Anarşist devrimden bağımsızlığa Katalonya

1930’lu yıllarda yaşanan, anarşist bir devrimdi. 800’den fazla köyde komün oluşturuldu. Tarihin en büyük komünal tecrübesi ortaya çıkmıştı.

07 Temmuz 2017 Cuma | Dizi

MAXİME AZADİ


Katalonya bir zamanlar tarihin en önemli toplumsal devrimlerinden birine tanıklık etti. Bir ütopya, bu topraklarda gerçeğe dönüştü. 1930’lu yıllarda yaşanan, anarşist bir devrimdi. Katalonya, bugün geniş bir özerkliğe sahip. Tarihin hiçbir döneminde, “ulus-devlet” anlayışı çerçevesinde bir bağımsız devlet olmadı. Ancak onlarca yıldır, kendi kaderini tayin çerçevesinde bağımsızlık mücadelesi yürütülüyor. 

İlk bağımsızlıkçı Katalan partisi “Estat Català”, 1922 yılında kuruldu. Bağımsızlık mücadelesi tarihsel olarak, sol kökenden geliyor. Silahlı mücadelede yürütüldü. Terra Lliure (Özgür Toprak) adlı silahlı örgüt, 1978’de kuruldu ve bağımsızlık mücadelesi verdi. 200’den fazla saldırı gerçekleştirdi. Örgüt, 1991’de kendisini feshetti. Bu süre boyunca 300’den fazla üyesi gözaltına alındı veya tutuklandı.

Katalonya’nın bölge başkanlığı 1 Ekim’de yeniden bağımsızlık referandumu gerçekleştirme kararı aldı. Bu karara götüren süreci ve özelliklerinden bahsetmeden önce, bu zengin toprakların son yüzyılda kucak açtığı önemli bir devrime dikkat çekmekte fayda var. Başta Barselona olmak üzere bölgede halen yürütülen ve birçok yerde uygulamaları olan komünal mücadeleyi anlamak açısından, 1800’lü yılların sonlarından itibaren gelişen anarşist mücadeleye bakmak gerekiyor. Katalonya bağımsızlıkçılığı, “ayrılıkçı” etiketiyle ele alınamayacak kadar geniş ve zengin bir içeriğe sahip. 


1930’lu yılların anarşist devrimi

Bu bölge, İspanya iç savaşı sırasında yeni bir toplumsal model yaratma ve faşizme karşı direnmede önemli bir çıkış noktasıydı. Franco faşizmine karşı temel direniş alanlarından biriydi. Aynı zamanda burada bir toplumsal devrim yaşandı. Başarısızlıkla sonuçlansa da halen analiz edilmeye devam ediyor. Arte kanalının Fransızca versiyonunda yayınlanan iki bölümlük, “Ne tanrı, ne efendi: Bir anarşizm tarihi” adlı belgesel, unutturulmaya çalışılan bu tarihe ayna tutuyor. 

Komünlerin oluşturulması, paranın ortadan kaldırılması, kolektif çalışma tarzının hayata geçirilmesi, Katalan topraklarında gerçek olmuştu. Başarısı da yenilgisi de, çıkarılması gereken derslerle dolu. Bugünü anlamak ve basit yaklaşımlardan uzak durmak için de geçmişin izini sürmek gerekiyor. Katalonya’da toplumsal devrim nasıl gelişti, bu mücadele nasıl hızlı bir şekilde yayıldı, nasıl yenilgiye uğradı ve bugüne neler bıraktı? Çok gerilere gitmeden, 1900’lü yılların başından itibaren yoğunlaşan ve toplumsal bir devrime dönüşen sürece yeniden ışık tutmak gerekiyor. 

İspanya’da savaştan önce büyük bir hazırlık vardı. Solcu bir hazırlıktı. Devrimden önce 60 ila 80 yıllık bir hazırlık süreciydi yaşanan. 1800’lü yılların sonlarına doğru anarşist fikir örgütlenmeye başladı. Bu nedenle devrim başladığında toplum hazırdı. 1936’da startı verilen devrimin başarısı, kaynağını anarşizmden alıyordu. 


Direnişin lideri Durruti

Ulusal İş Konfederasyonu (CNT) ve CNT’nin içinden çıkan İberya Anarşist Federasyonu (FAİ) bünyesinde geniş bir örgütlenme vardı. Franco darbesi sırasında anarşist sendika CNT, dünyanın en örgütlü sendikalarından biriydi. Sadece siyasi değil, Avrupa’daki temel toplumsal bir örgütlemesiydi. 1936 baharının sonunda bu sendikanın İspanya genelinde 1.5 milyon üyesi vardı. Bunların yarısı Katalonya bölgesindeydi. Sendikanın sadece bir sürekli ücretli işçisi vardı. Böylesine büyük bir örgütlenme için tek bir ücretli çalışan şaşkınlık yaratıyordu.  Rusya’da Ekim devriminden sonra ortaya çıkan Ukrayna devrimci ordusunun kurucularından Nestor Ivanoviç Makhno’nun 1934’te Paris’te ölümü ardından, Buenaventura Durruti 1936’da İspanya’ya geri döndü. Duruti daha öncesinde ordudan firar ederek Fransa’ya sürgün olmuştu. İspanya’ya döndüğünde CNT ve FAİ sendikalarına katıldı. Direnişin öncülerinden biri oldu ve İspanya’ya döndüğünde Eylül 1936’da seçimler gerçekleşti. Faşist rejim Madrid’i tehdit ediyordu. Kendi fikirlerine ters olsa da, CNT Halk Cephesi’ne oy vermeye çağırdı. Anarşistlerin milyonlarca oyu sayesinde Sosyalist, Demokrat Cumhuriyetçiler ve işçi hareketinde çok az bir etkisi olan birkaç komünistten oluşan koalisyon kuruldu. 

Sağcıların reaksiyonu gecikmedi ve Franco darbesi gerçekleşti, iç savaş yayıldı. Darbe 1936’da gerçekleştiğinde, İspanya parçalandı. Bir yanda ilerici cephe, diğer yanda faşist cephe vardı. Üç yıl boyunca radikal bir karşı koyuş gerçekleşti. Oligarklar İtalya ve Almanya’da olduğu gibi, faşist rejime desteğini sundu. Faşist cephe demokratların da bir kısmının desteğini aldı. Halk Cephesi hükümeti, direnişe çağıracağına aynı gün içerisinde üç kez istifa etti. Halk kendi başına kaldı. Ülkenin yarısı Franco faşizminin egemenliği altındaydı. Bunun üzerine anarşist hareketler, seferberliğe çağırdı. Her yerde anarşistler yek vücut olarak ayağa kalktılar. Katalonya’da Duruti birlikleri Barselona’nın savunmasını üstlendi. O sırada anarşizmin teorisyenlerinden Valeriano Orobón Fernández’in sözlerini yazdığı bir şarkı direnişin marşı oldu: “A las barricadas”. 

Hızlı bir şekilde direniş birlikleri oluşturuldu. Direnişin liderliğini Duruti yaptı. Duruti’nin gönüllü güçleri 3 bin kişiden oluşuyordu. Küçük gruplara ayrılan anarşist birlikler faşizmin üzerine yürüdü. Duruti’nin yoldaşları bir yandan savaşırken, diğer taraftan devrim yapıyorlardı. Gittikleri her yerde toplumu örgütlüyor, komünal bir yaşamı kuruyorlardı. Faşizmi geriletmek gerekiyordu. Şiddetli bir savaş vardı. Buna rağmen anarşistler bir köyü kurtardıktan hemen sonra anarşist komünizmi ilan ediyorlardı. Duruti birliklerinin geçtiği her köyde, önce köylülerle tartışılırdı. Anarşitler köylülere “artık tarlalar arasındaki sınırları kaldırın, geniş kolektif bir üretim alanı olacak, hep birlikte toprağı işleyeceğiz” diyorlardı. 


Parasız bir hayatın mümkün olduğunu gösterdiler

Tanrıları ve efendileri kovan anarşistler, ayrıcalıkları ortadan kaldırıyordu. Köy meclisleri, okuma yazma kampanyaları geliştiriliyordu. O dönem 800’den fazla köyde komün oluşturuldu. Ve böylece tarihin en büyük komünal tecrübelerinden birisine öncülük edildi. Adeta bir tecrübe patlaması vardı. Para ortadan kaldırılmıştı. Peki nasıl yaşanacaktı? Çoğu şey pratik içerisinde öğreniliyordu. Örneğin, ailenin üretimi ve çabasına göre değil, ihtiyaca göre paylaşım geliştiriliyordu. Paranın ortadan kaldırılması, bugün inanılmaz gibi görünüyor ama gerçek olmuştu. Binlerce kişiydiler. Eski efendilerin de köylülerle birlikte çalışması gerekiyordu. Savaş vardı. Fransız birlikleri sık sık saldırıyordu. Bazı yerlerde yakılan kiliseler, öldürülen rahipler oldu. 

Guernica’daki katliam ve yıkım tek başına faşizmin ne kadar vahşi bir düzen olduğunu göstermeye yetiyordu. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar bombalar altında ezilmişti. Acımasız bir şekilde katledilmişlerdi. Hiçbir ayrım yapılmadan.  Bu vahşete rağmen direniş büyüyordu. Demokrat burjuvalar anarşistlerin silah talebini kabul etmemesi üzerine, anarşistler enternasyonalist dayanışmayı geliştirdi. Çağrılar yapıldı. Her yerden katılımlar geldi. Şaşıranlar oluyordu. Sınıfların neredeyse ortadan kaldırıldığını, köylülerle baş başa kaldıklarını görüyorlardı. Hiç kimse birbirini artık “efendisi” ile tanımıyordu. İspanya’nın en fazla sanayileşmiş bölgesi olan Katalonya’da şirketlerde öz yönetim geliştirilmişti. Tamvaylar, taksiler ve otobüsler, dükkanlar, atölyeler, küçük ve büyük tüm işyerlerinde kolektif çalışma hakim olmuştu. Ne üretim düşürülmüştü, ne de randıman. Sinema, opera ve tiyatro gibi kültürel alandaki çalışmalar da doğrudan sanatçılar tarafından yönetiliyordu. Hükümetsiz, otoritesiz ya da minimum düzeyde bir otorite ile toplumsal bir yaşam örmenin mümkün olduğu gösteriliyordu. 


Stalin destekli iktidar savaşları

Kasım 1936 ile Ocak 1937 arasında ikinci bir hükümet kabinesi kuruldu. Bazı anarşistler de bu hükümete fikirlerine aykırı düşerek katıldı. Bu hükümet, “ikinci zafer hükümeti” olarak adlandırıldı. Ancak başta Duruti olmak üzere alanda mücadele yürüten anarşistler bunu “ihanet” olarak değerlendirdi.  Temmuz 1936’da halen zayıf olan İspanya Komünist Partisi’ne Sovyetler Birliği yardımları arttı. Stalin’in ülkedeki etkisi büyüyor, anarşistlerin kolektifleştirme çalışmaları cumhuriyetçileri de rahatsız ediyordu. Komünist Parti, Moskova’nın savunduğu faşizme karşı küçük ve orta sınıf burjuvazi ile ittifak stratejisini uyguladı. 

Sonra iktidar savaşları başladı. Stalinci komünistler Mayıs 1937’de Barselona’da kanlı çatışmalar başlattı. Hedef anarşistlerin elindeki stratejik noktaları ele geçirmekti. Merkezi hükümet Ekim 1936’da kolektifleşmeyi bir kararname ile iptal etti, Katalonya’daki savunma birlikleri ve polislere el koydu. Daha sonra madenler ve metalürji endüstrileri devletin kontrolüne aldı. Komünist birlikler Aragon’daki kolektivitelere el koymak için adeta terör estirdi. Bu durum Franco’nun faşist birlikleri gelene kadar sürdü. Duruti de şüpheli bir şekilde öldürüldü.

Antoine Gimenez, “Gece’nin Çocukları” kitabında, iktidar savaşını şöyle özetliyor: “Barselona köpürüyordu. Farklı oluşumlar arasındaki iktidar mücadelesi en üst seviyedeydi. Duruti cinayeti anarşistleri sinirlendirmişti. Çatışmalar yaşanıyor, orada burada bombalar patlıyordu.”  

17 Aralık 1937’de Sovyet Pravda gazetesi editör yazısında şöyle yazıyordu: “Katalonya’da Troçkistler ve anarko-sendikacıların tasfiye edilmesine başlandı bile. Sovyetler Birliği’ndeki gibi aynı enerjiyle gerçekleştirildi.”


Anarşist tecrübenin sonu

Franco darbesi Barselona’da iki günde yenilgiye uğramıştı. Ama, solcu hükümet ile direnişçiler arsındaki savaş 7 gün sürdü. Bini aşkın kişi öldü. Barselona halkı, hükümette yer alan bazı anarşist yöneticilerin sükunet çağrılarını reddediyordu.  Silahsızdılar ya da çok yetersiz bir silah gücü vardı. Karşılarında donanımlı ve eğitimli 3 bini aşkın kişiden oluşan bir ordu duruyordu. Stalinci ve Cumhuriyetçi yönetim, 1937’de anarşistleri yendiğinde, Barselona’nın kapıları faşizme açtı. Karşı devrimci tedbirler hayata geçirildi. Anarşistler dışlandı, baskı altına alındı. Anarşist federasyonlar kapatıldı. Stalin karşıtı eleştiriler yasaklandı.  İspanya anarşist hareketi yenilgiye uğratıldı.  1 Nisan 1937’deki yenilgiden sonra çok sayıda anarşist kamplara gönderildi, bir çok kişi de kurşuna dizildi. Tarihçiler, anarşizmin bu şekilde ortadan kaldırılmasından faşist rejimin değil, Stalin ile anlaşma halindeki cumhuriyetçilerin sorumlu olduğunu söylüyor. Dönemin solcularının el birliği ile bu anarşist tecrübeye son verildi. 


Bağımsızlık talebi ve referandum

80 yıl sonra, bugün halen komünal mücadele devam ediyor. Barselona radikal sol ve çevreci hareketlerden oluşan “Barcelona en comú” (Barselona Kolektifi), 2015’teki belediye seçimlerini kazandı. Bu oluşum, sosyal bir politika yürütmek yolsuzlukla mücadele etmek iddiasında. Barselona’yı radikal ve katılımcı bir kente dönüştürmeyi hedefleyen oluşum, kamu mallarının herkese ait olduğunu belirterek, komünal çalışmalara ağırlık veriyor. Belediye Başkanı Ada Colau, Barselona’da sosyal hareketten gelen ilk belediye başkanı olma özelliğini taşıyor. 

Kuşkusuz bu katılımcı deneyim, 80 yıl önceki liberter devrimin özlerini taşıyor. Geçmişteki deneyimlerin bir sonucu olarak Katalonya’da farklı akımlar canlılığını sürdürüyor.  Diğer bir ifadeyle, mücadele çok boyutlu sürüyor.  Bağımsızlıkçı mücadele de bunların bir parçası. Bu görüş, son yıllarda daha da güçlendi. Katalonya bağımsızlıkçılığı, çok boyutlu siyasi bir akım olarak öne çıkıyor. Bu akım, İspanya’dan bağımsız bir Katalonya ve bir Katalan Cumhuriyeti’nin kurulmasını talep ediyor. Bu talep, kendi kaderini tayin hakkına dayanıyor.  Bağımsızlıkçı akım, İspanya’nın bir parçası oldukları sürece Katalan ulusunun tam anlamıyla kültürel, sosyal ve ekonomik bütünlüğüne ulaşamayacağını savunuyor. 

Katalonya’nın bağımsızlıkçı yöneticileri 2012 yılından beri kendi kaderini tayin hakkı üzerine referandum istiyor. İngiltere’nin 2014’te İskoçya’nın referandum talebine verdiği onay, İspanya merkezi hükümetinin de referanduma engel olmaması isteniyor. 2015’teki genel seçimler Katalonya açısından bağımsızlık talebi etrafında bir referandum olarak değerlendiriliyordu. Bu seçimleri bağımsızlık yanlısı oluşumlar kazanmıştı. 

Referandumda tek bir soru var: “Katalonya’nın Cumhuriyet formu altında bağımsız bir devlet olmasını istiyor musunuz?” Eğer evet çıkarsa, Katalan yönetimi İspanya’dan kopmakta kararlı. Yıllardır paralel bir inşa var zaten. Katalan yönetimi bağımsızlık talebi yerine getirildiğinde, hızlı bir şekilde Avrupa Birliği’ne üyelik için başvuracaklarını belirtiyorlar. 

Ancak bu kolay bir süreç olmayacak. Merkezi hükümet referanduma karşı çıktığı gibi, AB’ye üyelik konusunda veto hakkına da sahip.  İspanya, Kalanların bağımsızlık elde etmesinin Basklar, Galiçyalılar ve diğer bir dizi bölgenin de bağımsızlık yolunu seçmesinden endişe ediyor. Kuşkusuz bu endişe sadece İspanya’yı sarmış değil. Avrupa’nın bir çok ülkesinde bağımsızlık veya daha geniş otonomi talep eden bölgeler var. Bu nedenle Katalonya’nın durumu yakından takip ediliyor. Belçika’nın Flaman ve Vallon bölgeleri, Fransa’nın Korsika ve Bretonya bölgeleri, Büyük Britanya’da İskoçya ve Kuzey İrlanda bölgeleri farklı düzeylerde olsa da, benzer özlemler taşıyor. Avrupa bir yandan tek ses olmaya çalışırken, diğer yandan her yerde yükselen farklı sesler bunun ne denli zor olduğuna işaret ediyor. 

Avrupa’da yükselen aşırı sağcı eğilim, bu endişeleri arttırıyor. Yakın geçmişte, anti-sistem hareketlerin sağda vücut bulması birçok açıdan analiz edilmeye devam ediyor. Ulus-devlet modelleri milliyetçi ve bağımsızlıkçı hareketleri kendi argümanları ile bastırmaya çalışırken, Katalonya’da solcu akım ile iç içe geçmiş durum daha karmaşık bir tablo oluşturuyor. Katalonya bağımsızlıkçı akımını, Avrupa’daki aşırı sağ ile zaman zaman özdeşleştiren, kendi zenginliğini paylaşmak istemeyen egoist bir tutum olarak değerlendiren yaklaşımlar da var. Kuşkusuz, Katalonya’daki mücadeleyi bu değerlendirmelerle ifade etmeye çalışmak ciddi eksiklikler içerecektir. 


Solcu mu sağcı mı?

İspanya’yı da Katalonya’nın bağımsızlık talepleri etrafından değerlendirmek yetersiz olur. Zira Franco faşizmini yaşayan ve kentleri yerle bir olan bu ülke, 1980 yılından beri Avrupa’da benzersiz bir ademimerkeziyetçi siyaset geliştirdi. 1978 tarihli İspanya Anayasası’ndan bu yana İspanya 17 özerk bölgeden oluşuyor. 7,5 milyon nüfuslu Katalonya bu bölgelerin en zenginlerinden biri olarak önem kazanıyor. Katalonya’nın kent parlamentosu, eğitim ve sağlık sistemi, polisi, kamu çalışmaları, kent yönetimi, radyo ve televizyonları var. Bağımsızlık talebinin yükselişinde, iki kuşağı eğiten eğitim sisteminin rolünü de gözardı etmemek gerek. 

Katalonya’daki bağımsızlıkçı akımı sağ ile ifade etmek gerçekten uzak bir yaklaşım olur. Bağımsızlık görüşü merkez sağ, sol ve radikal sol seçmenlerin desteğini alıyor. En alt düzeydeki talep bile, sosyal devletin güçlendirilmesi şeklinde öne çıkıyor. “Ayrılıkçı” etiketiyle Katalan bağımsızlık mücadelesini anlamak mümkün görünmüyor. Katalan bağımsızlığı ideolojik kaynağını soldan alıyor. 

Nitekim veriler de milliyetçilik suçlamasının temelinin sağlam olmadığını gösteriyor. İstatistiklere göre İspanya’da yaşayan yabancıların yüzde 21’i Katalonya bölgesinde ikamet ediyor. Sağ da olsa sol da olsa, klişelere uymayan Katalan bağımsızlıkçılığı herkese açık bir yapı ortaya koyuyor. 2016’daki genel seçimlerde sadece sağcı Halk Partisi sadece iki bölgede kazanmadı. Bunlar da Katalonya ve Bask Ülkesi’ydi. Diğer bir ifadeyle Katalonya, İspanya’nın solunda yer alıyor. Bu açıdan, Katalonya’da yükselen bağımsızlık talebini Avrupa’nın mevcut sisteminin iyi analiz etmesi gerekecek. Köklü bir sol geleneğe sahip olan, tarihin en önemli toplumsal devrimlerinden birine öncülük eden Katalonya’daki bağımsızlıkçı mücadele dar kalıplarla anlamlandırılamaz. Geniş bir özerkliğe rağmen Katalonya’da yükselen bu talep, Avrupa sisteminin ne kadar kusurlu hale geldiği, toplumdan, toplumsal sorunlardan ne kadar uzaklaştığını da gösteriyor. 


BASK’TA BAĞIMSIZLIK  MÜCADELESİ

İspanya’nın özerk Bask bölgesinde de bağımsızlık mücadelesi sürüyor. Eylül 2016’da yenilenen Bask Parlamentosu’nun bileşenleri geniş bir çoğunlukla kendi kaderini tayin hakkından yana. 1960’lı yıllardan beri bağımsızlık mücadelesi yürüten ETA da Ocak 2011’de tek taraflı kalıcı ateşkes ilan ettikten sonra aynı yılın Ekim ayında silahlara veda ettiğini açıkladı. Bask ülkesi, Katalonya’dan farklı olarak İspanya ve Fransa’ya yayılan topraklara sahip. Yürüttüğü silahlı mücadele de onu farklı en temel özelliklerden biri.  Ocak 2017 itibariyle İspanya, Fransa ve başka ülkelerde ETA üyesi 350 dolayında militan cezaevlerinde bulunuyordu. Yapılan son anketlere göre Basklıların en az yüzde 23’ü bugün halen bağımsızlığı savunuyor. Bask ülkesini Franco rejiminin çöküşünden bu yana “ılımlı” olarak değerlendirilen milliyeti parti PNV yönetiyor. PNV, Katalonya’daki akımın aksine ayrılmayı savunmuyor. Bu parti, daha geniş yetkilere sahip bir otonomi ve kültürel özerklik istiyor. ETA mücadelesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan koalisyon partisi Eh Bildu, 2016’dan bu yana Bask Parlamentosu’nda 18 sandalye ile ikinci güç olarak varlık gösteriyor. PNV’nin 28 sandalyesi var.  Eh Bildu, anti-sistem bir oluşum olarak önem kazanıyor. ETA’nın silahlı mücadeleye son vermesi ardından, siyasal mücadelenin,  hareket kabiliyetini ne kadar etkili kılacağı ve nasıl bir mücadele profili ortaya koyacağını zaman gösterecek. 


1744

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA