Suriye’de öz güç ve devrimci ittifak anlayışı kazandırır

Zeki AKIL

17 Haziran 2017 Cumartesi | Forum

Ortadoğu Arap baharı olarak isimlendirilen olaylarla derin bir sarsıntı geçirdi. I. ve 2. Dünya Savaşı’nda çizilen sınırlar, oluşturulan statüler Ortadoğu’yu derin çelişkilere ve bir atalete gömmüştü. Bölgede savaşlar, çatışmalar hiç bitmedi.  Emperyalist egemenler etkin rol oynadılar. Bütün bunlar hem sömürüyü, dış egemenliği, hem de iç baskı ve otoriter yönetimleri daha da geliştirdi. Tarihsel, toplumsal çelişkiler ve yönetim sorunları sürekli çıkmazı derinleştirdi. 

Sovyetlerin yıkılışı, küresel kapitalizmin etkinleşmesi, sonuçlarını ancak 2010 yıllarında sarsıntıyla açığa vurdu. Halkların itirazı, başkaldırıları, bahar olarak nitelendirilse de, uzun bir kışa dönmekten kurtulamadı. Taşlar yerinden oynadı, rejimler yıkıldı ama halkların umduğu gibi bayram yaşanmadı. Halkların umutları ve devrimleri çalındı. Uzun yıllara dayalı baskı rejimleri, demokratik muhalefeti çok güçsüz bırakmıştı. Örgütlü, demokratik, alternatif güçler yönetim olamadı. Mısır’da olduğu gibi Müslüman Kardeşler (İhvan) ve siyasal İslamı esas alan güçler öne çıktı.  

Suriye’de ayaklanmalar, bastırma kanlı bir iç savaşa dönüştü. DAİŞ’in hem Irak hem Suriye’de saldırıya geçip, büyük şehirleri ele geçirmesiyle Ortadoğu büyük bir istikrarsızlığa ve kaosa sürüklendi. DAİŞ, El Kaide gibi örgütler sınırları, devletleri, dinleri ve kültürleri tanımadı. Her yönüyle yıkıcı bir rol oynadı. Buna karşı özellikle Kobanê’de sergilenen büyük kahramanlık bölgede devrimci durumu derinleştirdi. İran, Türkiye, ABD, Avrupa, Arabistan, Rusya ve çevrelerindeki bütün güçler, bir biçimde savaşın ve krizin içinde yer aldılar. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 3. Dünya Savaşı olarak değerlendirdiği bir durum ortaya çıktı. 

ABD, Irak ve Suriye ordularının DAİŞ karşısında tutunamadığını net gördü. Şengal ve Êzîdîler soykırıma uğratıldı. Saldırılar Hewler’e dayandı. Bu durumda bütün Ortadoğu DAİŞ’in eline geçecek gibi görünüyordu. Buna karşı direnen ve savaşan tek güç Kürtler oldu. Kobanê direnişi bunu kanıtladı. Bu açıdan ABD Kürtlerle hareket etmek zorunluluğu duydu. DAİŞ Kobanê’den püskürtüldü, Minbic alındı. Rakka kuşatılmış durumda. Musul DAİŞ’ten temizlenmeye çalışılıyor,  Rusya, İran Esad rejimini destekledi, ayakta kalmasını sağladı. Şimdiye kadar Suriye krizini çözmek için bütün girişimler sonuçsuz kaldı. Astana ve Cenevre görüşmeleri hiçbir sonuca gitmedi. 

DAİŞ’in yenileceği, artık bir geleceğinin olmadığı netleşiyor. Mevcut durumda Rusya rejime dayanarak Suriye’de gücünü kalıcılaştırmaya çalışıyor. İran da öyle. ABD ise mevcut durumda kalıcı bir güce dayanmıyor. Önceliğini DAİŞ’in ortadan kaldırılmasına verdiğini açıkladı. DAİŞ yenilirse ABD hatır isteyip Suriye’den ayrılmayacak. Kürtlerle olan ilişkilerini stratejik düzeyde ele almadı. Türkiye sürekli ABD’ye baskı yaptı. Kürtleri dıştalamaya ve terörist ilan ettirmeye çalıştı. Bunda istediği sonucu alamayınca ordusunu Suriye’ye sokarak Kürtlerin hem Araplarla hem de Suriye’deki büyük devletlerle olan ilişkilerini bozmaya, sürekli karışıklık yaratmaya çalıştı. Rakka için de aynı dayatmada bulundu. Şimdi de “Rakka sonrası Kürtlerle ilişkinizi kesin, taktiksel kullanım dışında ABD, YPG ve PYD’ye herhangi bir destekte bulunmasın” diyor.

Kürtler Ortadoğu’da etkili ve dinamik bir güç konumundalar.  Özellikle Bakur ve Rojava’da sıcak bir savaş ve toplumsal bir direniş içindedirler. Kendi içinde büyük bir değişimi ve devrimsel gelişmeler yaşıyorlar. Bütün Ortadoğu’yu etkileyecek, öncülük edecek bir demokratik çözüm projesine sahipler. Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik ulus, Ortadoğu devrimi her zamankinden fazla güncelleşebilir ve uygulanabilir. Mevcut devletler, iç iktidar odaklarıysa demokrasi, özgürlük, barış ve adalet gibi projelerden uzaktırlar. Güç ve nüfuz artırımı peşindedirler. Bu açıdan Rojava devrimine öncülük eden devrimciler, QSD içindeki Arap ve diğer topluluklara ait güçler, ABD, Rusya, Türkiye, Esad rejiminin karakterini, neyin peşinde olduklarını iyi çözmek zorundadırlar.

Savaşmak büyük fedakârlıklar, ideolojik ve politik bilinç ve öngörüyle birleştirilemezse, büyük sorunlar ve çıkmazlara yol açar. Mevcut devletler çıkarlarına bağnazca bağlıdırlar. Halkların iyiliği ve özgürlüğü için ne çalışırlar ne de destek verirler. Tersine direnen devrimci güçleri ve halkları yedeğine almaya, işbirlikçi örgütler yaratmaya ve iç karışıklıklara itmeye çalışırlar. Bu halkları ve örgütleri, “biz olmadan kendinizi yaşatamazsınız, ayakta kalamazsınız” görüşüne çekmeye çalışırlar. Örgütlerin ve halkların kendine, öz güçlerine olan güvenlerini sarsmayı esas alırlar. Bütün bunları dikkate alarak Önder Apo, Rojava için de savaşan “bir halk gerçekliği örgütlenmeli ve on yıllık bir savaşa göre hazırlık yapılmalı” demişti. Bu belirlemeler ve kırk yıllık Kürt halkının öz gücüne dayalı kesintisiz direnişi, bugünkü büyük sonuçları ortaya çıkardı. Aynı bilinç ve kararlılıkla devrimin geliştirilmesi ve kazanımların korunması esas almak zorundadır. Devletlere dayalı bir çözüm beklentisi ve kazanımların güvenceye alınması, büyük bir yanılgıdan ve hayal kırıklığından öte bir sonuca gitmez. 1975 Cezayir Anlaşması ve peşmerge güçlerinin tasfiyesi bunun en somut örneğidir.


689

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA