Bingöl’de ÖCALAN’la İLK BULUŞMA

Başkan’ın Ağrı’dan başlayıp Ankara’da bitirdiği toplantılar zinciri vardı. Bingöl’de de toplantı yapılmıştı. O toplantıya ben de katılmıştım. Bir komün evimiz vardı. Odası büyük olduğu için Saray ismini vermiştik. Orada yapıldı toplantı. Kürdistan tarihi konusu işlendi. Başkanı ilk olarak orada gördüm.

02 Aralık 2017 Cumartesi | Dizi

Hazırlayan: SELMA AKKAYA




Ferhat Gümüşboğa, Özgürlük Hareketi’nin ilk yıllarından bu yana içerisinde yer alan bir isim. Apoculuktan Kürdistan Devrimciliğine oradan PKK sürecine evrilen Kürt Özgürlük Hareketi’nin Bingöl kesitine ilişkin gazetemize konuşan Gümüşboğa, 27 Kasım 1978’in “Kürdistan’da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının miladı” olduğunu vurguladı. Gümüşboğa, ortaokula başladığı 1970’den PKK’nin kuruluşuna kadar ki süreci ve tanıklığını anlattı: 


Özgürlük hareketine giden ilk yıllar!

Parti’nin ilk çıkış dönemi yani daha ilanı yapılmadan önce bölgede hareket Apocular olarak tanınıyor ve biliniyordu. Bingöl’deki arkadaşları, ilk olarak tanıdım. O koşullar içerisinde örgütlendim. Bu süreç, 1976 yılına tekabül ediyor. 1971 yılında ortaokula başladım. O dönem deprem yaşandı. 72’de biz ortaokuldayken aynı okulda lise de bulunuyordu. Ağabeylerimiz diyebileceğimiz kişiler, o dönemki sol liderlerden, gerilla mücadelesi vb. süreçlerden bahsediyordu. Bunlar tartışılıp, yorumlanıyordu. Bu Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her tarafından olduğu gibi Bingöl’e de yansıyordu. Bingöl’den başka illerde üniversiteli gençler vardı. Bazıları gelip gidiyordu. Onların gelişleriyle devrimci fikirler liselere yansıyordu. Dünya genelindeki gelişmeler bize yansıyor ve politikleşiyorduk. Bu dalga giderek yükseliyordu. Yaşanan idamlar, Mahirlerin şehit düşmesi vb. onları daha iyi öğreniyorduk. Bu fikirler aynı zamanda öğrenci grupları arasında farklılaşmalar oluşmasını da beraberinde getirdi. Dergiler, bildiriler vb. yoktu.

75’lere gelindiğinde liseye gidiyordum. Artık siyasi akımlar da daha belirgin olarak kendisini hissettirmeye başladı. Ecevit’in o dönem çıkardığı bir af vardı. Aftan kaynaklı birçok kişi tahliye oldu. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin ideolojisini takip eden siyasetler bu kişilerin öncülüğünde oluşmaya başladı. Bu durum Bingöl’e de yansıyordu. KDP’de o dönemde şekillendi. Yayınları vardı, büroları vardı. Çeşitli evlerde toplantılar yapılıyordu.


İlk grup Hayri Durmuşlardı!

Dergiler ismiyle ortaya çıkan gruplaşmalar nedeniyle gruplar arası çelişkiler daha belirgin hale geliyordu. Lise koşullarında Hayri Durmuş, Zeki Yurtsever, Resul isminde birisi bir grup ve onların karşısında üç kişilik grup liseyi yönetiyordu. Öğrenci temsilcileriydiler. Okul idaresine alternatif bir oluşumdu. Bu ismini saydıklarım da o dönem en politik bireylerdi. Bingöl lisesinde ilk gruplaşma bu kişilerin lise öğrenci temsilciliğine seçildiği seçimle oldu. İlk politikleşme sürecim de bu faaliyetle oldu. Artık saflarımızda netleşti. Okulda, sokakta bu grup fikirleri etrafında hareket etmeye başladık.



Komün evler!

76’nın başında dayımın evinde kalıyordum. O dönem öğrenci evleri de vardı. Onlarla da ilişkilerim vardı. Bir öğrenci evinde orada kalan arkadaşımın ağabeyiyle tanıştım. Ankara’dan gelmişti. Grubumuzla yakından ilgilendi. Bütün öğrenci evlerinde eğitimler veriliyordu. Sosyalizm, ulusal kurtuluş vb… Bize kitaplar okuyordu, anlatıyordu. Bu arkadaşa kafamızda oluşan sorunları, soruları yöneltiyorduk. O dönem diğer siyasi yapılanmaların dergileri çıkmaya başlamıştı ve biz arkadaşa “bizim dergimiz nerede” diye soruyorduk. O ise “bizim dergi yoktu” diyordu.”Bizim siyasetin ismi nedir” dediğimizde bize, “biz Kürdistan Devrimcileriyiz” diyordu. Biz kendi aramızda bu derginin olmayışını anlamıyorduk. “Herkesin dergisi var, bizimkisi neden yok” diye konuşuyorduk.


Apocular!

Bu gelişmeler yaşanırken, KDP, Türk solu aynı zamanda beni kazanmaya çalışıyordu. Ama beni etkileyen fikirler ise daha çok arkadaşımın Ankara’dan gelen ağebeyinin fikirleriydi. 5-6 ay bizim yanımızda kalınca sorularımızı daha fazla sorma şansım oldu. Üniversiteye giden bazı arkadaşlarımızın da bu hareketle birlikte olduğunu anladım. Ankara’da toplantı olduğunu ve bunların Kürdistan’a dağıldığını öğrendim. Birçok arkadaş okulunu ve işini bırakmış ve Kürdistan’a gitmişti. Bu hem heyecanlandırıyor hem de düşündürüyordu. Herkesi etkiliyordu. Herkes öğrendiği bilgilerle tartışmalar sürdürüyordu. Bir kısmımız “biz kimiz” sorusunun karşılığını, başka siyasetlerden “Apocular” olarak duyuyorduk. Öğrendiklerimizi o dönem yanımızda olan arkadaşlara anlatıyorduk. “Bize neden Apocu” diyorlar dediğimiz de “Biz Kürdistan devrimcileriyiz, başkaları bize böyle sesleniyor” diyordu. Böylece Apo’yu öğreniyorduk. Bir sene sonunda artık Bingöl’de evdeki çevre dışında çok sayıda insan, lise öğrencisi gelip katılıyordu. Toplantılar oluyordu. Hayri, Ali Haydar, Baki Karer, Cemil Bayık o dönem Bingöl’e gelip gidiyorlardı. Gelip giderken de ilişki kurdukları arkadaşlarla tartışmalar yürütüyor ve aynı zamanda diğer solla da tartışıyorlardı. 

Bingöl’de artık belli bir ağırlık oluşmuştu. Çok sayıda komün evi oluşmuştu. Nicel olarak da bir birikimimiz oluşmuştu. Bingöl’de hem faşistlerin zemini hem de solun zemini güçlüydü. Alevi ve Sünni çevreler vardı. Gruplar arasında Kürt solu güçlüydü. Sol kamuoyu çevresinde Türk solu gölgede kalıyordu. Faşistlerle çatışmalarda Kürt sol grupları etkiliydi. Onlar bölgedeki siyasete yön veriyordu. Sayısal gücümüz artınca, faşistlere karşı olan aktif direnişte de giderek Bingöl’de Apocular öne çıkıyordu. Tek başına solda etkili olmak değil aynı zamanda sağı geriletmek de bu aşamada çok önemliydi.


Saflar netleşiyordu!

O güne kadar genel politikayı öğrendikçe, daha keskin bir Apocu dil oluşuyordu. Muğlak bir şey yoktu. Okullar, karakollar tümü sömürgeciliği temsil ediyordu. Bütün bu kurumlar asimilasyon ve baskı kurumlarıydı. Bunlarla mücadele etmek önemliydi. Türk solu için sadece karakollar bu anlamda baskı kurumu olarak görülüyordu. Onlar diğer kurumları birer sistem aygıtı olarak görmüyordu. Eğer sömürgeciliğe karşı mücadele edilirse hem duruşta hem de yaşamda dik durmak gerekiyordu. Okuldu, yaşamdı, çalışmaydı vb. mücadeleyle birlikte yürümüyordu. Bir devrimcinin bu anlamda kendisini netleştirmesi gerekiyordu. Vietnam örnek veriliyordu. Eğitim materyallerimizin tamamı ulusal kurtuluş hareketleriydi. Bu yöne ağırlık veriliyordu.


Yeni bir yaşam biçimi oluşuyordu

Onların örgütlenme, fedakarlıkları, günlük yaşamları bizim de günlük yaşamımızın parçası haline gelmişti. Deniz, Mahir anlatılırken de bu anlamda anlatılıyordu. Gittikçe “Bir gün biz de gerilla mücadelesine dahil olacağız” diyorduk. O şartları oluşturacağız, halk savaşı ile kurtaracağız. Vietnam’ın gerilla özellikleri bizim için esastı. O dönem sosyalizm fikri etrafında Bolşevikleşme iddiası vardı. Bolşevikleşme de Lenin şahsında dile getiriliyordu. Mücadeleye bakışı, kararlılığı  örnek veriliyordu. Komün evlerinde de bizim yaşamın esasıydı. Bir Kürdistan devrimcisinin ne olması gerektiği orada şekilleniyordu. Her şey ortaktı. Fikirler değildi sadece paylaşılan, her şeyimiz ortaktı. Eleştiri, özeleştiri, yoldaşlık her şey gündemdi bu evlerde. Bireysellikten çok kollektif yaşam hakimdi. Kitaplardan değil yaşamdan örnekler oluşuyordu. Bu sevgi bağını da güçlendiriyordu. 

Ankara ve diğer şehirlerden gelen arkadaşlara bakışımız, yaşamı bize ilham kaynağı oluyordu. Bildiri dağıtırken, yazılama da her şey ortaktı. Bizimle birlikte aç, bizimle toklardı. Bizi kendilerinden ayırmıyordular. Bizden daha fazla çalışıyorlardı. Bir ayrım yoktu ve eşit bir yaşam vardı. Doğal devrimciliği geliştiren buydu. Bir Apocuyu kimse bize anlatmadı. Biz hayattan öğrendik. Bir yere gittiğimizde ne yapmamız gerektiği konusunda fikirlerimiz oluşuyordu. Faşistlere karşı taktikler geliştiriyorduk. Bunu bize kimse aslında söylemiyordu ama fikirlerle buluştukça biz bu anlamda kendimizi örgütlüyorduk. 


Tarih bilinci

Cumhuriyet dönemindeki isyanları babalarımız ve dedelerimizden öğrenmiştik. Eskiden bunun üzerinde bir sorgulama yoktu. Bunlar geçmişte olmuş, yaklaşımı vardı. Ama bu aşamadan sonra bu süreçleri sorgular olduk. Bunların nedenleri üzerinde düşündürüp, bunun intikamını almamız gerektiğini söylüyordu. Ulusal kurtuluş mücadelesi açısından bu süreçlerin önemli olduğunu belirtiyordu. Aynı zamanda tarih bilinci geliştiriyordu. Bu süreç aynı zamanda tarihsel ihanet süreçleri de sorgulanmasına yol açıyordu. Ağalar, memurlar, milletvekilleri vb. İhanet bütün Kürtler tarafından sorgulanmadığı gibi Kürdistan bunlarla kontrol ediliyordu. Bu anlamda hep psikolojisi, sınıfsal ve felsefesiyle bütün bunları sorgulamaya başladık.


Başkanla ilk buluşma!

Partinin ortaya çıkış dönemi ise daha önce yapılan toplantılarda gündeme geliyordu. 77 yılında artık Hilvan, Siverek mücadelesi oldukça ileri bir düzeye geldi. Feodallar, yerli işbirlikçiler ve faşistler hedeflenmişti. Bizim propagandamızda bunlar üzerinden gelişiyordu. Başkan’ın Ağrı’dan başlayıp Ankara’da bitirdiği toplantılar zinciri vardı. Bingöl’de de toplantı yapılmıştı. O toplantıya ben de katılmıştım. Bir komün evimiz vardı. Odası büyük olduğu için Saray ismini vermiştik. Orada yapıldı toplantı. Kürdistan tarihi işlendi. Başkanı ilk olarak orada gördüm. Kürdistan’da 75’ten bu yana yapılanlar aktarıldı. Orada artık amatör ruhun terk edilmesi gerektiği, mücadelenin gelişimi konu oldu. Artık bu örgütlenme tarzıyla çalışmaların yürütülemeyeceğini vurguluyordu. Grup özelliğinden çıkmamız gerektiği ve mücadelenin yeni cepheler açtığını ve düşmanın yönelimini vurguluyordu.

Hareketi hedefleyen saldırılar vardı. Hem feodaller hem devlet, bir taraftan da sol saldırıyordu. Bizi bazı alanlara sokmak istemiyorlardı. Bu örnekler veriliyordu. Yeni bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu vurguluyordu. Bir de bizi eleştirdi. Özellikle sorumlu arkadaşı. “Bu kadar kişi buradasınız, faşistler nasıl devrimcileri katleder” diyordu. Faşistler DDKD’den birkaç kişiyi katletmişlerdi. Bingöl için değerli insanlardı. Başkan “Bu kişiler katledilirken siz ne yapıyordunuz” diye eleştirdi. Faşistler bu kadar rahat olabilir mi? Farklı siyasetlerden olmasına karşın o ayrım gözetmeksizin, o insanların savunulması gerektiğini hatırlatıyordu.”Bu kadar Apocunun yanında faşistler gelip bunu yapıyorsa sizin hakimiyetiniz yoktur” diyordu. Bu bizim için çok büyük bir anlatımdı. 


Kuruluşa doğru

Bizim yüzeysel olarak bildiklerimiz daha oturuyordu. Genel çalışmalara hakim oluyorduk. Bize yeniden kendimizi gözden geçirmemiz için vesile oldu. 77 yılında çok sayıda arkadaş gelip gidiyordu. Bir hazırlıkları vardı. İlk kuruluş emareleri aslında bunlardı. Afişleme, pullama, duvarlara slogan yazma gibi her tarafa kendimizi yansıtabiliyorduk. Artık köylerde de faaliyet alanlarımız oluşmaya başlamıştı. Orada eğitim çalışmaları oluyordu. Bazı köylerde 77’de bu çalışmalar vardı. Başkan 77’de kısa bir süre daha Bingöl’de kaldı. Merkezi arkadaşlardan Hayri, Ali Haydar ve farklı arkadaşlar, Yıldırım Merkit, Cuma arkadaş gelip gidiyorlardı. Partiyi örgütlüyorlardı. 

Bu arkadaşların gelip gitmeleri daha sonra öğrendik ki parti kuruluş çalışmasıymış. Döküman hazırlama, yer vb hazırlığıydı. Fis’e yakın olduğumuz için Bingöl’e böyle yansıdı. Parti 78’de kuruldu. Bilgimiz yoktu. Elazığ yakalanmalarıyla partinin kurulduğunu öğrendik. O yakalananlardan Şahin, Hürriyet’te manşete taşınmıştı. Gazetelerden öğrendik. Haberin doğruluğunu teyit etmeye çalışıyorduk. Resmi anlamda bize söylenmesi, faşist Celal Bucak’ın vurulmasından sonraydı. Bir bildirgeyle PKK’nin kuruluşu ilan edildi.

PKK’nin özellikle kuruluşuyla 78-79 arası artık Kürdistan’da mücadele oturmuştu. Hilvan, Silvan yankı yapmıştı. Bazı yerlerde belediyeleri alabiliyorduk. Komiteler oluşuyordu ve yerel yönetimlerle çalışılıyordu. Ceylanpınar’a sıçradı. Bingöl’de de belediyeyi alabilirdik, ara partiler artık etkisizleşmişti. Apoculara karşı sadece faşistler kalmıştı. Adayın tüm resmi girişimleri yapılmıştı. Fakat bilinçli olarak devlet eksik evrakı söylemeyerek, zaman geçtikten sonra aday olamayacağını bildirmişti. Bu nedenle adaylığı olamadı. Tek MHP kalmıştı. Biz olmayınca MHP kazandı. Mücadele gelişti. O dönem yaptığı uygulamalar nedeniyle o kişi daha sonra cezalandırıldı.


İlan 79’da gelişti!

79’da sonbahar aylarıydı. Bizimle bir toplantı yapıldı. Parti’nin kuruluşunu ilan ediyoruz dediler. Fis toplantısı vb. detayları verildi. Neden o tarihte ilan etme ihtiyacı duyulduğu ifade edildi. Koruma amaçlı bir yıl beklendiği söylendi. Görevlendirmeler, kurulan komiteler daha oturmamıştı. Bu komitelerin daha belirginleşmesi gerekiyordu. Bu nedenle bir yıl sonra ilan edildi. Bildiriler bize verildi. Bildirge ise, 60 sayfaydı. Dağıtmanın imkanı yoktu. Güvendiğimiz insanlara veriyorduk. Ulaşabildiğimiz herkese ulaşıyorduk. Bingöl genelinde de böyle oldu. Okullarda, kırsal alanda ulaşabildiğimiz alanlara bildiriler dağıtırken, yazılamalar vb tüm araçlarla PKK’nin kuruluşunu duyurduk. O zaman ilk kez imza olarak PKK kullanıldı.

Bizde çok büyük sevinç dalgası yarattı. Bir taraftan bizim ne yapmamız gerektiğini de hatırlatıyordu. Görev ve sorumlulukların büyüyeceğini anlatıyordu. Bir taraftan da fazla abartmamak gerektiğini ifade ediyordu. Parti kuruldu diye hemen kurtulmayacaktık. Kürdistan hemen kurulmayacaktı. Ama artık eski amatörlükten çıkacaktık. Her şey resmi illeyecekti. Daha örgütlü ve kurumsal çalışmalar olacaktı. Kalıcı bir mücadelenin olduğu ilan edildi. Geriye dönüş yoktu. Halka bu işi çözeceğiz sözüydü bu. Hatta bazıları yanlış anlamıştı, parti ilan edilince hemen her şeyin değişeceğini bekleyenlerde oldu. Bir ay oldu ne değişti diyenler vardı. Ama bu kuruluş artık milattı. Kürdistanda her şeyin eskisi gibi olmayacağını gösteriyordu. Geriye gidiş olmayacaktı!



3173

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA