Çift harf konusu-I

Mustafa REŞİD

02 Aralık 2017 Cumartesi | Forum

Kurmancî’de çift hafr kullanımı var mı, yok mu?

Kendim de bir süre öncesine kadar bu sorunun yanıtını olumsuz veriyordum. Ben, hay olamaz, Kurmanci'de çift hafr (yan yana aynı harfin yazılımı) olamaz diyordum. Benim gibi büyük üstad Mîr Celadet Bedirxan'ın izinden giden her kes verdiğim olumsuz yanıtı verir. Çünkü Mîr Celadet net bir şekilde Kurmancî’de çift harfin yazılamayacağını söylemiş. 

Sadece birleşik kelimelerde çift harf değil, benzer sesli harflerin yan yana gelmesi durumunda ilki atılır. Konunun içine girebilmek için bazı örnekler de verebiliriz. Örneğin tekrar kullanılan harfin atılması. Mîr Celadet "xurt" sıfatını kullandığında eğer nesnel iki olgunun yan yana gelmesi durumunda "Xurt"an "tir" ekini uzaklaştırarak aşağıdaki gibi kullanıyor:

xurt + tir = xurttir

Sıfıtamızda çift harf oluştuğu için -Mîr Celadet'e göre- ilk "t" harfinin atılması gerekir ve sıfat "xurtir" şeklinde yazılır. 

"d“ ve "t“, "b“ ve "p“, "g“ ve "k“, "c“ ve "ç“, "z“ ve "j“ gibi harfler aynı kaynaktan gelir. Kelimelerde bu harflerden iki tanesi yan yana geldiğinde -yine Mîr Celadet'e göre- ilk harf atılır. Örnek: Bu sefer "bilind" sıfatını kullanacağız. Aşağıdaki örnekte olduğu gibi:

bilind + tir = bilindtir

Sıfatımızda benzer sesli iki harf yan ayan geldiği için -Mîr Celadet'e göre- sıfattaki "de" harfi kelimeden atılar ve "bilintir" diye yazılır. 

Birçok kişi -ben de dahil- bu konu üzerine kafa yorduk ve bir çoğu da benim gibi kararsızlığa düştü. Ancak hiç birimiz Mîr Celadet'in eline su dökemeyecek durumda olduğumuz için herkes bu sorunun üzerinden geçti -isteyerek ya da istemeyerek- ve büyük üstadın söylediğini kabullendi. 

Kendim bu konuya fazlasıyla kafa yordum ve hep kendime şunu sordum: Neden büyük üstad böyle bir şey söylemiş ve böyle yapmış? Yani iki şeyi soruyorum.

Bir: Niye öyle söylemiş? 

İki: Niye öyle yapmış?

"Neden böyle söylemiş" sorusunun cevabı benim için açık ve nettir. Eğer dilimizin tarihi ve değişimsel süreçlerini izlediğimizde bu gerçeği görecektir. Kürt halkının sömürülmesi ve Kürdistan'ın işgal altında tutulması dilimizin sadece sözlü bir şekilde nesilden nesile geçmesine olanak vermiştir. Sözlü edebiyatın değişim sürecine göre büyük üstadımızın söylediklerini doğruluyor. Günümüzde de bu süreç sözlü edebiyatımızda devam ediyor. 

Örnek: "deng" ve "kirin" kelimeleri birleştiğinde "dengkirin" oluşur. Sözlü edebiyat ve dil kaidelerine göre Mîr Celadet bunun "denkirin" olarak yazılmasını istiyor. Efrîn gibi Rojava'nın birçok bölgesinde "axaftin", "peyvîn" kelimeleri hiç kullanılmıyor. Bunların yerine "denkirin" söylenir ve gerçekten de "g" harfi sözcükten çıkartılır. Bu da yukarıdaki dil kuralına uyuyor. Bu durumda da sözlü ve yazılı dil arasında bir uyuşmazlık olduğunu farkediyoruz. O zaman sözlü ve yazılı dil arasındaki farkı ortaya çıkarmak için bir adım daha atalım. Aşağıdaki cümleye dikkat edelim:

Ez jî diçim Amedê.

Acaba bu cümle sözlü konuşmada nasıl telafuz edilir?

Kürtler şöyle diyor: Ejî diçim Amedê.  

Şimdi iyi görüldü ki eğer biz konuşma dilinin kaidelerinin peşine takılırsak o zaman birçok şey karışır ve iç içe girer. Konuşma diline göre yazılan bu cümlenin yazılı dilde yeri yoktur, yanlıştır ve kabul edilmez. Böyle bir tarzı hece ölçüsü ile yazılan şiirde kullanabilir. Kullanılmadığı durumunda şiir ölcüsü ve ahengi bozulmuş olur. Bunun dışında bu tarzda yazmak hiç bir yazı ve edebi metinde kullanılmamalı, kabul görülmemeli. 

Tartışmamız sürecek...


143

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA