Sende mi şair oldun be Recep!

Hasan SAĞLAM

07 Ekim 2017 Cumartesi | Forum

‘Ah bu şarkıların gözü kör olsun’


Meyhane deyip geçme be Recep, hasbihal etmenin en tutarlı yeridir. Muhabbet sofrasının “adab-ı muaşerat”ı orda vücut bulmuş. Hal ehli olanlar bilirler, iki kadeh rakıdan sonra filozof kesilirsin. Aristo halt eder yanında İhsan Yüce’nin deyimi ile. Ağır şarkılar ve içli türküler dinlenir. Güneşin batımı ile içilen ilk duble adabına uygun olmalıdır, ilk duble ilk aşk gibidir, ilk yumruk, ilk lokma, ilk gülme ve ağlama gibi. İlk işte yahu anla... 

Boğazdan karaciğere ve bütün damarlardan yolunu aşırır da bulur en derin yarayı. İçerden içerden sızlar ama seversin bu sızıyı. Geçmişini bir manifesto gibi vurur suratına. Deştikçe deşersin yüreğini, sigara dumanın dört köşeyi sardığı eski bir Rum meyhanesinde. 

Birden kulağının dibine bir şamar gibi iner o menfur şarkı; “Ah bu şarkıların gözü kör olsun; „Lan nerden çıktı şimdi bu?” Soru anonim cevap ise çok özel. Derdine tekabül eder herkesin, ama dertler türlü türlü be Recep.

Edip Cansever damarından bir ses yükseliyor; „Bir güzel kadeh tutuşun vardı” aman oda ne meyhanenin içi iyice kalabalıklaştı. Şiddetle sarılıyor ve Nazım’ın ihtarı; “Şişeyi bırakın Ahmet Cemil. Boşuna hiddet ediyorsunuz.”

Meyhanede bolca sataşma ve felsefe cirit atıyor. Oda ne Edip Cansever iyice kızıyor; “O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde Ahmet abi” tekrarlıyor; “oysa eskiden bir güzel kadeh tutuşun vardı” 

Meyhane deyip geçme be Recep, şimdi iki Can Yücel dökerim ortaya vallahi doğrultamazsın dilini. Geceye yırtık bir ses düşürdü Recep; „beraber yürüdük biz bu yağmurda” ama bu ses o ses değil, siyaseten cıvık agresif saldırgan... Sen de mi şair oldun be Recep?

„Yağdı yağmur çaktı şimşek, sen de mi şair oldun?” lügatından konuşmam ben, tamah etmem beceriksiz şiirlere senin gibi. Bilirim kesende hazır durur; “yağarsa yağmur giyerim gocuğu bende şair oldum bilmem ne çocuğu” dersin vallahi sen. “Ananı da al git” dedin ya bilirim anaların yeri yok dünyanızda sizin Recepgiller. 

Oysa hisli bir edası vardı eskiden o şarkının, elindeki kadehi inceden okşayan yaşlı bir Rum oturuyordu tam köşedeki masada. Lirik bir nehir gibi sırtından akardı o yağmur. Şimdi dillerde pelesenk olmuş kol-kola duruyor kadına ve yağmura düşman olmuş Recepgiller. 

Ah bu ölümcül aşkların şairi zannedilen, ama tanrıya sataşmaları es geçilmiş neredeyse, o meçhul şair Ümit Yaşar Oğuzcan; “bir gece ansızın gelebilirim” demiş ya; adam ne demiş sen ne anladın be Recep. İlk dörtlüğünü dökelimde buraya bari şiirlenelim azcık; “Bu kadar yürekten çağırma beni/ Bir gece ansızın gelebilirim/ Beni bekliyorsan, uyumamışsan/ Sevinçten kapında ölebilirim.” 

Bu yaman bir özlem ve aşk şiiri, korkunç derecede cinsel bir dürtüye sahip. Ben bireysel olarak hasbelkader arada şiir yazdığını sanan şahıs; Hasan Sağlam, derim ki; “şiir kimin işine yararsa onundur”.

İyi güzel de sen şiiri piç ediyorsun be Recep. Şiiri okuyan herkes sevişmeye giderken sen savaşmaya gidiyorsun. Bir gece ansızın her şey mümkün...


514

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA