Türkiye’de hain, Kürdistan’da soykırım suçlusu!

Çiyager NUCAN

13 Kasım 2017 Pazartesi | Forum

Türkiye’de meydanı o kadar boş bulmuş ki Tayyip Erdoğan atıyor da atıyor. Yalan üstüne yalan söylüyor. Takkiye yapıyor. Bir gün söylediğini ertesi gün yalanlıyor ya da tersi konuşma yapıyor. Son günlerde şehircilik ve tarih üzerine danışmanlarının yazdıklarını karşısındaki camdan okuyor. Bu camlar çıktıktan sonra yalan atmak, insanları kandırmak daha kolay olmuş. Üzerinde çalışılmış cümlelerle algı operasyonu yapılıyor. Bunu en çok da Erdoğan yapıyor. Dünyada karşısındaki camdan bu kadar okuma yapan başka bir siyasetçi yoktur. Eğer bu camlar olmasa Tayyip Erdoğan ya konuşamaz ya da her konuşmasında birçok çam devirir, tepki çekecek ters şeyler söyler. Zaten karşısında cam olmadığında çoğu zaman ne söyleyeceğini bilmemektedir. 

Türkiye’de 1950 yılından sonra en uzun süre iktidarda kalan parti AKP’dir. Lider de Tayyip Erdoğan’dır. Türkiye’de şehirlerin en fazla betonlaştırılması da Tayyip Erdoğan zamanında olmuştur. İstanbul beton yığını haline gelmiş, yirmi yıldan fazladır da bu şehri Tayyip Erdoğan ve zihniyeti yönetmiştir. Ankara’yı da 20 yıldan fazla Melih Gökçek yönetmiştir. Bu iki şehrin belediye başkanları da görevden alınmıştır. Tabii ki İstanbul ya da Ankara’yı beton yığını yaptıkları için değil. Çünkü bu beton yığınlarını AKP zihniyeti yaratmıştır. Bu zihniyetin tek derdi yandaşlarını zengin etmektir. Nitekim AKP iktidarı döneminde en fazla da yandaş inşaat firmaları zengin olmuştur. 

Şimdi bu adam kalkmış, “biz İstanbul’a ihanet ettik” diyor. Siyasette bırakalım ihanet edenler, önemli hatalar yapanlar bile ya istifa ederler ya da iktidardan düşerler. Bu adam pişkin pişkin “ihanet ettik” diyebiliyor. Hem de ihanet ettikleri şehirlerden ve toplumdan oy istemek, oraları yeniden yönetme için! Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey ne yaşanır ne görülür. Bu, açıkça bir insanı öldürmek, bir toplumu katliamdan geçirmek, sonra da “pardon, özür dilerim, bir yanlışlık yaptım” demek gibi bir şeydir. Bu, ‘özrü kabahatinden büyük” denilemeyecek kadar ağır bir suç durumudur. Şehirler bu hale getirilecek, ondan sonra da “bu şehirlerin ruhu öldürülüyor” denilecek! Şehrin tarihi dokusunun ve siluetinin savunuculuğu yapılacak! Bu, açıkça toplumla, insanlıkla alay etmektir. 

Şehirlerin insani ve toplumsal yanı kalmamış, ruhu öldürülmüş, sadece kazanç düşünülüyor, diyor. Bunu kim söylüyor? Şehirlerin insan ve toplumla ilgili yanını öldüren, insanları ve şehirleri sömürü nesnesi olarak ele alan bir parti ve onun lideri söylüyor. 

Şehirleri ve Türkiye’yi beton yığını haline getiren Tayyip Erdoğan’dır. Onun en fazla savunduğu TOKİ’dir. TOKİ betonlaşmanın temeli ve motorudur. İnşaat sektörü öyle bir sektördür ki, bu sektörle uğraşan firmalar, inşaatlara malzeme üretenler birbirlerini büyütürler ve tahrik ederler. Nitekim TOKİ sadece binalar yapmamıştır. Kendi dışındaki tüm beton yığınların yükselmesinin temeli ve teşvik edicisi olmuştur. TOKİ, AKP iktidarı zamanında büyük karlar elde eden inşaat sektörünün motoru ve sürükleyicisi olmuştur. Tayyip Erdoğan aynı konuşmasında hem betonlaşmayı eleştiriyor hem de TOKİ’yi övüyor. En hafif deyimle ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ derler. 

Erdoğan için önemli olan bu kuşak yandaşlarını zengin etmektir. AKP iktidarına büyük maddi imkan sağlamaktır. Gelecek kuşaklar Erdoğan’ın umurunda değildir. Kürtler söz konusu olduğunda insan ve toplum akla gelmez. Kürdistan’da Tayyip Erdoğan’ın aklına gelen tek şey, Kürtlere zülüm yapmak ve soykırıma uğratmaktır. Sadece Sur’da olanlar ve yapılanlar bile Tayyip Erdoğan’ın zihniyet ve karakterini ortaya koyar. Belki de Türkiye sınırları içinde toplumsal ve insani kültür yaratan yerlerin başında Sur gelir. Sur’daki mahalle, sokak, ev yapısı tamamen toplumsal ve insani kültürü yaratan özelliklere sahiptir. Sur mimarisi her gün toplumsal kültür ve değerler yaratan bir özelliğe sahiptir. Burayı tankla, topla yok edeceksin, tankla topla yıkamadığını iş makinalarıyla yıkacaksın, ondan sonra da “şehirlerin ruhu ortadan kaldırılıyor, toplumsal değerler dikkate alınmıyor” diyeceksin. Bu utanmazlıktır. Zaten bu hastalıklı adam için Kürtler söz konusu olduğunda insanlık ve toplum unutulur. Zaman zaman “yaratılanı yaratandan dolayı severiz” demesine bakmayın. Kendi yandaşı ve şovenist amaçları dışında düşündüğü tek bir insan yoktur. İnsan ve toplumlar bu adam için sadece sömürü malzemesidir. 

İstanbul’un siluetini bozduğu için ihanet ettik diyen bu faşist ruhlu adam, bugün Sur’da tarihe ve insanlığa en büyük ihaneti yapıyor. Sur’u yıkacağız, güzel beton binalar dikeceğiz, diyor. Sur’da yıkılan Amed’dir, Kürdistan’dır. Sur’un yarattığı toplumsal ruh ve kültürün kökünü kazımak istiyor. Sur’dan ve Amed halkından intikam alınıyor. Toplumsallığı ve toplumsal değerleri savunmayı yaratan Sur mimarisi yapısı bu nedenle yıkılıyor. İstanbul için ihanet dediği Sur’da ve Kürdistan’da soykırımdır. Kürt’ün toplumsal değerlerini yaratan şehri yıkmak, Kürt’ü soykırıma uğratma saldırısıdır. Bunu böyle görmeyen her Kürt gaflet içindedir. 

Sadece Sur’a yapılan bu saldırı bile, Kürt halkının bu iktidara karşı ayağa kalkması için yeterli bir nedendir. Kürtler AKP iktidarının her yaptığının ulusal, kültürel değerler açısından ne anlama geldiğini sorgulamalıdırlar. Kürdistan’da ormanların yakılması bile bu iktidarın Kürtlere yaklaşımını gösterir. Ege’de orman yandığında nasıl değerlendirilir, Kürdistan’da yangınlara ne anlam biçilir. Kürdistan’ın akciğerleri ortadan kaldırılarak Kürdistan yaşanamaz hale getirilmek isteniyor. Dünyada on yıllarca Berlin’de örülen bir duvar gündem yapıldı. Bunun nasıl insanlık dışı bir uygulama olduğu söylendi. Türkiye’de yıllarca Kudüs’te örülen duvardan söz edildi. Bu İsrail’in barbarlığına yoruldu. Şimdi tüm Kürdistan’da duvarlar örülüyor. Suriye, İran ve Irak sınırları geçilmez hale getiriliyor. Kürt düşmanlığı bu iktidar ve devlete öyle şeyler yaptırıyor ki şimdiye kadar dünyada eşi benzeri görülmemiş! 

Tayyip Erdoğan “şehirler huzur veren özelliğini kaybetti” diyor. Bu Erdoğan ve şürekası Amed’de askeri havaalanı yanında bir ay kalsınlar, o zaman huzurun ne olduğunu görürler. Amed’de uçaklar öyle yüksek bir sesle uçuyor ki, çocuklar başta olmak üzere tüm insanların huzuru değil, her şeyleri bozuluyor. Burada insan dengeli yaşayabilir mi, huzurlu olabilir mi? Bu havaalanı Kürtlerin iradesini kırmak için seslerin duyulmayacağı bir yere götürülmüyor. Sadece bu bile Amedliler için bir isyan nedenidir. Bu durum neden hiç gündeme getirilmiyor, anlaşılır değildir. Her halde zulüm o kadar fazladır ki buna sıra gelmez deniliyor. Ama bu yaklaşım doğru değildir. Hem buradan Kürt gençlerini katletmek için havalanılıyor hem de Kürt’ün dengesi bozulmak ve iradesi kırılmak isteniyor. O sesler sadece bireyleri değil bir toplumu psikolojik olarak etkiler. Bu az bir saldırı mıdır? Roboskî’de otuz dört çocuk ve genci katleden uçaklar da buradan kalkmıştı. 

Tayyip Erdoğan’ın nasıl bir Kürt düşmanı olduğu görülüyor. Üç çocuk değil daha fazla doğurun emri verdi. Teröristlerin on, on beş çocuğu var, o zaman siz de fazla doğurun dedi. Terörist dediği Kürt gençlerinin anneleri, babaları ve aileleri oluyor. Çünkü herkes de biliyor ki, dağlarda on, on beş çocuk doğurulmuyor. Gençler Özgürlük Hareketi’ne bir fedai olarak katılıyor. Kürt soykırım zihniyeti bu hasta adamda o kadar derin ki, şimdi de Kürtlerdeki doğum oranına kafayı takmış. Dünyada hiçbir faşistin ve soykırımcının aklına gelmeyeni bu adam düşünüyor. Bu hasta adam sadece asker bulabilmek için çocuk doğurun demiyormuş, Kürtleri Türk yoğun nüfusu içinde eritmek için de bunu söylüyormuş. Bu söylem bile Kürtlerin AKP iktidarına karşı tutum koymasını gerektirir. Artık düşünen ve aklı olan her Kürt’ün bu faşist adamın saldırılarına karşı direniş içine girmesi lazım. Artık kimin elinden ne geliyorsa, yapmalı. Herkesin bu iktidara karşı direniş içinde yer alması gerekir. 

Kürtler on yıllardır yürüttükleri mücadele ile politikleşmişlerdir. Bu politik bilinç bir toplumsal tutum ortaya çıkarmalı ve bu soykırımcı faşizm püskürtülmelidir.


223

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA