Polis terörü yargıya taşınıyor

Düsseldorf’ta Erdoğan diktatörlüğünü aratmayan Almanya’ya karşı Kürtler harekete geçiyor. Bini aşkın kişi şikayet dilekçeleriyle kriminalizasyon politikalarını yargıya taşıyacak.

08 Kasım 2017 Çarşamba | Haber

REWŞAN DENİZ / HABER MERKEZİ


Düsseldorf’ta Erdoğan diktatörlüğünü aratmayan Almanya’ya karşı Kürtler harekete geçiyor. Bini aşkın kişi şikayet dilekçeleriyle kriminalizasyon politikalarını yargıya taşıyacak. Türkiye’deki Alman rehinelere karşı Kürtlerin kurban edilmek istendiğini belirten KCDK-E Eşbaşkanı „Kürtler değerlerinden vazgeçmez siz de diktatör Erdoğan’a boyun eğmeyin“ çağrısında bulundu.

Almanya’nın Düsseldorf kentinde 43 Kürdistanlı, Türkiyeli ve Alman kurum ve örgütün „Abdullah Öcalan’a ve Tüm Politik Tutsaklara Özgürlük“, „Faşizme Geçit Yok“, „Kürdistani ve Türkiyeli demokratik kurumlar üzerindeki yasaklamalara son“ sloganıyla gerçekleştirdiği eylem Avrupa’nın dört bir yanından on binlerin katılımıyla gerçekleştirildi. İzin alınmış olmasına rağmen eylem öncesi Köln’de gerçekleştirilen festivalde olduğu gibi yemek, içecek, kitap, CD’ler ile Öcalan posterleri ve YPG/YPJ flamaları, Öcalan’ın özgürlüğünü talep eden bildiri dahil bir çok şeyi yasaklayan Alman devleti 4 Kasım günü ise çevre kentlerden polisleri Düsseldorf’a yığdı. Eylem güzergahı TOMA’lar ve polis araçlarıyla abluka altına alınırken, eylem boyunca havadan da helikopterle izlendi. 


Yürüyüş öncesi başladı

Kürtler ve dostlarının barışçıl eylemini bu uygulamalarla adeta terörize eden Alman devleti; Fransa, Hollanda, İsviçre ve Belçika gibi dış ülkelerden gelen araçlar arandı, bazılarının girişine izin verilmedi. Yine Öcalan posterleri ve YPG/YPJ sembolleri taşıdıkları gerekçesiyle çok sayıda kişi hakkında işlem yaparak aslında saldırının sinyallerini de vermiş oldu. Eylemin amacına uygun olarak, binlerce Öcalan posterinin elden ele dolaşarak tüm yürüyüş kortejine dağılması ardından ise, TOMA’lar eşliğinde kitlenin önünde etten duvar ören polisler saldırının startını verdi. 



Polis provokasyon peşindeydi

Yaşlılar, çocuklu aileler, engellilere aldırış etmeden polis kitleyi defalarca gaza boğdu, cop kullanarak darp etmekten de geri durmadı. Polisin saldırıları eylem alanında çekilen çok sayıda görüntüyle de belgelendi. İki bina arasında sıkıştırılan ve tüm çıkış yolları polisler tarafından kapatılan alanda mağdur edilen halk ise; tüm saldırılara rağmen direndi, bayraklarını teslim etmedi ve „kriminalizasyona, faşizme geçit vermeden“ Öcalan’a özgürlük sloganlarıyla saat 17.00’ye kadar devam etti. 


Kamuoyu yanıltılıyor 

Polis saldırısı sonucu onlarca kişi gaz, darp nedeniyle yaralanırken ya da kalp, astım vb. nedenlerden ötürü rahatsızlandı. NRW Eyaleti İçişleri Bakanı Herbert Reul, Öcalan’ın posterleri nedeniyle binlerce kişiye orantısız bir şekilde saldıran polise ‘tam not’ vererek „polisin tavrından çok memnunum“ derken; polis yetkilileri ise 12’si polis 15’ten fazla kişinin yaralandığını belirterek gerçekleştirdikleri saldırıda yaralanan onlarca kişiyi gizlemeye çalıştı. 


İçişleri Bakanı istifa etmeli

Yürüyüş Tertip Komitesi, yaralılarla ilgili ayrıntılı açıklamayı önümüzdeki hafta yapacak. Eylemin organizasyonunda yer alan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç, „Kamuoyu açıkça yanıltılmaya çalışılıyor. Saldırıya uğrayan kitlemizdir, provokasyona gelmeden eylemini tamamlamıştır. İzinli bir yürüyüşte halk demokratik hakkını kullanmış ancak ciddi bir insan hakkı ihlali yaşanmıştır. İçişleri Bakanı yaşananlardan ötürü istifa etmelidir“ dedi. 


Tutuklama kararı isteniyor

Alman polisinin Türk polisini aratmadığı Düsseldorf’taki saldırıda polis kaynakları 9 kişinin geçici olarak gözaltına alındığını ve serbest bırakıldığını belirtirken; 1 kişi hakkında ise tutuklama isteniyor. Bavyera eyaletinde mülteci kayıt merkezinde kayıtlı bulunan Kuzey Kürdistanlı genç P. A. ‘polise mukavemet’ ve ‘ağır yaralama’ iddiasıyla suçlanıyor. Koç, „Yürüyüşte çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı, yürüyüş akşamı 4 kişi hala gözaltındaydı. Şu anda hepsi bırakılmış durumda. Gözaltına alınanların birçoğuna dava açılmış durumda“ dedi. 


Bini aşkın şikayet dilekçesi

4 Kasım’da yaşayan yasaklama, engelleme ve saldırılar nedeniyle hukuki girişimde bulunmaya hazırlandıklarını belirten Koç şunları belirtti: „Yaralanan ve eylemde mağdur olan halkımız şikayetlerini dilekçeyle bize iletiyor. Bini aşkın dilekçe var elimizde. Bu şikayet dilekçeleri hukukçularımız tarafından yargıya taşınacak. Mağdur olan insanlarımızın ayrıca kendilerinin yaptığı başvurular da söz konusu. 


Halkın sağlığıyla oynandı

Almanya dışından gelen, çocuklu olan, şeker, kalp hastası olan insanların su, ekmek, yemek ihtiyacı gasp edildi. Bu insanların sağlığıyla oynandı, bu temel insan hakkı ihlal edildi. Buna karşı da çok sayıda kişi şikayetçi ve başvurular var. Bir avukat ekibimiz bu şikayetlerle ilgileniyor. Bu yasaklar ve Kürtleri kriminalize eden politikalara karşı hukuk mücadelesini sonuna kadar yürüteceğiz.“ 


Siyasallaştırılmış mahkeme kararı

Düsseldorf’ta gerçekleşen yasak politikasının Münster’de verilmiş bir mahkeme kararına dayandırıldığının altını çizen Koç, „Bu, siyasallaştırılmış bir mahkeme kararıdır. Uluslararası hukuk,  BM evrensel beyannamesi ve Almanya hukukuna sığmayan bir hak gaspı var“ diye belirtti. 


Rehinelere karşı Kürtler kurban seçildi

4 Kasım günü Türk ve Alman dişişleri bakanlarının Antalya’da bir araya geldiğini hatırlatan Koç, öncesinde gerçekleşen Schröder-Erdoğan buluşmasına atıfta bulunarak şunları belirtti: „Türk devletinin rehin aldığı Alman vatandaşlarının Kürtler kurban seçilerek bırakılmıştır. Yaşanan saldırı ve pervasızlığın diktatörün talebi olduğunu çok net görüyoruz. Almanya diktatöre boyun eğmemelidir. Erdoğan’ın anti-Kürt siyasetini Almanya’ya taşımak, tek yaradığı devlet Türkiye, tek yaradığı kişi de diktatör Erdoğan’dır. DAİŞ destekçisi Erdoğan’ın elini güçlendirmektedir“ uyarısında bulundu.

Kürtlerin özgürlük mücadelesinin önünde engel olan AKP-MHP faşizmi olduğunun altını çizen Koç, “Kürtlere ilişkin yasaklarla Erdoğan’ın elini güçlendirmeyin. Bu politika Almanya’ya da zarar vermekte,  DAİŞ’e karşı da alan açmaktadır“ mesajı verdi. 


Taşkınlık yapan Kürtler değil

Öcalan’ın yönelik izolasyona dikkat çekerek, sağlık ve güvenliğiyle ilgili kaygılarla sokakları dolduran Kürtlerin en demokratik haklarını kullandığını kaydeden Koç, yeni kurulacak hükümete de Kürtlerin taleplerine kulak verme çağrısında bulunarak şöyle konuştu: „Gaz sıkılmıştır, halk coplanmıştır buna rağmen Kürtler kesinlikle taşkınlık yapmamıştır. Polis sadece kendi yaptıklarının üzerine örtmenin telaşındadır. Kürtler  sadece bayraklarını, Önderliklerinin sembollerini indirmeyerek değerlerinden vazgeçmediklerini göstermişlerdir. 


Bu değerler için bedel ödendi

Bu halk bu semboller için bedel ödemiştir. Kürtler hiç bir yerinde değerlerinden vazgeçmez önce bunun görülmesi gerekiyor. Bu halkın değerlerine saldırı var. Bu halk bu yasakları kabul etmiyor yoksa Alman hükümeti ya da yasaklarıyla bir sorunu yoktur.“


Diktatöre karşı ortaklaştık

Düsseldorf’ta önemli bir birlik ve dayanışmanın da sergilendiğini kaydeden Koç, „Diktatör karşısında ortaklaştık. En kısa zamanda eylemi organize eden 43 kurum ortak açıklama yapacağız. Biz artık ortak bir platformuz. Ortak yaşam, eşitlik ve özgürlük için birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Herkesi de bizimle birleşmeye ve birlikte hareket etmeye davet ediyoruz“ diye belirtti.




Kendilerinden utansınlar


H. Hüseyin Bayraktar: 



Derhal ve acilen Öcalan avukatları ve aile fertleriyle görüştürülmelidir. Tüm siyasi tutuklulara özgürlük istiyoruz. HDP Eşbaşkanları, milletvekilleri ve belediye Başkanları serbest bırakılmalıdır. Öcalan bizim kırmızı çizgimizdir. Biz Öcalan için her şeyi yapmaya hazırız.

Şemse Bilgin (Şehit Anası): 


Öcalan bir halkı yoktan var etti. Seni var eden bir insanı nasıl terk edeksin? Bir tek ana kalsa yine terketmez. Düsseldorf’ta alınan izin doğrultusunda uygun bir şekilde yürüyorduk. Sırf Türk devleti sevinsin diye halkımıza copla, gazla vahşice saldırdılar. Nerede demokrasi, insan hakları? Kürtler kimseye zarar vermemiş; hep mağdur edilmiş mazlum bir halk. Kendilerinden utansınlar.



1394

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA