İmralı tecrit sistemi

Tecrit uygulamalarının temel amacı Öcalan’ın en temel insan haklarını dahi pazarlık konusu yapıp Kürt sorununun çözümsüzlüğünü derinleştirme; engelleyemiyorsa da kendisine göre bir çözüm anlayışını dayatmaktır. Bu yönüyle Sayın Öcalan, Türkiye yasalarınca tutulan bir mahpus değil, bir esirdir.

06 Aralık 2017 Çarşamba | PolitikART

EBRU GÜNAY


İmralı adası ve Sayın Abdullah Öcalan’la neredeyse özdeşleşen tecrit kavramı 21. yüzyılda; sözde insan haklarının dorukta olduğu bu modern çağda dünya hukuk sisteminin bir kara lekesi olarak varlığını sürdürüyor. Öcalan’ın İmralı Adası’na getirildiği 15 Şubat 1999’dan bu yana kesintisiz devam eden tecrit sistemi her geçen gün daha da derinleşerek devam etmektedir. Tecrit politikaları uygulandığı her alanda; dış dünya ile bağlarını kesme, zamana yayarak unutturma ile manevi olarak imhayı hedefleyen bir süreçtir. 18 yıllık İmralı tecrit sistemi de tam da bunun üzerine kurulmuştur. Sayın Öcalan’ı İmralı Cezaevi’ne getiren süreç ve İmralı sistem hukuku yasa dışı gizli anlaşmalar ve korsanca kaçırma üzerine kurulmuştur. Devam eden süreçte de cezaevi koşulları ve uygulanan politikaların belirlenmesinde de ABD, AB ve Türkiye ortaklaşa hareket etmeye devam etti. Öcalan bu konuda, “Ben Türkiye’den ziyade kapitalist dünya sisteminin mahkûmuyum” demiştir. Bu nedenle de geliştirilen İmralı tecrit sistemi uluslararası komplonun ve saldırının yeni biçimi oldu:

“Böylelikle Kürt kültürel soykırımının, şahsıma yönelik davada açığa çıkmaması için sürdürülen komploya, hukuki bir kılıf geçirilmeye çalışılmaktadır. Kürtler üzerindeki kültürel soykırım gerçeği inkâr edilmekte ve iki yüz yılı bulan kapitalist Batı hegemonyasının çıkarlarının olduğu gibi devam etmesi istenmektedir.”

İmralı Adası’nda geliştirilen her politika, her keyfi uygulama bu perspektifle belirlendi. Nitekim özelde Türkiye genelde de evrensel insan hakları ilkeleri bağlamında İmralı tecrit sistemi hukuk kurucu bir özelliğe sahiptir. Bu kurucu hukuk maalesef olumsuz bir kuruculuktur. Düşünün ki; korsanca kaçırma üzerine kurulan İmralı cezaevi, hukuk ve yasaların nüfuz etmediği, baskı, tecrit, işkence ile siyasi muhalifinin iradesini kırma ve kendi çizgisine çekme esasına dayalı ilk Guantanamo tipi cezaevi olarak uygulamaya konuldu. Aynı zamanda Avrupa hukuk sisteminin de Guantanamosu olma özelliğindedir. Bu nedenle de İmralı Cezaevi her dönem hukuki denetime kapalı bir alan olarak kaldı ve kalmaya devam ediyor. 

 “İmralı Adası’ndaki yargılanmam, özünde Avrupa ulus-devlet sistemi adına Türkiye Cumhuriyeti’ne yaptırılmıştır. Yani Türk devlet gücüyle gerçekleştirilen bir yargılama değildir. Türk iktidar elitinin bundaki rolü, taşeronluktan öteye gitmez. Şüphesiz bu çirkin ve kafa karıştırıcı bir roldür. Son derece örtülü bir Gladio (Gizli NATO) operasyonuyla tutsak alınmam gibi evrensel hukukun ve AB hukukunun açıkça ihlali anlamına gelen bir husus bile görmezlikten gelinerek, buna ilişkin dava Avrupa Konseyi’nin sorumluluğu altında bulunan ve adil olması gereken AİHM’de aleyhimde sonuçlandırılmaya çalışılmaktadır. Tüm evrensel hukuk ilkelerini halen ihlal eden ve lehimde olan kanun hükümlerinin uygulanmaması için özel maddeler çıkaran TBMM’nin ve Türk yargısının, çok açık olan bu hukuk dışı kararları ve uygulamaları karşısında AİHM’nin tavrı bilinmektedir. Uzun yıllardır dışımdaki hiçbir hükümlüye uygulanmayan bir infaz statüsü altında bulunmam ve hem Türk yargısı hem de AİHM’nin kendi hukuki normlarına ters düşen bu adil olmayan yaklaşımları, davanın etrafındaki uluslararası komplonun hukuki alanda da sürdürüldüğünün ve Gladio’nun hâlâ işbaşında olduğunun kanıtı niteliğindedir.” Sayın Öcalan Türk hukuk sisteminin ve Avrupa hukuk sisteminin, şahsında temsilini bulan Kürt sorunun çözümsüz bırakılmasındaki uzlaşısına dikkat çekmektedir.



Mahpus değil, bir esir

Böylesi bir uzlaşı üzerine kurulan 18 yıllık İmralı süreci de Avrupa topraklarında (9 Ekim 1998- 15 Şubat 1999 Avrupa süreci) yaşanan hukuksuz sürecin devamı oldu. Nitekim Türkiye bırakalım imzalayarak tarafı olduğu sözleşmeleri, İmralı Adası’nda kendi yasalarını dahi ayaklar altına aldı. Türk hukuk sisteminde güvence altına alınan birçok hak keyfi bir şekilde uygulanmadı. İmralı tecridi gerçekleştirilmeyen avukat ve aile görüşmeleri; kullandırılmayan telefon, mektup gibi iletişim hakları ve sınırlandırılan gazete okuma, televizyon izleme gibi haber alma kapsamında değerlendirildiğinde, örneği olmayan hapishane uygulamalarının da tarihidir. Bu tecrit uygulamalarının temel amacı Sayın Öcalan’ın en temel insan haklarını dahi pazarlık konusu yapıp, Kürt sorununun çözümsüzlüğünü derinleştirme; engelleyemiyorsa da kendisine göre bir çözüm anlayışını dayatmaktır. Bu yönüyle Sayın Öcalan, Türkiye yasalarınca tutulan bir mahpus değil, bir esirdir. Tutulma koşulları esaret biçimindedir. 

Sayın Öcalan 15 Şubat 1999’dan itibaren İmralı Adası’nın tek tutuklusu oldu. Kasım 2009’da yanına getirilen diğer tutuklular ile tecridi azaltma yerine Sayın Öcalan’a özgü tecrit rejimine tabi tutularak İmralı Adası’nda grup tecridi başlatıldı. İmralı Cezaevi hukuksal prosedürlerin dışında rehine hukuku üzerine inşa edilen ve düşman ceza hukukunun uygulandığı bir alan olarak varlığını korudu. Kuşkusuz İmralı tecrit sistemi açısından son bir yıllık süreç ayrı bir öneme sahiptir. Darbe mekaniğinin devreye girmesiyle beraber adayla olan her türlü iletişim, ziyaret, yazışma OHAL sürecince yasaklanmıştır. Bu aslında aynı zamanda 18 yıllık fiili OHAL uygulamalarına yasal kılıf bulmak anlamına geliyordu. Ancak bulunan bu yasal kılıfın kendisi bile yasadışıydı.



Bu temelde kurulan İmralı sistemi, Öcalan şahsında özgür Kürtlüğün, özgürlük iradesinin bastırılmak ve teslim alınmak istendiği bir işkence sisteminin adıdır. Sayın Öcalan buna karşı direnmekte, özgürlük iradesini İmralı işkence rejimi koşullarında bile kapitalist dünya sistemi tanrılarına teslim etmemektedir. Sayın Öcalan bu süreçte geliştirdiği savunmalarıyla özgürlük iradesini daha güçlü ideolojik ve politik donanıma kavuşturdu. Bulunduğu her ortamı her koşulu tüm olumsuzluklara rağmen özgürlükler alanına çevirmeye çalışması, hakikat ve özgürlük arayışı egemenlerin komplosunu ve tasfiye planlarını boşa çıkaracak en temel silahı oldu. Kapitalist dünya sisteminin tanrılarına her defasında “Ben ilke adamıyım, halklar lehine çizgi sahibiyim, halkların binlerce yıllık özgürlük eşitlik ütopyasını temsil eden bir özgürlük savaşçısıyım, başkalarının savaşçısı olmam.” diyerek yanıt verdiği için hedef haline gelmiştir.


Özgürlük diyalektiği

Öcalan ile Kürt halkı ve Kürt gerçekliği arasında bağ ve en önemlisi özgürlük diyalektiği çok önemlidir. Bu özgürlük diyalektiğidir ki birçok yönelimi ve komployu boşa çıkardı. Tam da bu nedenle “trajik tarihin bir ‘kader kurbanı’ olmanın ötesinde rol almak istediği için” haklı davasının sloganını “ÖZGÜRLÜK KAZANACAK” şeklinde belirledi. Kendi ifadesiyle; “Trajedi oyunlarında hep tekrarlanan kaderi özgürlük lehine bozmak her acıyı katlanılır kılmaya yeterlidir. Davam ve dava arkadaşlarımla birlikte bu sefer adı gerçekliğin ta kendisi olan bir oyunu oynamada kaderin payına düşen yenilgi olacaktır”. Bu yenilgiyi sağlayacak olan da; kendini toplumsal barış ve adalet üzerinden inşa edecek olan alternatif yaşamın adı olan demokratik modernite tezinin hayat bulmasıdır. Fiili cephe savaşı dışında aslında aynı zamanda alternatif yaşam inşası ve kapitalizm arasında ideolojik bir savaş da her gün yoğunca devam ediyor. Ve aslında tecridin esas sebebi tam da bu ideolojik savaşımdır. Çünkü Öcalan ile toplum ve özgür birey arasındaki bağ ve mücadele birlikteliği bozulmalı hatta koparılmalı ki kapitalist sistem kendini var edebilmeli. Herkesin bildiği gibi nasıl ki Öcalan’ın özgürlüğü toplumun özgürlüğü ise Öcalan’ın tecridi de topumun tecridi demektir.

Tecrit, tüm Türkiye ve Ortadoğu halkları için sonuçlar yaratıyor. Devam eden OHAL, devam eden sokağa çıkma yasakları, derinleşen savaşı İmralı tecrit sisteminden ayrı düşünmemeliyiz. Sayın Öcalan bir müzakere ve barış sürecinin gelişebilmesi için kendisinin “sağlık, özgürlük ve güvenlik koşullarının” sağlanması gerektiğini ifade etmişti. Bu geldiğimiz aşamada ise Ortadoğu ve Türkiye’de yaşayan her birey için “sağlık, özgürlük ve güvenlik koşullarına” ihtiyaç var. Bu aslında tam da Öcalan ve birey – toplum denkleminin en somut halidir. Bir diğer somut durum ise savaş ve tecrit denklemidir. 18 yıllık İmralı tecrit sisteminde herkesin izlediği ve fark ettiği en önemli olay savaş tecridi, tecrit savaşı derinleştiriyor. Bu nedenle de tecrit karşıtı duruş bir turnusol kâğıdı görevini görmektedir. Savaş karşıtıyım deyip İmralı tecrit sistemini görmezden gelmek gerçekçi sonuçlar doğurmaz. Toplumsal barış ve adalet için olmazsa olmaz kural İmralı tecrit sisteminin lağvedilmesidir.


35

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA