Ehmedê Xanî’nin mirası, özgür Kürdistan’ındır

Xanî’yi Türk devletinin son sözcüsü AKP, bir yolunu bulup sistemiçileştirmeye, kapsayarak yok etmeye çalışıyor. Kürt kimliği ve Kürdistan’a dair özlemlerini ise sanki “kimliğinin arkaik bir unsuru” gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa Xanî’yi kuran esas, Kürtlüktür, Kürdistan’dır. Onun özlemi, Kürtlerin birliği, Kürdistan’ın özgürlüğüdür.

19 Haziran 2017 Pazartesi | Dizi

AZAD WELAT


Kürt dili, kültürü ve edebiyatı için önemli bir köşe taşı olan Ehmedê Xanî’nin 1651 yılında Şeyh İlyas’ın oğlu olarak Hakkari’nin Xanî köyünde doğduğu belirtiliyor. Bazı araştırmacılara göre ise Ehmedê Xanî aslen Hakkariliydi ama ailesinin 1592’de yerleştiği Serhat’ın bugünkü Doğubeyazıt ilçesine bağlı Dizasor (Ortadirek) köyünde doğdu.

Ehmedê Xanî hakkında iki rivayet olan bir başka konu ise soyadıdır. Bir görüş, Xanî soyadının aşiretten geldiğini, başka bir görüş ise annesinin adından geldiğini söylemektedir.

Bu yazı, Ehmedê Xanî’yle ilgili derleyebildiğimiz ve üzerinde çoğunlukla uzlaşılan görüşleri içerecek; Türk devletinin çeşitli dönemlerde yükselişe geçen Xanî’yi kapsayarak etkisizleştirme çabasının biçareliğine dikkat çekecektir.


Diyar diyar dolaştı

Ehmedê Xanî, okumayı kendi evinde, babası Şeyh İlyas’tan öğrendi. Daha sonra Ahlat ve Bitlis’teki medreselerde eğitim gördü; Botan ve Mezopotamya’da devam etti. Küçüklüğünden itibaren merakıyla dikkat çekiyordu; Feqiyê Teyran, Ehmedê Cizirî gibi birçok ismi araştırıp Kürt dili ve edebiyatı için yaptıklarına hayranlık duyuyordu.

Ehmedê Xanî, okumakla yetinmemişti; diyar diyar dolaşmış ve Şam, Halep, Bağdat medreselerinde felsefeyi, Hipokrat’ı, Platon’u, Aristo’yu, Farabi’yi, Şahabattin Sühreverdi’yi; Kirmanşah, İsfahan ve Tebriz medreselerinde Ali Heriri’yi, Firdevsi’yi, Ömer Hayyam’ı, Nizami’yi okumuştu. Dolayısıyla onun dünyasında hem ulusal hem evrensel entelektüel değerler vardı.


Mirlerle çelişkisi

Ehmedê Xanî’nin yaşadığı dönemde de Kürdistan toplumunun hâli içler acısıydı ve Kürtlüğün uyanışına ihtiyaç vardı. Ehmedê Xanî, 1674 yılında İshak Paşa Sarayı’nın temeli atılırken toplanan halka uzun bir konuşma yaptı. O dönemde Beyazıt’taki Muradiye Camii’nde imamlık ve Beyazıt Miri Muhammed’in yanında divan katipliği yapan Ehmedê Xanî, Kürt değerlerini anlıyor ve anlatıyordu. Mirlerin Osmanlı’nın genel politikasına bağlı olduğunu ve ailesel çıkarlarını savunduğunu tespit ediyordu. Eserlerinde Kürt aristokrasisini ve onun işbirlikçi karakterini hayıflanarak anlatıyordu. Kürt toplumunun parçalanmışlığına hiçbir zaman tahammül edemiyordu. Bu tahammülsüzlüğünü, “Ger dê hebûya me îttîfaqek vêk ra bikira înqiyadek tekmîlê dikir me dîn û dewlet teshîlê dikir me îlm û hîkmet“ deyişiyle dile getiriyor. Kürt toplumunun yazılı sanat ve edebiyatının olmamasını gelecekte sorun yaratacağını görüyor ve Kürtçe yazdığı şiirler ile Mem û Zîn destanında, “Eğer bizim de bir hükmümüz, birliğimiz ve önderimiz olsaydı, Arap ve Acem’in egemenliği altında olmazdık. O zaman Kürtlerin edebiyat sancağını gökkubbeye dikerdim” diyor.

Bu motivasyonla Ehmedê Xanî, 1683-1684’te öncelikle Nûbehara Biçukan’ı (Çocukların Taze Baharı); gençlik yıllarında, 1687’de Aqideya Îmanê (İman Akideleri) ve kırk yaşının sonrasında, 1695’te Mem û Zîn’i yazıyor. Bu eserlerin dışında da tespit edilmiş 74 şiiri ve coğrafya/astronomi üzerine “Erde Xweda” isimli bir eseri olduğuna dair yaygın bir kanı bulunuyor.


Hayatını Kürt’e adadı

Xanî, 14 yaşından hayatının sonuna kadar kendisini Kürt’e, Kürdistan’a ve Kürtçe’ye adıyor; evlenmiyor, çocuk sahibi olmuyor. Hayatının son dönemlerinde ise kendisinin kurduğu Xanî Medresesi’nde dersler vererek Kürt çocuklarını yetiştirdiği belirtiliyor. Doğubeyazıt’ta 1707 yılında vefat ettiği aktarılan Ehmedê Xanî’nin mezarı, İshak Paşa Sarayı’nın içinde bulunuyor.


Xanî’nin ulusallığı

Ehmedê Xanî, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ardından Kürt medreselerinin hedef alınması, Kürt toplumuna yönelik kültürel soykırımın ivme kazanmasıyla birlikte karanlığa gömülmek istenen isimlerden biri oldu. Çünkü o, Kürtlüğün ve Kürdistan’ın tarihi ve kültürü konusunda nesilden nesile aktarılacak ve ölmeyecek eserler bırakmıştı. 

O, bugün sadece bir edebiyatçı olarak tanımlanıyor ama bu eksik kalıyor. O, sadece edebiyatıyla değil Kürt kültürünün bütününe sunduğu katkıyla anlam kazanıyor ki bunu da ulusal ve evrensel düşünceyi “nerede olursa olsun” arayıp bulması ve harmanlayabilmesi sayesinde başarıyor.

Bugünlerde Ehmedê Xanî’ye dair birçok araştırma yapılıyor. Bunların bir kısmı oldukça olumlu; ama bir kısmının da -niyetten bağımsız olarak- oryantalist olduğunu söylemek gerekiyor. Xanî, Kürt’ün hakikati içinde değerlendirilmek ve dönemsel/coğrafi/ulusal yerine oturtulmak yerine “diğerlerinin beğenisi için sunulmak” isteniyor. Oysa Ehmedê Xanî’deki ulusallık, Batı ulusçuluğunun öncesine denk gelmekte ve nitelik olarak da farklılıklar arz etmektedir. Onun ulusallığı, Batı’nın zorbalıkla malul ulusallığı değildir; Xanî’deki “ulusal birlik”, halkın en temel özleminin dile gelişidir. Bu ulusallığın karşılığı ne yerelcilik, ne elitizm, ne de ulus-devlet ve milliyetçiliktir. 


Mem û Zîn’in izahı

Xanî’nin Mem û Zîn’de izah ettiği, mirlik sisteminin zulmü ve Beko tipindeki toplumsal kişilikteki çürümedir. Bunu yaparken iyiliği, dürüstlüğü karakterize eden Mem, Zîn ve Tajdîn gibi karakterler de ortaya çıkarmıştır. Bu karakterlerin kötüler kadar başarılı olamayışı da o dönemdeki Kürt toplumsal gerçeğine eleştiri mahiyetindedir. Zira onun niyeti, Kürtlüğü ulus-devletin mührü olan hakimiyetle buluşturmak değildir; doğru bir Kürtlük bilinci yaratmak, Kürt’ü esir almış yanlışlarla hesaplaşmaktır. 

Ehmedê Xanî’nin Kürt toplumunun yaşadığı olumsuzlukları, parçalanmışlığı, acımasızlığı ve ihaneti bir aşk ilişkisinden yola çıkarak anlatması ise ayrıca çarpıcıdır. Bu, Xanî’den yüz yıllar sonra Rus yazar Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı” romanında yaptığına benzer bir iştir. Xanî, demokratik birliğin özgür oluşumunun temeli olarak bize özgür aşkı işaret etmektedir. Bütün güzellikler, buradan hareketle görülebilmektedir; anlamın ve güzelliğin yitimi ise aşkın yitiminden kaynağını almaktadır.

Xanî, bu aşka engel olanlar üzerinden, aslında halkın ulusal birliğinin, özgürlüğünün önünde engel olanları göstermektedir. Bu anlamıyla da Mem û Zîn destanı, dost ve düşmanın ayırdına varmaktaki kafa karışıklığına son verecek kabiliyette bir ilaç mahiyetindedir.


Hiç sistemiçileşir mi o?

Xanî’yi Türk devletinin son sözcüsü AKP, bir yolunu bulup sistemiçileştirmeye, kapsayarak yok etmeye çalışıyor. Bunu yaparken de Xanî’nin aşiret kimliğine ve İslami referanslarına bel bağlıyorlar. Ehmedê Xanî’nin Kürt kimliği ve Kürdistan’a dair özlemlerini ise sanki “kimliğinin arkaik bir unsuru” gibi göstermeye çalışıyorlar.

Bu doğru değil. Xanî’yi kuran esas, Kürtlüktür, Kürdistan’dır. Onun özlemi, Kürtlerin birliği, Kürdistan’ın özgürlüğüdür. Dolayısıyla Ehmedê Xanî’yi sahiplenme ehliyetine sahip olanlar, Kürtlüğü ve Kürdistan’ı geliştirmeye ve özgürleştirmeye aday olanlardır. AKP’nin yaptığı ise, Ehmedê Xanî’nin ismini bile Kürtçe’ye uygun yazamayacak, telafuz edemeyecek denli kaba, basit bir Türkçülüktür. Evet, AKP Ehmedê Xanî’yi etkisizleştirmek, Kürdistan’la bağını koparmak için dönem dönem adını anmakta ve hatta bazı resmi kurumlara adının yazılı olduğu tabelalar asmaktadır. Ancak bunu bile ancak, büyük Kürt bilgesine “Ahmedi Hani” diyerek yapmaktadır. 

Xanî şeyhin oğludur ve Müslüman’dır; hem de Xanî, çok iyi bir Müslüman’dır. Fakat AKP, Müslüman değildir. AKP ve iktidarcı bütün odaklar, İslamiyet’i bir ikbâl aracı haline getirmiş, iktidarcılaştırmış, özünden koparmıştır. Dolayısıyla Ahmedê Xanî ile AKP’nin, Türk devletinin aynı dinden olabilmesi vaki değildir. 


Sonuç yerine

Ehmedê Xanî’nin Kürdistan tarihinde önemli bir kesit olan yaşamı ve yaşamını adadığı çabaları incelendiğinde aşk gibi yaşadığı bir yurtseverlik bilinci görülecektir. Onun eserine damga vuran, Kürdistan sevgisidir. Toplumu ulusal bilince, birlikteliğe ulaştırma isteği ve sınıfsal eşitsizlikten duyduğu rahatsızlıktır. 

Xanî, tüm yaşamı boyunca ütopyasını gerçekleştirecek bir önder ve hareket aramıştır. Çalışmalarında ifadeye kavuşturduğu arayışı ve tutkusu, hayali ve özlemleri, öldükten sonra da ezilen Kürt halkının bağrında yaşamış, bugüne değin de ulaşmıştır. Bu hayalin gerçekleştirilmesi çabası, yüz yıllardır birçok sorunla karşılaşmış ancak mücadele hiç bitmemiş, bittiği sanıldığı anda bile küllerinden yeniden doğmuştur. Xanî’nin eseri de bütün yeniden doğuşların ilham kaynağı olarak yaşamayı sürdürmektedir.


Bugünleri görseydi...

Ehmedê Xanî, egemenler kapsamak ve etkisizleştirmek için “kırk takla atsa” da, egemenlerin değil ezilen Kürt halkının tarihi, kültürü, dile gelmiş hafızası, hayali, duygusu ve aklıdır. Onun mirası, ne sömürgeci güçlerle ne de Kürdistanlı işbirlikçilerle uyuşabilir. Keza Önder Apo öncülüğünde Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıkması ve güçlenmesiyle birlikte Ehmedê Xanî, halkın bağrındaki yerine yeniden kavuşmuş, hatırası canlanmış ve hayallerinin gerçekleştirilmesi mücadelesinde karşılığını bulmuştur. Önder Apo ve Özgürlük Hareketi’nin çıkışı, bir anlamda Ehmedê Xanî’nin acılı çığlıklarının karşılığı, yanıtıdır. Gerillaların Kürdistan dağlarındaki mevcudiyeti, Mem ile Zin’in yüzyıllar sonra yeniden buluşması, özgür bir hayatı işbirlikçiliği ve sömürgeciliği yenerek kurma arzusunun can bulmasıdır. Denilebilir ki, Ehmedê Xanî bugünleri, halkının özgürlük için dört parçada mücadeleyi yükseltmesini görebilseydi, Mele Abdullah Timoxî gibi sevincinden havalara uçardı.


Kavram öncesi düşünür*


Ehmedê Xanî, Hovsep Abgarovich Orbeli’ye göre Firdevsi ve Shota Rostaveli ile birlikte Doğu’nun üç büyük şairinden biridir (1651-1707). Divandan çocuk kitaplarına, iman akidesinden astronomiye kadar pek çok alanda eserler vermiş bir büyük isim. Aşkla anlattığı aşk hikâyesine kendi aşk deneyimini katan bir âşık. Kendi metninin içinde heyecanla dolaşan bir “ikinci yazar!” Fransız Devrimi’nden çok önce ulusal bilince sahip bir “kavram öncesi düşünür.” Elinizdeki mesneviyi (Mem û Zîn) âdet olduğu üzere Tevrat, Kur’an ya da Arap, Hint, İran ve Yunan kıssalarının değil, binlerce yıllık Kürt destanı “Memê Alan”ın üzerine kuran bir edebiyatçı. Kürt şiirini kendi etrafında toplayıp kendisinden sonra gelen kuşaklara aktaran bir kurucu özne. Ve elyazması nüshalar, yeni baskılar farklı alfabeler ve şerhlerle onlarca defa basılmış Mem û Zîn, yani Mem ile Zîn. Almanca, Arapça, Ermenice, Farsça, Fransızca, Hollandaca, İngilizce, İsveççe, Rumence, Rusça, Türkçe gibi dillere çevrilmiş, sinema filmi ve dizi film olarak çekilmiş, defalarca sahneye uyarlanmış bir aşk ve erdem anlatısı.

Zamanda yankılanan sesiyle Xanî’nin Kürt ve dünya edebiyatının şaheserlerinden sayılan Mem û Zîn’i, hakikatin sırrına aşkla erişen kahramanların anlatısıdır. Biri ay biri güneş olan âşıkların kirpikleri parlak yıldızlara benzer. Her biri birer incidir ve sedeften çıkıp “görülmek” ister. Her biri göğsüne bir hücre açar ve oraya aşkın çırasını koyup yakar. Mumla, pervaneyle, nehirle konuşur. Aynı tabutu özler. Saltanatın merkezi mamur Cizre’de yaşanmış, adanmaya dayalı bir aşkı “yaşarız” Mem ile Zîn’de. Milat öncesinden beri anlatılan “Memê Alan”ın yankılı sesini duyarken aynı anda tasavvuf usul bir sesle kulağımıza fısıldar. Her sözcüğü, aşk ve erdem sarayının tuğlası şeklinde örülmüş Mem û Zîn, dünya edebiyatının ilk realist metni sayılsa yeridir.

* Selim Temo çevirisi ve sunumuyla Everest Yayınları’ndan çıkan “Mem İle Zin”in tanıtım metninden.


962

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA