Kürt savaş cephesinin son durumu

Aziz TUNÇ

10 Ekim 2017 Salı | Forum

Başını Türk devleti ile Erdoğan’ın çektiği Kürt karşıtı savaş cephesinin çırpınışları artırmış bulunuyor. Doğal olarak Türk devleti ve Erdoğan, korkan ve en çok çırpınan durumundadır.

Türk devleti, Rusya’nın desteğini alabilmek için Rusya’dan S.400’ler alıyor, olmuyor. Rüşvet olarak, nükleer santrallarının ihalelerini Rusya’ya veriyor, Rusya’yı ikna edemiyor. Hızını alamayan devlet, yeni nükleer santrallar yapacağını ilan ederek Rusya’nın iştahını kabartıyor. Bu yolla Rusya’yı Kürtlerle savaşa ikna edebileceğini sanıyor. Ancak Rusya’nın, Erdoğan’ın ipiyle kuyuya inmeyecek kadar hesaplı bir aktör olduğunu bilmek için ne dış politika uzmanı olmaya ne de ‘derin’ stratejist olmaya gerek var. Rusya, bölgenin geleceğinde, Kürtlerin en etkili güç olduğunun farkındadır.

Erdoğan’da Rusya’nın bu pozisyonunu biliyor. Zaten Kürtlere karşı Rusya’nın desteğinin yeterli olmayacağının farkında. Bundan dolayı Erdoğan ve şürekası, soluğu İran’ da alıyorlar. İran’la ziyaretler sıklaştırılıyor. Önce İran genel kurmay başkanını davet ettiler. Arkasında Türk genel kurmay başkanı gitti. Şimdi de Erdoğan, mollalarla kol kola poz veriyorlar.  Bütün mesele Kürt halkının geliştirdiği özgürlük mücadelesini bastırmak.

Her yol deneniyor. Kürtlerin özgürleşmesinin önünü kesmek için, plan üstüne plan yapılıyor. Ama bütün planlar yetmez, bütün yollar çıkmaz, bütün arayışlar sonuçsuz.

Biçare Türk devleti, Kürtlerin şanlı özgürlük direnişini ‘nasıl bastıracağım’ diye dertlenirken, Güney Kürdistan’da bağımsızlık referandumu gündeme girdi. Bu gelişmeyi fırsat bilen Erdoğan, düne kadar ‘sen kimsin’ diye parmak salladığı Irak devlet başkanı ile dostluk geliştirmeye başladı. Kürt karşıtı savaş cephesine Irak’ında katılmasını istiyor.

Emin olabiliriz ki Türk devleti, Esad’la da Kürtlere karşı birleşmeye çalışacaktır. ‘Şam da namaz kılacağım’ diyecek kadar düşmanlık beslediği Esad’la el altında görüştüğünü, Suriye ile de Kürtlere karşı ittifak yapmanın yollarını aradığını söylemek kehanet olmaz.

Türk devleti, İran, Irak ve olabilirse Suriye’nin de içinde yer alacağı bir ‘Sadabat Paktı’ oluşturmanın peşinde. Bu cephe ile birlikte, Kürtlere karşı kapsamlı ve çok yönlü bir savaş planlamaktadır. Esasında Türk devleti Kürtlerle çok yönlü bir savaşı zaten sürdürüyor. Yapılmak istenen şudur; Kürtlerin özgürlük yürüyüşünü tek başına önleyemediğini gören Türk devleti, diğer işgalcileri de katarak, daha kapsamlı ve çok yönlü bir savaş planlamaktadır.

Peki, bu anti-Kürt ittifak, Kürtlerin özgürlüğünü önleyebilir mi? Öncelikle bu Kürt karşıtı cephenin, güçlü ve sağlam temellere oturmadığı tespit edilmelidir. Bu cepheleşmenin dün, yani 1900’lerin başında, birlikte olmalarının olanakları bugün yoktur. Kürdistan’ın dört parçalı halinin sürdürülebilirliğinin objektif koşulları ortadan kalkmıştır. Söz konusu dönemde Kürdistan’ın bir şehrinin bir diğerinden haberi yoktu. Bugün artık bu parçalı durum değişmiş, toprak birliği öğrenilmiş, ruhsal şekillenme oluşmuş ve ulusal bilinç büyük oranda gelişmiştir.

Öte yanda Kürdistan’ı işgal etmiş olan devletlerin de durumu çok değişmiştir. Irak, eski gücüne sahip olmadığı gibi Kürtlerin federasyon hakkını kabul etmek zorunda kalmıştır. Yıkılmakla karşı karşıya kalan Suriye’de Kürtler, önemli bir statü elde etmiş ve statülerini sağlamlaştırmışlardır.

Bölgeyle ilgili ve etkili olan ABD ve Rusya’nın hem birbirleriyle ilişkileri hem de işgalci devletlerle olan ilişkileri, Kürtlerin varlığını ve haklarını, esas olarak, kabul eden bir noktaya gelmiştir. Artık bölgedeki hiçbir güç, Kürtleri hesaba katmadan adım atamamaktadır

Bunların yanında, özellikle değerlendirilmesi gereken en temel nokta Kürtlerin durumudur. Bugün Kürtler, Irak’ta statü sahibi olmuşlarsa, bu kimsenin inayeti veya konjonktürel bir durumun sonucu olmamıştır. Güney Kürdistan’da elde edilen statü, sanılanın aksine, Amerika’nın Irak’a savaş açmasının ve Saddam’ın devrilmesinin yarattığı bir sonuç değildir, tek başına. Bu sonuç, esas olarak örgütlü Kürt halkının uzun yıllardır sürdürdüğü mücadelenin sonucudur.

Aynı şekilde yaşanan Rojava gerçekliği, sadece IŞİD’in Suriye’yi işgal etmesinin yarattığı bir sonuç olarak değerlendirilirse, bu hem yanlış hem de Kürt halkının mücadelesine karşı saygısızlık olur. Rojava devrimi de Kürt halkının uzun yıllardır sürdürdüğü mücadelenin kazanımıdır. Eğer Kürt halkının örgütlü mücadelesi olmasaydı, hiçbir dış etken bu gelişmelerin doğmasını sağlamayacaktı. Buna rağmen Kürtlerin henüz ulusal birliklerini sağlayamamış olmaları gibi son derece hayati bir sorunlarının olduğunun da altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor.

Gerçek o ki Kürtlerin örgütlülük düzeyi, Kürdistan’ın parçalı durumunun devam etmesini olanaksızlaştırmaktadır. O nedenle, egemenler ne kadar cephe kurarlarsa kursunlar ne kadar pazarlık yaparlarsa yapsınlar, yamalı bohça dikiş tutmayacak, Kürtlerin özgürlüğü önlenemeyecektir. Özgürlük, erişilmez bir gelecekte değil, yaşanan an’ın içindendir. Yeter ki birlik olsun!


853

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA