Bayram BALCI : Gurbet bir vatandır, O vatan Kürdistan’dır

Gurbet’i anlatmak için öncelikle o ilk doğru kelimeyi bulmam gerektiğini biliyorum. Günlerce, zihnimin karanlık dehlizlerinde dolaştıktan sonra tamam dedim, o ilk kelime ‘Vatan’dır. O ‘Vatan’ ise Kürdistan’dır.

11 Ekim 2017 Çarşamba | PolitikART

Bazı zamanlar, bir yazıya başlamak için o doğru ilk kelimeyi bulmak oldukça zordur. O ilk kelimeyi bulmak için belki saatlerce, günlerce zihnin karanlık dehlizlerinde kaybolup gider insan. 

Büyük bir arayış başlamıştır artık. Zihindeki harflerin karanlık dehlizlerinde günlerce süren bu arayış, oldukça da sancılı bir süreçtir. Resmen insan acılar içinde kıvranır. 

Hele de bir yoldaşın, bir mücadele arkadaşın şehadetinin yıldönümü için yazılacaksa o yazı, o zaman, hiç mübalağa etmiyorum, insan o ilk kelimeyi bulmak için resmen ölüp ölüp dirilir. Ya da ben böyleyim.

Böylesi zamanlarda o kelime, sadece bir kelime olmaktan çıkar. O kelime yoldaşınızla, mücadele arkadaşınızla yaşadıklarınızın, onunla birlikte omuz omuza mücadele ettiğiniz süreçlerin bütün anlamlarının bütün zamanlara nakşedilmesini sağlayacak gibidir. 

Ve asla mıh gibi çaktığınız yerden hiçbir zaman sökülüp atılamayacaktır.

Gazeteden arkadaşlar arayıp da, Kürt özgür kadın gazeteciliğinin öncüsü Gurbetelli Ersöz yoldaş ile ilgili bir yazı yazmamı istediklerinde ve Ferda arkadaş da bana “sen yaz” dediğinde ne yalan söyleyeyim, yıllarca hemen her alanda yazılar yazmış bir insan olsam da, önce ürktüm, hatta gizli gizli korktum. 

Çünkü Gurbet’i anlatmanın, onun özgür basının, özgür kadın gazeteciliğinin önünü açan, geliştiren hatta O’nun özgür kadın gazeteciliğinin yaratıcı-öncüsü olarak 1990’lı yıllardaki mücadelesini, kararlılığını, karşılaştığımız her zorluğu aşmadaki yaratıcılığını anlatmanın, birkaç cümleyle mümkün olamayacağını çok iyi biliyordum.

Gurbet’i anlatmanın da, tıpkı 90’lı yıllarda Kürdistan’da Özgür Gündem gazetesi saflarında mücadele etmenin, ateşten gömlek giymek gibi olduğunu iliklerime kadar yaşıyor ve hissediyordum.

Gurbet’i anlatmak da ateşten gömlek giymek gibidir çünkü.

Gurbet’i anlatmak için öncelikle o ilk doğru kelimeyi bulmam gerektiğini de biliyorum.

Günlerce, zihnimin karanlık dehlizlerinde dolaştıktan sonra tamam dedim, o ilk kelime ‘Vatan’dır. O ‘Vatan’ ise Kürdistan’dır.

Bir yerlerde okumuştum, sanırım Önderlik söylemişti, ‘Gurbeteli bir Vatan’dır’ diye.

Evet, Gurbet bir Vatan’dır. Ve ben o Vatan ile 1992 yılında tanıştım.

1992 yılında hem Kürdistan’la hem de Gurbet’le tanıştım. 

Özgür Gündem gazetesinin Urfa Bürosu’nda çalışmaya başlamadan önce herhangi bir Kürdistan kentine gitmişliğim yoktu.

Ankara’da yaşayıp da Kürdistan’ı kavramak, Özgürlük Mücadelesi’ni ve Kürt sorununu bilince çıkarmak, klasik Türkiye solu içinden bakmakla pek de mümkün değildi.

1992 yılında Urfa’da, Özgür Gündem saflarında mücadeleye katılmak benim için, aynı zamanda Kürdistan’ı, Kürt halkını, Kürt devrimcilerini ve Özgürlük Mücadelesini tanımak anlamına geldi.

Gurbet’le tanıştığımızda halim böyleydi.

Ve her ikimiz de 20’li yaşların son demlerini sürüyorduk. 



Benden 2 yaş küçük ablam

Gurbet benden 2 yaş küçük olmasına rağmen, ben her zaman O’nu bir yoldaş, bir mücadele arkadaşı olarak görmenin de ötesinde bir “abla” gibi görüyordum. 

O zamanlar neden böyle hissediyordum, tam bilmiyorum, ama sanırım böyle hissetmemde, Urfa bürosunda ve daha sonra da Amed, Adana, Van ve Mardin bürolarında yaşadığımız sorunları çözebilmemiz için Gurbet’in, her zaman bizlere büyük bir güç ve moral vermesinin etkisi de çoktu. 

Gurbet arkadaşın bizlere yaklaşımından o ateşten yıllarda her zaman moral ve güç almışımdır.

Çokça yazıldı, çokça anlatıldı, 1990’lı yıllarda Kürdistan’da Özgür Gündem gazetesi saflarında mücadele etmek kefen giymekle eşdeğerdi. Ki bizlerin bunu umursadığı da yoktu. Devrimci bir mücadele içindeydik ve militan bir gazetecilik yapıyorduk.

Devlet de bunun çok iyi farkındaydı. Bu nedenle 90’lı yıllarda yeni yeni filizlenen Özgür Basın’ı boğmak, yok etmek istiyordu.


Devlet, o yıllarda Kürdistan’da gerçekleştirdiği katliamların ve işlediği insanlık suçlarının duyulmasını, bilinmesini, tarihe kaydedilmesini asla istemiyordu ve bu nedenle de devletin bütün insanlık suçlarını deşifre eden Özgür Gündem gazetesi emekçilerine adeta diş biliyordu. 

O yıllarda Özgür Gündem, devletin imhayı hedefleyen tüm saldırılarına karşı büyük bir direniş sergiledi, büyük bir mücadele verdi. Dünyada eşi benzeri olmayan büyük bir mücadeleydi bu. Ve bu mücadele içinde birçok arkadaşımız şehit oldu.

İşte böylesi ateşten yıllarda Gurbet, Özgür Gündem gazetesinin Genel Yayın Yönetmenliği’ni üstlenmişti.

Türkiye’de ilk kez bir kadın bir gazetenin genel yayın yönetmeni olması vasfı bir yana, Gurbet asla diğer burjuva gazetelerinin erkek genel yayın yönetmenleri gibi de değildi.

Gazetenin bütün işleriyle birebir ilgiliydi. Haberi, manşeti, basım, dağıtım, muhabir arkadaşların sorunları, kısaca iğneden ipliğe gazetenin bütün işleri ile Ferda Çetin ve diğer arkadaşla birlikte çok yakından ilgilenirdi.

Devlet, karanlık yüzünü tüm dünyaya deşifre eden Özgür Gündem’e var gücüyle saldırırken, Gurbet arkadaş da Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşa, katliamlara, sürgünlere, köy boşaltma ve yakmalara, işkencelere, yargısız infazlara, tutsaklıklara karşı büyük bir irade ve kararlılıkla mücadele ediyor, sadece mücadele etmiyor, benim gibi insanlara da büyük bir güç ve moral veriyordu.

Gurbet ile gazetenin kafeteryasında sessiz sessiz sadece bir çay içmek bile, insana büyük bir moral ve güç verirdi. 

Gurbet, birkaç kez gazetenin işleri için Urfa’ya gelmişti. Urfa bürodaki dağıtımcı çocuklarla kurduğu ilişkiden, yaşları 10-12 olan o Apê Musa’nın minik generallerine yaklaşımından şahsen kendi adıma çok şeyler öğrendim.


Mustafa’nın yeni ayakkabıları

Büroda gazetemizi dağıtan Arap asıllı 11 yaşında bir çocuk vardı. Ve ayağındaki ayakkabısı hayli eskimişti. O gün öğlen dağıtımcı çocuklarla birlikte yemek yedikten sonra, çarşıya çıkıp o dağıtımcı arkadaşımıza ayakkabı alması ve akşam büroda o ayakkabıları dağıtımcı arkadaşa vermesi beni çok derinden etkilemişti. 

Yeni ayakkabılarını hemen oracıkta ayaklarına geçiren Mustafa’nın sevinci ise canlı bir tarih olarak hafızama kazındı.

O günden sonra ve Urfa’da ya da hangi büroda olursam olayım, her zaman dağıtımcı arkadaşlara özel bir dikkat ve önem vermeye başladım. O çocukların, devrimci mücadelenin gelecekteki militanları olacaklarını kavramıştım.

Gurbet, gazeteye yapılan baskında tutsak edilmişti. Bayrampaşa Cezaevi’ne Gurbet’i ziyaret gittim. Görüş kabininde Gurbet’in gülümseyen yüzü belirdiğinde, kabinin bir özgürlük bahçesine dönüştüğü hissine kapılmıştım. Urfa’dan havadis sorduğunda, “Her şey iyidir, gazetenin abone sayısı artıyor” dediğimde gözleri ışıl ışıl parlamıştı. O zaman Urfa’da yaklaşık 500 civarında gazete satılıyordu. Görüş yerinden ayrılırken, her ikimizin de gözleri buğulanmıştı, “Kendinize dikkat edin Bayram heval” sözleri, bugün bile kulaklarımdadır.

Bir keresinde yine gazetenin işleri için İstanbul’a gelmiştim, uzayan toplantılar, görüşmeler sonucu kalacak yerimi ayarlayamamıştım. Bu durumu öğrenen Gurbet, bana gazetenin az ilerisindeki sokakta evi olduğu, kendisinin evinde kalabileceğimi söylemiş ve bana evin anahtarını vererek, beni bir arkadaşla eve göndermişti.

Özgür Gündem Gazetesi Gelen Yayın Yönetmeni Gurbetelli Ersöz’ün evi dediysem, tam takır kuru bakır bir ev. Koca evde, hiçbir eşya yoktu, yerde singer bir yatak, bir battaniye, Gurbet’e ait bir iki ayakkabı, birkaç parça giysi, hepsi bu... Gurbet, bir hırka, bir lokma ile yetinen gerçek bir Apo’cuydu.

Gurbet, basın alanında örgütlü mücadelenin iradesini açığa çıkardığının, Kürt basın tarihinde önemli bir sürece öncülük ettiğinin farkındaydı. Özgür Basın’a yönelik tüm saldırıların boşa çıkarılması ve gazetenin yayınının her koşulda devam etmesi Gurbet gibi devrimci arkadaşlarımızın mücadelesi sayesinde bir direniş çizgisi haline geldi.

Özgür Basın, Kürdistan’ın en zorlu koşulları, Gurbet gibi arkadaşların yaratıcı taktikleri, kararlı, fedakar, azimli çabalarıyla bugünlere ulaştı. Gurbet gibi arkadaşların o büyük tecrübeleri ve basın şehitlerinin yarattığı olanaklar bugün devasa bir Kürdistan medyasının yaratılmasını sağladı. 


Orhan ve Mehmet Şenol

Gurbet ile son bir anımı paylaşıp bitireyim bu yazıyı, çünkü bu yazıyı yazmak beni çok zorladı. 

Gazetenin Adana bürosunun temsilciliğini yürütürken, Gurbet arkadaşın doktor olan kardeşi Orhan ve Mehmet Şenol’un şehadet haberi gelmişti. Şehadetler nedeniyle Gurbet de taziye için ailesinin Adana’daki evine gelmişti.

Karşıladık ve ailesinin evine doğru arabayla yola çıktığımızda, Gurbet arkadaş çantasından bir kaset çıkarıp çalmamızı istedi. O zamanlar CD’ler, mp3’ler yoktu elbette. Aracı kullanan arkadaş kaseti teybe taktığında Aram Tigran, o hüzünlü sesiyle “Ax Felekê” şarkısını Kirmançkî (Zazakî) olarak söylemeye başlamıştı.

O ağır havada Aram’ın kederli sesi yüreğimin en kuytu köşelerini bile titretmişti. Araçtan inerken, Gurbet’e “bu şarkı Zazakî mi, ilk kez dinledim” demiştim. Ve o kaseti, o an Gurbet bana hediye etmişti. Bugün bile o şarkıyı dinlediğim her zaman hem Gurbet’i, hem Orhan’ı, hem de “bizim” Mehmet Şenol’u büyük bir saygı, özlem ve sevgi ile anıyorum.

1992-1994 yıllarında Gurbet arkadaş, basın alanındaki mücadelesi ve kararlı duruşuyla, bugün yüzlerce Kürt kadın gazetecinin de önünü açtı. Bugün yüzlerce Kürt kadın gazeteci Gurbetelli’nin, Deniz Fırat’ın, Nujîyan Erhan’ın ardılları olarak kadın odaklı habercilik yapan haber ajansında Gurbet’in kalemini taşıyor. 

Gurbet’in önünü açtığı özgür Kürt kadın gazeteciliği 2013 yılında kurulan Kürdistan Kadınları İletişim Birliği’yle de taçlandırıldı ve Kürdistan Kadınları İletişim Birliği, Gurbetelli Ersöz’ün şehit olduğu tarih olan 7 Ekim’i Kürt Kadın Gazeteciler Günü olarak etti.

Bugün Gurbet’in mücadelesini sürdürürken, onun yıllar önce bir söyleşisinde yaptığı gazetecilik tanımını kendim için hep ilke edindim:

Gazetecilik, “...kimya gibi, laboratuvardasın, oraya preparat inceler gibi bakacaksın. Her farklı objektifle preparatın başka bir özelliğini görmen gibi haberde de farklı objektiflerle farklı yanlar, farklı unsurlar ortaya çıkıyor; ki ancak bunların bir araya gelmesiyle haberin gerçeğe en yakın resmini çekersin.”


“Özlemek nedir bilir misin?

Ey ay gülüşlü,

Güneş yüzlü

Şimşek gözlü

Kahraman çocuk

Bilir misin?

Anıların akınca yüreğine

Vurur göğsünün kafesine

“niye yoksun?”

diyemez dilim

çünkü

yokluğun yaşamak içindir

yaşamaksa ölümden geçer

ama neylersin işte

bir naçar yürektir bizimkisi

kaldıramaz hasretini

ve özlemi seçer”


G.Ersöz


416

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA