Alzheimer kan nakli ile bulaşabilir

Bilim-Teknik GÜNDEMİ Bilim insanlarının yaptığı araştırmalar Alzheimer hastalığının kan nakli yoluyla hatta ameliyat malzemeleriyle bulaşabileceğini gösteriyor.

11 Kasım 2017 Cumartesi | Toplum-Yaşam

HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOĞLU


Bilim insanlarının yaptığı araştırmalar Alzheimer hastalığının kan nakli yoluyla hatta ameliyat malzemeleriyle bulaşabileceğini gösteriyor. 

Alzheimer bilim insanlarının tüm araştırmalarına rağmen halen belli oranda gizemini koruyan bir hastalık. Son yıllarda Alzheimer’ın bağırsaklardaki bir grup bakteri ile bağlantılı olduğu tespit edilse de hastalığın beyni etkileyen mekanizması hakkında kesin kanıtlar elde edilebilmiş değil. 

Alzheimer’a benzer bir hastalık olan Creutzfeldt-Jakob hastalığı beyni etkileyen bir dizi proteinin vücuda gitmesi sonucunda ortaya çıkıyor. Bu hastalığın bir türü kan nakli ve et ürünleri ile bulaşıyor. Alzheimer da Creutzfeldt-Jakob gibi beta-amyloid adı verilen bir tür proteinin etkileri sonucu oluşuyor. 

Bundan 50 sene kadar önce büyüme bozuklukları olan kişilere kadavralardan alınan büyüme hormonları verilirdi. Bu kişilerin büyük çoğunluğunda yaşlandıklarında Creutzfeldt-Jakob hastalığı görüldü. Son dönemlerde yapılan araştırmalarda kadavradan alınan hormonlarla tedavi edilen kişilerde daha fazla Alzheimer görüldüğü tespit edildi. Bu verilerden hareket eden uzmanlar, Kanada’nın Vancouver şehrindeki British Columbia Üniversitesi’nde fareler üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi. Alzheimerlı bir fare ile sağlıklı bir farenin dolaşım sistemlerini birbirine bağlayan uzmanlar, sağlıklı farenin beyninde bir süre sonra Alzheimer plakalarının geliştiğini ve beyin dokusunun ölmeye başladığını gördü. Bu durum Alzheimer’ın kandaki beta-amyloid proteinler ile de bulaşabildiğini gösteriyor. 

Araştırma geçtiğimiz sene İsveç ve Danimarka’da 2.1 milyon kişinin verilerinin incelenmesiyle elde edilen sonuçlarla çelişiyor. Bu araştırmada daha sonra Alzheimer’a yakalanan kişilerden kan alanların hastalığa yakalanma risklerinin arttığı yönünde herhangi bir bulgu görülmemişti. Uzmanlar ise Alzheimer’a neden olduğu düşünülen proteinin bulaşıcı olduğundan endişe ediyor. Bu nedenle standart kan testlerinde kandaki beta-amyloid proteinlerin oranının da sürekli takip edilmesi gerektiği belirtiliyor. 

İngiltere’de yapılan başka bir araştırma ise Alzheimer’in ameliyat aletleri, kan nakli ya da diş tedavisi yoluyla insandan insana geçebileceğini göstermişti. Bilim insanları, şimdiye kadar hastalığın büyük ölçüde yaşlılık ve kısmen de genlerle ilgili olduğunu düşünüyordu. Ancak bu yeni araştırma, hastalığın Alzheimer “tohumları” olarak bilinen prionlar vasıtasıyla insandan insana geçme olasılığını ortaya koyuyor. Metal yüzeylere yapışan bu mikroskobik protein molekülleri, geleneksel sterilizasyona karşı dirençli. Uzmanlara göre, teorik olarak kan nakli, beyin ameliyatı, ya da kanal tedavisi gibi invaziv diş operasyonlarında Alzheimer’ın geçmesi mümkün. Araştırmada, hastalığın temasla geçebileceğine dair hiçbir bulguya ise rastlanmadı. Kuluçka süresinin 40 yıla kadar çıkması nedeniyle insanların hastalığa yakalandığını uzun süre anlayamayabileceği belirtildi.


Alzheimer nedir ?


Alzheimer hastalığı kişiyi adım adım yakın çevresinden,  sonra kendinden uzaklaştıran, bir süre sonra da mevcut yaşamla ilgili anıların teker teker silikleştiği, en sonunda insanın kendini dahi tanımakta güçlük çektiği nörolojik bir hastalık türüdür. Alzheimer çoğunlukla psikiyatrik hastalıklarla karıştırılabilmektedir. Alzheimer hastalığı unutkanlıkla başlayan bir hastalık olarak kendini gösterir. Ancak her unutkanlık Alzheimer hastalığı anlamına gelmez. Unutkanlık ile beraber beceri kaybı görülüyor ve kişilik özellikleri değişim gösteriyorsa daha dikkatli olmak gerekiyor. Alzheimer hastalığı aynen demansta olduğu gibi günlük aktivitelerin bozulmasından, ilerleyen dönemde hastanın kendini ifade edememesi, çevreyle ilişkilerinin bozulması, hesap muhakeme yeteneğinin, algılamanın bozulmasıyla ilerleyen hatta daha ileri dönemlerde hastanın kişilik değişiklikleri bir takım psikolojik belirtilerin ortaya çıkmasına neden olan bir hastalıktır. Bunun ilerleyen dönemlerinde hasta artık kendisine dahi bakamayacak duruma gelir. Yatağa bağımlı hale gelebilir ve günlük ihtiyaçlarını karşılayamayarak tamamen bağımlı bir hasta pozisyonuna dönebilir


Yorulduğunuzda beyinin voltajı düşüyor



Bilim insanları yorgunluk ve uykusuzluğun insanların beynindeki sinyalleri zayıflatıp yavaşlattığını tespit etti. Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nden uzmanlar beyinlerine chip implant edilen 12 epilepsi hastasının yorgunluk sırasında beyinlerindeki elektrik faaliyeti inceledi. Hastalara önce bir dizi resim gösteren uzmanlar daha sonra aynı deneyi bütün gece boyunca uymamış deneklere gösterdi. Bu deneyde yorgunluk sırasında beyinde nöronların daha düşük şiddette ateşleme yaptığı bu nedenle de tepki sürelerinin uzadığı tespit edildi. Araştırma yapan ekip yorgunluk ile sarhoşluğun beyin hücreleri üzerinde aynı etkiyi yaptığını da gördü. Uzmanlara göre yorgun bir şekilde trafiğe çıkan sürücüler, alkollü yola çıkan sürücülerle aynı muameleyi görmeli. 


Gündüz oluşan yaralar daha çabuk iyileşiyor



İngiliz bilim insanları gündüz oluşan yaraların gece oluşan yaralara göre çok daha hızlı iyileştiğini tespit etti. İngiltere’nin Cambridge şehrinde bulunan Nathaniel Hoyla Moleküler Biyoloji Laboratuvarında gerçekleştirilen araştırmaya göre gündüzleri oluşan yaraların iyileşme hızları, gece oluşan yaralara göre çok daha hızlı. Araştırma sonuçlarına göre gündüz oluşan yaralar 17 gün gibi bir sürede iyileşirken gece oluşan yaralar ise 28 günde iyileşiyor. Bu da yaklaşık yüzde 60 daha hızlı bir iyileşmeyi ifade ediyor. Bilim insanları bu durumu metabolizmanın gece ve gündüz farkına bağlıyor. Gündüz saatlerinde yaraların iyileşmesini sağlayan 30 civarında gen çok daha aktif durumda. 


Gen tedavisi ile yeni bir cilde kavuştu



İtalya’da gerçekleştirilen bir tedavi ile kelebek hastalığına yakalanmış olan Suriyeli 9 yaşında bir çocuk sağlığına kavuştu. Halk arasında kelebek hastalığı olarak bilinen Epidermolysis bullosa, genetik kökenli oldukça ağrılı bir cilt hastalığı. Bu hastalığa yakalananların ciltlerinde, ağız, burun ve nefes yollarında içi su dolu kabarcıklar oluşuyor. Hastalığın şiddetli türlerinde hastalar kansere yakalanıyor ya da dışarıdan kaptıkları enfeksiyonlar nedeniyle hayatlarını kaybediyor. Modena Üniversitesi’nde 9 yaşındaki Suriyeli bir çocuğun kelebek hastalığı gen tedavisi ile iyileştirildi. Gen tedavisi ile çocuğun derisini tamamen yenilendi. Uzmanlar çocuğun son iki senedir sağlıklı bir yaşam sürdürdüğünü ifade ediyor. Doktor De Luca, hastalığın çok uzun bir süre belki de hiç geri dönmeyeceğini ifade etti. Ancak bazı uzmanların ise bu konuda endişeleri var. Aynı alanda çalışmalar yürüten Groningen Üniversitesi Tıp Fakültesinden Marcel Jonkman, bu tedavinin yarattığı en büyük endişenin ileride gelişebilecek kanser olduğunu belirtti. Ancak hastalar ve aileleri, kelebek hastalığının zaten kanser geliştirme riski olduğunu ve tedavinin bu riskinin göze alınabilir bir durumu ifade ettiğini söylüyor. 


371

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA