaş araçlarıyla bu gerçeğin üstünü örtebiliyorlardı. Ancak zihniyet uzun süre saklanamaz, kendisini yansıtma ihtiyacı duyar ve eninde sonunda yakayı ele verir. Çünkü biçim özü yansıtır. AKP’nin iktidara geldiği günden bugüne kadarki sürecin analizini yapmak bile AKP’nin asıl kara zihniyetini anlamak açısından yeterlidir. 

2002’li yıllarda kurulan AKP ABD’den, Avrupa’dan ve derin devlet güçlerinden aldığı destekle iktidar oldu. Dış güçler Ortadoğu’ya yapacakları müdahalede İslam maskeli bir gücün Türkiye’de iktidar olmasını kendi çıkarlarına gördükleri için Erdoğan’a her türlü yardımı, desteği ve aklı verdiler. Derin devlet de Kürtleri soykırıma uğratmada kullanacağı İslam maskeli bir partinin varlığını amacına ulaşmak açısından çok önemli görüyordu. Böylece AKP’nin ve Erdoğan’ın önü açılmış, tabiri caizse yürü ya kulum denilmiştir. Erdoğan da bodoslama bir biçimde kendisine sunulan imkanlara dalmış, önüne çıkan fırsatları zenginleşmek açısından kullanmıştır. Yoksa Türkiye’de yeni kurulan bir partinin bu kadar güç olması mümkün müydü? 

Gerçekten de AKP’nin kuruluşunun köklü irdelenmesi gerekir. Tuhaf bir kuruluş hikayesi var. Bir özel savaş partisi olarak iktidara getirilmiştir. İsmi bile toplumda temizlik, paklık, dürüstlük hissiyatı ve algısı yaratmak açısından özenle seçilmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi! Ak Parti! Sözde hem toplumda adaleti sağlayacaktı, hem de toplumu kalkındıracaktı. Ama 15 yıllık iktidarı boyunca çevirdiği kirli işler şimdi gün yüzüne çıkıyor, herkes tarafından görünür hale geliyor. Meğer bütün bu ‘ak’la başlayan söylemler yüreklerindeki ve zihinlerindeki karalıkları gizlemek içinmiş. Bunların bütün aklıkları aslında hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, rüşvetçiliklerini aklamak içinmiş. Kara zihinli, kara niyetli, kara bayraklı, kara bir partiymiş. 

Herhalde bugüne kadar en çok da Tayyip Erdoğan faşist diktatörlüğündeki AKP iktidarının ne kadar kirli işler yaptığı konusunda yazılar yazıldı, çizildi. Bu söylemler bugün ispatlanıyor. Tansu Çiller, iktidardayken Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü mücadelede ekonomik imkan bulmak için uyuşturucu ticareti trafiğine göz yumuyordu, Tayyip Erdoğan da altın ticaretine, petrol ticaretine ve daha bir sürü bilinmeye kirli ticari ilişkilere göz yumuyormuş. Hem de o kadar uluslararası anlaşmaya imza atıp onlara bağlı kalacağı taahhüdünü vermesine rağmen. Tabii bu kirli ilişkiler içine girerken de bir yandan da kesesine dolduruyormuş. Man adasına akan paralar konusunda ortaya çıkan belgeler, Reza Zarrab’ın Tayyip Erdoğan ve çetesiyle çevirdiği işler konusundaki konuşmaları halen gerçeğin çok az bir kısmı, dağın görünen yüzüdür. Daha neler neler açığa çıkacak, bunu yakın zamanda hep birlikte göreceğiz. 

İlahi adalet işte! AKP ilk iktidara geldiği zaman ülkeye demokrasi getireceğini söylüyordu, ama Tayyip Erdoğan katıksız bir diktatör oldu. Türkiye’deki yolsuzlukları ortadan kaldıracağını söylüyordu, ama en büyük hırsızlığı, rüşvetçiliği ve dolandırıcılığı kendisi yaptı. Türkiye’yi ekonomik olarak kalkındıracağını söylüyordu, ama Türk lirası gün geçtikçe daha çok değer kaybediyor ve ülke gün geçtikçe kriz içinde krizler yaşayarak batıyor. Türkiye’deki farklı toplulukların demokratikleşme sorunlarını çözeceğini söylüyordu, ama sorunları daha da ağırlatırdı ve derinleştirdi, Arapsaçına çevirdi, milliyetçiliği ve şovenizmi daha çok kışkırttı. AKP iktidarı döneminde toplumsal ahlak dibe vurdu, çocuklara taciz ve tecavüz, kadına yönelik şiddet ve tecavüz verileri ve buna göz yummalar tavan yaptı. Mezhepçiliğe karşı olduğunu söylüyordu, ama Ortadoğu’da mezhep çatışmalarının yaşanmasında ve bu çatışmaların sonucu on binlerce insanın ölmesinden, milyonlarca insanın evini yurdunu bırakıp göçmen duruma düşmesinden birinci dereceden sorumludur. Ortadoğu’daki komşularıyla ve dünyadaki ülkelerle sıfır sorunlu bir politika izleyeceğini söylüyordu, ama dış politikada ve ilişkilerinde elinde kıytırık bir KDP kaldı. 

Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı mücadelesiyle bir özel savaş hükümetinin daha sonunu getirmiş bulunuyor. Son olarak laf ebesi Tayyip’in sözüyle bir şey söyleyelim “men deqe duqa”, yani insan ettiğini bulurmuş.



101

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA