Seher: Sonu muhteşem olacak

En sevdiğim ise “Temizlikçi Nazo” öyküsü oldu. Bir iş cinayetinde yaşamını kaybeden bir babanın kızı olarak dünyaya gelen, kendi de temizlik işçisi olarak yaşamına devam etmeye çalışan Nazo’nun öyküsünde Demirtaş’ın aktarım yeteneği gözlerden kaçmıyor.

12 Ekim 2017 Perşembe | Kültür-Sanat

TUĞÇE KARA


“Hiçbir zaman kimsesiz olmamıştı Bêkes. Halkının evladı olarak büyümüş, ismiyle tezat oluşturacak kadar çok sevilmişti hep. Doktor Bêkes geride bıraktığı arkadaşına el sallarken Cizre’nin yakıcı sıcağını hissettirecek güneş iyice tepeye yükselmiş, yeni yaşamın yeni bir günü çoktan başlamıştı Dicle’nin kenarında.”


Böyle bitiriyor Demirtaş “Seher”i, “Sonu Muhteşem Olacak” öyküsüyle. Geçtiğimiz aylarda Express Dergisi’ne verdiği röportajdan Demirtaş’ın cezaevi yaşamına yakından tanık olmuştuk. Cezaevinde gündelik yaşamın nasıl aktığını anlattığı ve kısmen de güncel-politik konuları ele aldığı röportaj, aslında uzun zamandır uzağımızda olan Demirtaş’ı yakına getirdi.

Romantik bir yerden söylemiyorum bunu. Demirtaş’la ilgili pek çok konu tartışmaya açıkken, belki de tartışmaya açık olmayan tek konu halkının dilinden anladığı retoriği. Bu retoriğe uygun ilerleyen röportajı okumak da, onun sesini duymak gibiydi. Röportajda ilgi çeken sorulardan biri ise şuydu: “Hapishanede yapa yapa resim yapıyor, öykü, şiir yazıyor, önderlik yapamıyor, yolundaki eleştirilere ne diyorsunuz?” Demirtaş’ın bu soruya yanıtı ise, sadece, “Bir şey demiyorum,” olmuştu. Bu tartışmalar sürmeye devam ederken Demirtaş’tan bir öykü kitabı geleceği haberi dolanıyordu, henüz yayınevi belli değildi. Bir müddet sonra Dipnot Yayınları, Demirtaş’ın öykü kitabının yakında raflarda olacağını duyurdu. Kitap kısa sürede on binlik ilk baskısını tüketti. Şu an ise 17 lira etiket fiyatına rağmen, yüz bin satışa ulaşmış durumda ve bunu sadece yirmi günde yaptı ve belki de en çok, onu umut olarak gören gençler aldı bu kitabı. 


Kendiliğinden öyküler

Yürütülen tartışmaları bir kenara bırakacak olursak, Demirtaş’ın kitabı için ortalama bir öykü kitabının üzerinde diyebiliriz. Belki yazma yeteneği hep vardı ve belki üniversite yıllarından beri bir şeyler karalıyordu, belki de sadece cezaevi bu yeteneğini ortaya çıkarmasına vesile oldu. Edebi bir eser olarak değerlendirmekten bahsetmiyorum, iyi niyetli bir çaba olarak baktığınızda Demirtaş’ın kitabı, piyasadaki çoğu öykü kitabından iyi. Çünkü öykülerde farklı olma çabası yok. Çünkü Demirtaş’ın gözlem yeteneği hep iyiydi. Kitapta sadece bir öyküde kendi deneyimi ve aktarımı var, o da ilk öykü. Cezaevindeki havalandırmasından yola çıkarak bir kuşun öyküsüyle başlıyor kitaba. Bir dişi kuş öyküsü. Dışarıdayken sık sık başvurduğu mizah anlayışı bu öyküde de kendini hissettiriyor haliyle. Sırrı Süreyya’ya selam ettiği bir bölüm bile var çünkü öyküde. “Sanırsın bir yerde gösteriye müdahale başlamış, ‘Kaz atmayın, kaz atmayın’ diye bağırıyor birisi.” Sesi kulağınıza geldi değil mi? Benim de.



Şiddet mağduru tüm kadınlara

Kitap katledilen ve şiddet mağduru tüm kadınlara ithaf edilmiş. Bu biraz içeriğiyle ilgili bilgi veriyor ve aslında hiç yanılmış olmuyorsunuz. Kitapta yer alan öykülerin çoğu kadın öyküleri. Kadınların başrolde olduğu ve kadınların aktarımlarından oluşan öyküler. Bu öykülerin arasında sadece bir tecavüz hikâyesi var. Olmasaydı, iyi olabilirdi dedirten. Onun dışındaki öyküler gayet iyi kotarılmış.

En sevdiğim ise “Temizlikçi Nazo” öyküsü oldu. Bir iş cinayetinde yaşamını kaybeden bir babanın kızı olarak dünyaya gelen, kendi de temizlik işçisi olarak yaşamına devam etmeye çalışan Nazo’nun öyküsünde Demirtaş’ın aktarım yeteneği gözlerden kaçmıyor. Ankara, temizlik işçisi, eylem, polis saldırısı, hastane, cezaevi. Bağlamsız gibi görünen Nazo’nun hikâyesi, aslında çok da tanıdık. Şans eseri, eylemin ortasına düşen bir kadının keyfi bir şekilde tutuklanmasıyla sona eriyor öykü. Bazıları daha önce okuduğumuz öyküler olsa da matbu halde okumak biraz garip hissettiriyor.

İyi veya kötü, bugüne dek bir siyasinin öykü kitabını okumamıştım. Oy verdiğim bir siyasinin ise hiç. Demirtaş’ın kişisel tarihindeki bir güzellik olarak okunabilir bu çaba, çünkü ben inanmak istiyorum ki iyi niyetli bir çaba bu. Hatta belki de tutsaklığı farklı bir şekilde örmektir, kim bilir. Tecavüz öyküsünden sonra bir olumsuz eleştiri de Oya Baydar’ın kitabın arka kapağına yazdığı yazıya. “Demirtaş’ın hikâyelerini okuyunca, keşke halkına, ülkesine, dünyaya karşı duyduğu sorumluluk ağır basmasaydı da yazar olsaydı diye hayıflandım” demiş Baydar. Demese de olurmuş. 

Nice okurlara, baskılara sevgili Demirtaş. 

Ve tabii özgür günlere…


855

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA