İlkel milliyetçiliğin iflası

Kasım ENGİN

11 Kasım 2017 Cumartesi | Forum

Milliyetçilik bir ruh hastalığıdır. İnsanı içten içe ise fethedip bitiren, geren, kompleksi kılıp da bir türlü kendine getiremeyen bir hastalık. Öyle ki bu hastalığa kapılanları sağaltmak neredeyse mümkün olmamaktadır. Bu hastalığın özü ırkçılığa kadar giden, kendisini herkesten üstün gören, farklı yaratılmış olduğuna inanan, bir nevi kendini “seçilmiş” bilen ruhsal bir hastalıktır. Ve bu hastalığın insanlığın başına ne büyük belalar getirdiğini hepimiz Hitler faşizminde gördük. Çünkü milliyetçiliğin gideceği yer, varacağı son liman kesinlikle faşizmdir. Ve bu faşizmi biz nerede milliyetçilik yaşanmışsa, kurumsallaşmışsa başkalarını ötekileştirerek insanlığın başına nasıl tam bir bela olduğunu görerek öğrendik. 

Evet, milliyetçilik bir hastalıktır, hem de urlu bir hastalık, tedavisi zor olan, bir kere yaşandı mı başkalarının çok büyük acılar yaşayarak tecrübe edindikleri bir hastalık. 

Milliyetçiliğin birde mikrosu vardır. Yani, ilkel olanı vardır. İlkel olanına biz İlkel Milliyetçilik demiştik. İlkel Milliyetçiliğin özü dar, ailesel, kabilesel ve aşiretsel çıkarları tüm toplumun çıkarlarının üstünde gören bir milliyetçik türüdür. Ve bu milliyetçilik türü doğası gereği hep birilerine yaslanmak durumundadırlar. Bu tür anlayış sahipleri hep birilerine dayanarak var olabilirler. Başkalarına dayanmadan ayakta kalamazlar. Bu bağlamda en belirgin özelikleri özgüvenden yoksun oluşlarıdır. İlk elden dayanacakları aileleri, sonra kabileleri, sonra aşiretleri derken, bu dayanma sıralaması giderek yukarıya kadar uzanır. En son ve hep dayanmak isteyecekleri en güçlü olanlardır. Bunun için bugün en çok dayandıkları ve dayanmaktan vazgeçmeyecekleri ABD’dir, küresel emperyal güçlerdir. Ve tabii ki bulundukları alanda ise en çok dayanacakları güçler sömürgeci devletlerdir. 

Dikkat edersek bölgemizde en çok sömürgeci devletlerle ilişkilerini iyi tutmaya özen gösteren kimdir dersek, vereceğimiz cevap İlkel Milliyetçi anlayış ve düşünce tarzıdır. Ve bunun en ileri düzeyde temsilciliğini geçmişte KDP yapmıştır. 

Halklar ortak zaferlere sevinirler, ortak kaybetmelere üzülürler. Birini bayram diyerek sahiplenirler diğerine ise yas deyip anarlar. Dikkat edersek İlkel Milliyetçilerde bu duygu tersinedir. Çünkü halk zafer elde etmişse kaybeden İlkel Milliyetçilik olacağı için bunlar bayram coşkusuyla kutlanması gereken zaferlerden korku duyarlar, tersine elde edilmiş olan zaferi boşa çıkarmak için ne kadar sömürgeci güç varsa bunlarla ilişkilenerek alt etmeye çalışırlar. 

Daha somut söyleyecek olursak: Bugün Rojava Kürtleri en son Reqa zaferiyle önemli bir mevziiyi ele geçirdiler, daha doğrusu İslamiyet’in adını çok kirli bir şekilde kullanan İslam ahlakı ve kültürü karşıtı çevrelerden kurtardılar. Yine Kürtler aylardır sürdürülen onca ablukayı ve ambargoyu kırma imkanı yakaladılar. Yani Rojava Kürtleri, ilk kez daha hür ve gür bir şekilde nefes alma olanağını yakaladılar. Dikkat edersek, tüm Kürtler ve dostları için bu bir bayram ve sevinç vesilesi olurken İlkel Milliyetçiler ve bu minvalde seyredenler hiç sevinmediler. Bu büyük başarıdan haz almadılar. Bırakalım haz almayı, ellerinde gelse bu destanı yaratan özgürlük savaşçılarını bir kaşık sudan boğarlar. 

İşte İlkel Milliyetçilik dediğimiz gerçeklik budur. “Küçük olsun ama benim olsun” mantığı tamamen İlkel Milliyetçi anlayıştır. Demiştik ya: “İlkel Milliyetçi anlayış; hem ulusal çıkarları düşünmekte ısrarla uzak duran bir anlayış olurken, hem de aynı topraklarda gelişen, gelişebilme ihtimali ve potansiyeli olan hareketlerin önünü barajlamak için hiç birisinin gelişmesine izin vermeyen, bu bağlamda da Kürdistan’ı babalarının çiftliği bilen anlayışın ta kendisidir.” 

Bunun çok hayırlı bir anlayış olmadığı açıktır. En son Türkiye sömürgeci devletinin ısrarlı çabaları sonucu İran ve Irak devletinin bir araya gelerek Kürtlerin tüm kazanımlarını hedeflemeleri, özelde Güney Kürdistan’da ortaya çıkan birçok değere bir çırpıda el koyması boşuna değildir. Sömürgeci devletlerin bir araya gelerek, Anti Kürt ittifakı oluşturmaları da boşuna değildir. Tümünün, amacı birdir: Kürtlerin zaferlerini boğmak! 

Durum bu kadar açık iken, İlkel Milliyetçi anlayışın sömürgeci devletlerle bir arada, aynı cephede hareket etmelerini uzun süredir hayretler içerisinde tüm Kürtler izlemiştir. Ancak onca uyarıya rağmen, onca dostane el uzatmalara rağmen, bu anlayış sahiplerinin TC sömürgeci faşist devletiyle adeta flört edercesine aynı cepheden özgürlükçü Kürtlere karşı negatif ve saldırgan duruşlarının kendilerini nereye getirdiği ortadadır. 

Biliyoruz ki, doğaları gereği İlkel Milliyetçilik başkalarına yaslanmadan edemez. Yaşayamaz. Var olamaz. Ancak bu var olmanın hem bu zihniyet sahiplerine hem de Kürt halkına neleri getirdiğini daha doğrusu neleri götürdüğü ortadadır. Bu anlayışın genelde ancak özelde de Ortadoğu’da Kürt halkına hiç bir şey getirmediği de ortadadır. ‘İlkel Milliyetçiliğin İflası’ derken esasta dile getirilmek istenen gerçekliğin tam kendisi budur. 

O zaman bir saniye bile kaybetmeden, Demokratik Ulus çizgisi ve zihniyeti temelinde bu anlayış sahiplerinin kendilerini gözden geçirerek, Ortadoğu’da Kürtlere kazandıracak olan çizginin halkların kardeşliği ve bacılığı temelinde geliştirilecek olan Demokratik Özerklik projesi olduğu iyi görülmelidir. 

Bu bağlamda: Herkesin, hepimizin tüm gücümüzle yükleneceğimiz bir tarihi an olduğu için, kesinlikle ulusal birliğinin önünde engel olabilecek ne kadar tutum ve davranış varsa, çıkarsa bunlara karşı amansız bir mücadele içerisinde olması gerektiğini de bilerek duyarlı ve mücadeleci bir duruşa ihtiyaç vardır. 


171

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA