Yurdusev ÖZSÖKMENLER: Yaşamayı da mücadeleyi de hiç ertelemedi

Gurbetelli, bütün yaşamında kadının erkeğin kölesi olmasına, erkeğin yedeğine düşmesine karşı çıktı ve iradeleşmesi için çaba gösterdi. Kendisi de bunun en iyi örneklerinden biri oldu.

11 Ekim 2017 Çarşamba | PolitikART

Yayınına ara veren Özgür Gündem’in, tekrar çıkma kararının alındığı günlerdi. (30 Mayıs 1992, Özgür Gündem’in ilk yayın hayatına başladığı gün.) 

Gazeteyi çıkaran ilk ekibin bir kısmı gazeteden ayrılmış. Faili meçhullerin, köy yakmaların/boşaltmaların diğer gazete sayfalarına yer bulamadığı günlerde, bu gazete yeniden çıkarılmalıydı. Olanı biteni anlatmak, gerçeklerin karanlıkta kalmasını engellemek gerekiyordu.  

Özgür basın geleneğini devam ettirmek gerekiyor. Ama nasıl? Hangi kadroyla, hangi yazarlarla… Kalanların önemli bir kısmı tecrübesiz çünkü. Sağda solda da “yapamazlar, çıkaramazlar” sözleri havada uçuşuyordu.  

Gurbetelli tam da bu anda geldi gazeteye. Kocaman gülüşü, mütevazi ama kararlı sözleri, incecik bedeninin tersine, kaya gibi bir duruşu vardı. Gazetenin toplantıları yapılırken “yaparız, başarırız, zorlukları aşarız, öğreniriz, öğretiriz” diyordu. 

Gazete, Özgür Gündem’de çalışmanın/yazmanın bedelinin gözaltılar, cezaevleri, işkence ve ölüm olduğu yıllarda ancak halka, özgürlüğe ve yoldaşlara inançla çıkabilirdi. 

Bu ruhu yaratanların başında geliyordu Gurbetelli. Gazetenin yayın yönetmenliğini üstlendi ve gece gündüz bilmeyen koşuşturmaya başladı. 

Gazetede yazabilecek aydınlarla görüşüyor, muhabirleri teşvik ediyor, haber için hayati önem taşıyan büroların ve dağıtım ağının kurulabilmesi için kentten kente gidiyor, nefes nefese çalışıyordu. Gazete çıktıktan sonra da devam etti bu tempo. Gözaltılar, ölümler, büroların kapatılması, dağıtım engelleri, bir an bile durmaya izin vermiyordu. Her birine yetişmeye çalışıyordu. Hemen her gün bütün büroları arıyor, muhabirlerle konuşuyor ve nerede bir sorun varsa çözmeye çalışıyordu. Herkesle tek tek ilgileniyordu. Üstelik cezaevinde yeni çıkmıştı ve sağlık sorunlarını bile çözmeden koşup gelmişti gazeteye.


‘Sizinkiler yine çıkardı’

10 Aralık’ta gazete basılıp, herkes gözaltına alındığında tek kaygısı vardı. Bunca emek, bunca bedelle yaşatılmaya çalışılan gazete susacak mıydı? Bir gün sonra çalışanların bir kısmı bırakılmıştı ama yöneticilerin hepsi gözaltına tutulmaya devam ediyordu. 

3. gün büyük bir sinirle geldi polisler “sizinkiler yine çıkardı” diye… Artık ne gözaltı koşulları ne işkence ve dayak umurundaydı Gurbetelli’nin. 

Gelenek devam ediyordu, gazete okuyucuya ulaşıyordu. Dışarıdaki bütün çalışanlar ve gazetenin dostları baskında darmadağınık edilen binayı derleyip toplamış, gazeteyi yeniden çıkarmışlardı. 

15 günlük gözaltından sonra basının tek kadın ve aynı zamanda en genç yayın yönetmeni Gurbetelli yine tutuklandı. Bu kez Bayrampaşa Cezaevi günleri başladı. 6 ay sonra çıktığında tekrar gazeteye döndü. Adı bu kez Özgür Ülke olan gazeteye. 

Yine koşuşturmaya başladı ancak bu arada kardeşi Dr. Orhan’ın (Agir) şehadet haberi geldi. Sarsıldı, çünkü ona ve onun şahsında bütün mücadele arkadaşlarına sonsuz bağlılığı vardı. Kendini her zaman yaptığı gibi bir kez daha sorgulamaya başladı. Hep, Koe Spî’nin özlemini çektiğini söylerdi. En büyük arzularından birinin Koe Spî’nin zirvesine çıkıp dünyaya oradan bakmak olduğunu anlatırdı. Bu özlem de yakıcı hale gelmişti ve demokratik alanda çalışma koşulları da günden güne kısıtlanıyordu. Ya kalıp yeniden cezaevine girecekti ya da Dr. Orhan’ın bayrağını devralacak ve Koe Spî’ye olan özlemini de giderecekti. Ve o yüreğini dağlara nakşetmeyi seçti. 


Peki kimdi Gurbetelli? 

11 Temmuz 1965’te Ziver köyünde doğdu. Bu köyde başlayan okul hayatı, ailesinin Adana’ya göç etmesiyle orada devam etti. Liseden sonra Çukurova Üniversitesi Kimya Bölümü’ne girdi ve yüksek lisansını da yine kimya bölümünde yaparak asistanlığa başladı. Kimya bölümünü seçmesinde Çernobil patlaması ve Halepçe’deki kimyasal gaz saldırısının etkisi oldu. Ancak O, verili düzenin nimetlerini elinin tersi ile iterek devrim yolunda kararlılıkla yürümeye başladı.

Şöyle diyordu kitabında “Devrimci olmam Şeyh Sait isyanını yaşayan bölgede büyümemin, okul ve iş alanında yaşadığım, tanık olduğum, çevremin ve Kürt gerçekliğimin beni etkilemesi ve devletin safında yer almamın halkıma hiçbir yarar getirmediğinin farkına varmamla başladı.” 

Bu farkındalık O’nun yaşamı, bilimi, erkek egemen bir toplumda kadın olmayı sorgulamasına yol açtı. 

İlk gençlik yıllarında bile annesi ile dertleşir, kadına yönelik şiddete karşı çıkmaya çalışırdı. Annesi, “Gece geç vakitlere kadar otururduk. Beraber çok arkadaşlık yaptık ama kimse bilmiyordu. Babası bana şiddet uyguladığında hep benim tarafımı tutardı. Akıllı ve cesur davranırdı” ifadeleriyle anlatıyordu o günleri. 

Gurbetelli bütün yaşamında kadının erkeğin kölesi olmasına, erkeğin yedeğine düşmesine karşı çıktı ve iradeleşmesi için çaba gösterdi. Kendisi de bunun en iyi örneklerinden biri oldu. Eril siyasetin karşısında dimdik durarak daha o yıllarda kadın kurtuluş mücadelesinin öncüleri arasında yerini aldı. Ama bunları yaparken mütevaziydi de. Kadın gazetecilerin sadece alt kademelerde yer alabildiği, erkek egemenliğinin hakimiyetindeki o günlerin medya dünyasında tek kadın yayın yönetmeni olmasını değerlendirirken Kürt kadınlarının gelişimine vurgu yapıyordu: ”Tabii ki, bir Kürt kadının genel yayın yönetmeni olması çok önemli. Son yıllarda Kürt kadını erkekten çok daha fazla mesafe kat etti. Benim bugün geldiğim yer de, kendi özel gayretimin yanı sıra, bununla bağlantılı.”

1990’lı yılların köy boşaltmaları, faili meçhuller, çatışmalar, vahşet düzeyine varan işkencelerle dolu tarihine tanıklık eden haberlerin kamuoyuna ulaşması için büyük bir emek veren Gurbetelli, aynı zamanda kadın dilinin, kadın bakışının, kadın objektifinin haberlere, başlıklara, manşetler çıkması için de çaba gösteriyordu. 

Birlikte çalıştığı arkadaşlarına karşı her zaman anlayışlı ve sevecendi. Herkesin özel sorunlarıyla bile ilgilenir, güç vermeye çalışırdı. Bürolardaki genç muhabirlerden, yazı işlerindeki editörlere, mutfakta çalışanlardan, gazete dağıtan çocuklara kadar herkesin yoldaşıydı. Özellikle kadın muhabirlerin gelişmesi için çaba gösterir onlara cesaret verirdi. Bugün Kürt kadın gazeteciliğinin gelişmesinde onun bu çabalarının büyük payı vardı.

Güçlü idealleri vardı. İdeallerine ulaşmak için ikirciksiz, kararlı ve tavizsizdi. Ama hayata herşeye rağmen gülerek bakıyordu, her anını dolu dolu yaşıyordu. Bu kadar sert ve acılarla dolu günlerde bile asla kendini koyvermiyor, bilimle ve sanatla ilgilenmeye, okumaya vakit buluyordu. 

Özgür olmak onun en önemli özelliklerinden biriydi. İnandığı şeyleri cesurca savunur, cesaretle yerine getirmeye çalışırdı. Bu nedenle zaman zaman eleştirilerle karşılaşsa da ikna edilmedikçe düşüncelerinden, tavrından vazgeçmezdi. 

Ve hep acelesi vardı. Hiçbir işi yarına/sonraya ertelemezdi. Yaşamayı da mücadeleyi de hiç ertelemedi. 32 yaşında tam da en verimli olacağı zamanda Güney Kürdistan’daki çatışmada şehitler kervanına katıldı. Kısa ama direnişle, sevgiyle, yoldaşlıkla örülmüş kocaman bir özgür basın ve kadın gazeteciliği mirasını ardında bırakarak.

Şimdi bu miras daha da büyüdü. Tek bir gazeteyi “nasıl çıkarırız” telaşının yerini onlarca gazete televizyon, haber ajansı aldı. Gurbetelli’nin yoldaşları, özellikle kadın gazeteciler onun yolundan yürüyerek büyük başarılara imzalarını attı. Kadın haber ajansı bütün saldırılara karşı dimdik ayakta. 

Yeni bir telaş var bu günlerde. Bu, O’nun bıraktığı mirası, kadın televizyonu ile taçlandırma telaşıdır. Gurbetelli mutlaka görüyordur yıldızların arasından bu telaşı ve “haydi kadınlar bir kez daha bir ilki başaralım, hep birlikte” diyordur.


631

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA