Firaz Dağ’ın ardından

Mehmet aynı Mehmet. Her tanıştığına yaşam ile direnişi, yaşam için direnişin felsefesini aynı sadelikle, doğallıkla anlatan bir öğretmen, bir sanatçı, bir filozof, bir diplomat gibi...

13 Kasım 2017 Pazartesi | Toplum-Yaşam

İSMET ÇELİK


Tanımadım şahsen Firaz’ı. Halkının özgürlüğü için Avrupa’da canını dişine, gecesini gündüzüne katarak yaratılan değerleri korumak ve yeni değerler yaratmak yetmemiş O’nun bilincinde yarattığı özgürlük iradesine. Dünya gericiliği ile cephede sıcak savaş halinde, aynı idealleri paylaştığı ve her biri Mehmet kadar DAĞ olan yoldaşlarının, hevallerinin, rehevallerinin hemen her gün can feda ettikleri noktaya ulaşmaya çabalamış. Ve gitmiş Firaz; insanlık aleminin kendi doğallığını, değerlerini yitirdiği ve tekrar bulmak için hala sıcak çatışmada olduğu alana. 

Yaşamının önemli bir bölümünün geçtiği Londra’daki arkadaşları nasıl Firaz Dağ’ı anlatıyorsa, aynı Firaz’ı Rojava’da tanıştıkları da anlatıyor. Firaz aynı Firaz. İçi-dışı bir. 

Aile içerisindeki Mehmet, okuldakinden, okuldaki dernektekinden, diplomasi, sanat çalışmalarından... Mehmet aynı Mehmet. Her tanıştığına yaşam ile direnişi, yaşam için direnişin felsefesini aynı sadelikle, doğallıkla anlatan bir öğretmen, bir sanatçı, bir filozof, bir diplomat gibi...


Kiminle konuşsan ‘patladı patlayacak’

Sabahın altısında Londra’daki herkesin diliyle “Kurdişe’’, Londra Demokratik Kürt Merkezi’deyiz. Orada olanlar hazırlıklarını tamamlama telaşında. Firaz’larını, Mehmet’lerini son yolculuğuna uğurlamanın acı dolu, buruk telaşı. Herkesin yüz ifadesi aynı; üzüntülerini, gözyaşlarını bastırdıkları fark ediliyor. Faşizme ve gericiliğe karşı yıllardır biriktirdikleri kin öne çıkmış. Çok geçmiyor ki kalabalık gruplar “Kurdişe’’ye gelmeler başlıyor. Kiminle konuşsan ‘patladı-patlayacak’ noktasında. 


Yanaklara akan gözyaşları…

Planlandığı saatte başlıyor uğurlama programı. Firaz’dan konuşmak; onun gibi bir kahramanın, onun gibi bir yiğidin, onun gibi bir diplomat, sanatçı... Onun gibi halkının özgürlüğü için canını ortaya koyan bir fedainin ardından konuşmak kolay olmuyor. Her konuşmacı defalarca andaki duygularını bastırma kavgasını kendisiyle yapıyor. Kesiliyor zaman zaman konuşmacının akıcılığı, çektiği acı vuruyor kendisini dışarı. Salon tıka-basa dolu. Hemen herkes birbirinden saklıyor, “ağlama ile metanetli durma” iç kavgasını, bu kavgada ara sıra yanaklara akan gözyaşlarını.

Anne, baba ve en son Mehmet’in mektubu okunduğunda saklanamaz halde geliyor tüm duygular, akıyor frenlenemeyen gözyaşları. Tüm “hevaller, yoldaşlar ağlamayacağız bugün’’ çağrılarına rağmen...



Kadınların omzunda…

Sloganlarla kadınların omzunda gelen Firaz’ın naaşı tekrar kadınların omuzunda sloganlarla dışarıda bekleyen cenaze aracına taşınıyor. Boşalıyor yavaşça tıka basa dolu olan “Kurdişe’’.

Kadınların neredeyse tüm katılanların neredeyse yarısını oluşturduğu ilk dikkat çeken nokta oluyor. Dışarı çıkanlar sokakta toplanıyor. Çağrı ile birlikte cenaze aracına, rüzgarın ekinlere değmesi gibi bir sirkülasyon oluşuyor. Sokak birden açılıyor. Cenaze aracı kortejin başına geçtiğinde içgüdüsel olsa gerek, katılım sayısına bakıyorum. Kendi kendime “iki bin kişi’’ diyorum. Yanımda Londra’da kalan arkadaşlara söylüyorum. Onaylıyor ve ekliyor: “Bugün Cuma. Çocuklar okulda, çocuklarının okulda gelmesini bekleyen yetişkinler de evde onları bekliyor. İşçiler işte. Biz de çok tartıştık ama cenaze bir aydan fazladır kaldırılmadı. Aileye yazık oluyor. Cuma da olsa kaldıralım dedik. Hafta sonu olsaydı elli bin kişi olacaktır’’

Yürüyoruz sloganlarla. Kenarda geçenlere, bekleyenlere bildiri veriliyor. Almanya’da olmayan bir nezaketle istisnasız herkes alıyor bildiriyi. Hayret, bildiriyi alan hemen okuyor. 


On bin kişi tek yürek…

Avrupa’daki eylemlerde hiç görmediğim bir nokta daha dikkatimi çekiyor. Arasıra yürüyüş kortejinin bir başına bir de sonuna bakıyorum, ikna olamıyorum. 20 dakika sonra kortejdekilerin sayısı en az ikiye katlanmıştı. Yanımda yürüyenlere soruyorum. Onaylıyorlar. Highgate mezarlığı ile Kurdişe arasında on kilometreden fazla bir yol yüründü. İki bin kişi ile başladığımız yürüyüş burada en az on bin kişiyle sonuçlandı.


İngiliz şehidin babası da orada

Bizden önce gidenler mezarlık alanını doldurmuştu. Alanda kurulan dev bir ekranda Firaz’ın toprağa verilişi yansıtılıyordu. Alana giremeyen kitle sokakta bekliyordu. Biz alana girebilenlerden olmuştuk. Bir kenarda ekranı izliyorken yaşlı bir İngiliz geldi, nazikçe selamlayarak yanıma oturdu. Üzüntüsünü “Kurdişe’’deki kitle gibi bastırdığı belliydi. Birlikte izlemeye başladı. Göz-göze gelmekten kaçınır bir hali vardı, benim gibi. Bir ara hafif bana doğru dönerek birşeyler söyledi. Çok az İngilizcemle, İngilizce bilmediğimi, Almanya’dan geldiğimi söyledim. “Aha, ok’’ dedi ve birkaç şey söyleme ihtiyacı vardı sanki. Sanki çekilen acıyı unutma-unutturma amaçlı konu değiştirir bir hali vardı. Gizliyorduk sözde birbirimizden, tutulamayan gözyaşlarını.

Vicdanlı, bize benzer bir Avrupalıya ilk kez bu kadar yakın olmuştum. Kim olduğunu sordum Kurdişe’ye döndüğümüzde oradaki arkadaşlara. Tariflerden sonra İngiltere’den YPG’ye katılıp, savaşta düşen İngiliz bir şehidimizin babası olduğunu söyledi arkadaşlar.

Tanışma imkanı bulamadığım Mehmedimiz, Firazımız  sonsuzluğa yolculuğunda bana da birçok yönünü anlattı böylece. Devr-i daim olsun…

Güle güle yiğit. Yolun açık olsun. 

İdeallerin şimdi Londra’dan Küreciğe, Alxasa, Tolhildana, oradan Rojava’ya daha çok sahipli. Fedailiğinle senden sonrakilere yüklediğin sorumluluğun, yükseklere çıkarmaya çalıştığın özgürlük bayrağı istediğin yerde dalgalandırılacak.

Unutmayacak seni Kürecik.


647

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA