DİRENENİN güncesi: Yenilmediysen anlayacaksın beni

Vazgeçebildiğin şeylerin çokluğu kadar, anlamsız ve bağımlısı olduğun şeylerin çokluğu kadar manasız faktörleri yaşamından çıkartabildiğinde yenilmediysen, yıkılmadıysan ve yeniden başlayabilecek gücü kendinde görebildiğinde anlayacaksın beni. Yaşam yolundan bir kere geçiyorsun. Sakın harcama zamanını, yeni olsun her günün.

16 Haziran 2017 Cuma | Dizi

DİRENENİN güncesi / UMUT ŞERZAN


Yürünen yolda gerçekler ifşa olur bazen. Özgürlük Hareketi’nin gerçekliğinin “bitmeyen bir yol” oluşuna münhasır atılan adımlar seni alır götürür. Gidilen her yer, yine yeniden doğuştur. Yol bitmez ve bu yolun kara gözlü çocukları yürür. Şehit Dewrêş’in kaleminden dökülenler gibidir yolumuz.


“Yol gerçeğinin ufkundaydı zafer. Oysa başlangıçta yol yoktur. Daha önce denenmiş yollardan yürümekse aynı sonuçları yaşamanın anlamsızlığı ile gözden düşmüştü çoktan. Görünürdeyse silikleşmiş, varlığını taşımaktan aciz, korkak insanlar yığınının tükenmişliğinden başka bir şey yoktu. Bu insanlar için yola çıkma cesareti bu tablo karşısında erimişti.

Her yeni başlangıcın kendini dayandırdığı, kökler olur ancak; bu sayede ilk adımlar atılır. Bir halkı savunmak için atılacak ilk adımlar, yolu da geleneği de ilmek ilmek işleyecek ve bu sürecin dayanak noktası utanç duygusu olacaktır.”


Hatay’ın İskenderun ilçesinde 1986 dünyaya gelir Cihan. Aslen Elazığlıdır. İki kız bir de erkek kardeşi vardır. Dewrêş, sonraları Kirmanckî kültürü ile Hatay’ın çokkültürlü yapısını harmanlayacaktı ruhunda. Kamu Yönetimi bölümünü terk ederek kendi tabiriyle “kamuyu yönetmek değil toplumla bir olmanın” arayışına koyulur.

Kobanê’deki mücadeleye dahil olduğu zorlu ama direnişle geçen günlerinde yazacak fırsat bulamadığını belirtiyor. Kobanê Direnişi’nden sonra Eyn Îsa cephesine geçen Dewrêş, yoğun çatışmalara rağmen zorlar şartlarını. Eline geçen ve bir savaşçının günlük olarak kullanamayacağı büyüklükte bir deftere yazmaya başlar duygularını. Öyle ki o kocaman defteri yanından hiç ayırmadığını söylüyor yoldaşları. 

Telleri defterin sayfalarını terk edecek denli yıpranmışken buldum Dewrêş ile özdeşleşen defterini. Şehit düştüğü köy evinin damında, naaşının yanı başından almış yoldaşları. Tabur yönetimine verilmiş, birkaç parça eşyası ile birlikte. 

Eşantiyon bir defter bu. İçinde yazılanlar ise üst kapağında fotoğrafı basılan bebeğin gözleri kadar samimi. 350 sayfasından 82’sini doldurmuştu henüz. 

Şehit Dewrêş, günlüğünde nakış gibi işlediği her cümlede sıcak savaştan izler bıraktı. 2015 yılının 6 Mayıs’ında startı verilen Komutan Şehit Rûbar Qamişlo Hamlesi’nin ilerleyişi ile birlikte Kobanê ve Cizir kantonlarının birleşeceği günler yaklaşıyordu. Savaşçılar Kizwan Dağı’nı DAİŞ çetelerinden tamamen temizlemişti.

Dewrêş, yaşanan gelişmelerin heyecanını damıtırken cümlelerine, her türlü engellemeye ve demoralizasyona rağmen özgürlük savaşçılarının ilerleyişini, “düştü düşüyor” denilen Kobanê’nin Cizîr ile buluşmasını not düşüyordu.

13 Haziran’da Girê Spî’nin özgürleşmesiyle Kobanê ve Cizîrê kantonları buluşmuş, on gün sonra da 23 Haziran’da Eyn Îsa kasabası özgürleştirilerek Girê Spî zaferi perçinlenmişti. 

Yenilgiyi hazmedemeyen DAİŞ çeteleri, hamileri olan Türk devletinin de desteğiyle 25 Haziran’da Kobanê’ye saldırarak büyük bir katliam yaptı. Berxbotan köyünde 23, Kobanê merkezde 210, toplam 233 sivil katledilmiş, 273 sivil ise yaralanmıştı.

Dewrêş, yaşanan hızlı sürecin tam ortasında tarihe tanıklık ederken hala “devrime ve halka layık olamıyışın verdiği utanç” ile daha fazla direniş ruhunu geliştirmesi gerektiğini yazıyordu. Her sayfasında değindiği “mücadeleye ve devrim değerlerine layık olamama utancını” bir muska gibi taşımış boynunda. Korumuş muskası onu, kutsamış da.

Adının Cihan’dan Dewrêş’e evrilme hikayesi de tesadüf olmasa gerek. Özgürlük aşkıyla yazdığı her söze yansıyan her bir harf destandır aslında. Yaşamın özüne biçtiği anlam, dervişane bir duruşun yansımasıdır. Özgürlük arayışını cennet olarak nitelendirdiği hayaline, ütopyasına ve varlığına sıkı sıkıya sarılır.

 O cennetini böyle tanımlar, 2 Temmuz 2015 tarihinde kaleme almaya başladığı günlüğünde.

“Hani öbür dünyada mükafatını almayı umarak kadere sığınanlar... Kulun dünyada yaşayamadığı mutluluk onu cennetlik yapar mı bilinmese de hayale gümrük yok diyerek cenneti düşleyen sizler... Unutmamalı... Sömürüye, zulme boyun eğmeyenlerin mekanıdır cennet. 

Umudunuzu yitirmeyin, hayallerinizden vazgeçmeyin. Lakin bir parça gerçekçi olun, yıkılacak hayaller kurmayın. İlk rüzgarda savrulacak umutlar taşımayın ve unutmayın, biz varız, dağlar umudumuzun olsun.”


Özgürlük saflarına katılmadan geçen her günün hesabını soruyor kendine, dağlı yüreklere gönderdiği her selamında özlem ve umut kokuyordu. Yazdıklarında devletin asimilasyon çabalarına karşı duruşunun heybetini görmemek mümkün değildi. 

Dewrêş, modern zamanlarda özlemden öldüğünü iddia eden zamane aşklarına varlığı ile bağdaştırdığı özlemin asilliğini tarif ediyor. Birlikte kaldığı tabur arkadaşlarına soruyorum Dewrêş’i. Gülüşü ile başlıyorlar sözlerine, sonra hepsi ağız birliği etmişçesine vakur duruşundan bahsediyor. “Biz fark edemezdik bir yoldaşın ruh halinden yansıyanları ama Dewrêş heval bilirdi, anlardı; bazen sessiz, bazen kalabalık sohbeti ile açardı kapıları”diyorlar.

“Dağların yücesinde gizli bir tebessüm” olarak tanımlıyor varlığını, 6 Kasım 2015 tarihinde yazdığı satırlarında. Direniş günlerindeki yol arkadaşı artık dağdır Dewrêş’in.


“Merhaba! Her yeni günün şafağında yürekteki hasretin tuvale çizdiği siluetlerin sahibi olan sizlere selam. 

Özlemek diyorsunuz, özlemek beklemek değil; yaşanmışlıkların, paylaşılmışlıkların sayfasına eklenmeden geçen günlerin yarattığı hasretin hicaz makamından sızısıdır, özlemek.

Vuslata daha ne kadar sabreder yürek demeyin, dağların gölgesinin düştüğü her yerdeyiz.

Dağların yücesinde gizli bir tebessümdür Türk varlığına armağan edemediğimiz varlığımız. Dağlardaki varlığımız rahatsız eder kahpe soylu düşmanı ve huzur verir ezilen, sömürülen, inkar edilen, sözde özgür olan modern köleliliğin esaretinden sıyrılmak isteyenlere.”


3 Ağustos 2014 tarihinde KDP’nin direnmeden DAİŞ çetelerine bıraktığı Şengal’in 13 Kasım’da HPG, YJA-Star, HBŞ, YBŞ, YPJ-Şengal ve peşmerge güçleri tarafından tamamen özgürleştirilmesi ardından devlet kanallarında gençlerin özgürlük hareketine katılarak gencecik bedenlerini ölüme yatırdığı yönünde haberler servis edilmeye başlanmıştı yoğun bir şekilde. 

Rojava’da ise Xatuniye Gölü ve Hol kasabasının özgürleştirilmesiyle Kizwan Dağı ile Şengal dağlarını birleştiren stratejik Kolik Dağı’na yürümeye başlamıştı savaşçılar. “Zulüm ile abad edilmeye çalışılan” bu topraklara özgürlük getiren gençlerin hayatlarının baharında ölümü göze alacak denli kandırıldığını ileri sürüyordu TV kanalları ve gazete haberleri ısrarla.

Dewrêş, böylesi anlamsız bir çığırtkanlığın sahiplerine sesleniyordu, 18 Kasım 2015 tarihinde günlüğüne düştüğü notlarında.


“Mahkum olduğun yaşamla tercih ettiğin yaşam arasındaki yedi farkı bulunca anlayacaksın beni. Mutluluğu dünyanın maddi gerçekliğinden soyutlayabildiğin ve bunu başardığında elinde kalan umut sana yaşama sevinci verebildiğinde anlayacaksın beni. An ve zaman arasındaki optimal dengeyi kurup hayatın tat ve anlamının yolculuğuna çıkmaya cesaret ettiğinde anlayacaksın beni.

Vazgeçebildiğin şeylerin çokluğu kadar, anlamsız ve bağımlısı olduğun şeylerin çokluğu kadar manasız faktörleri yaşamından çıkartabildiğinde yenilmediysen, yıkılmadıysan ve yeniden başlayabilecek gücü kendinde görebildiğinde anlayacaksın beni.

Yaşam yolundan bir kere geçiyorsun. Sakın harcama zamanını, yeni olsun her günün. Ve yaşama dair muhasebe yaptığında boş kalmasın anılar hesabı. Yaşadım diyebilmek için anlamak şart.”


Kapitalist sistemin gençlere biçtiği misyona öfkelidir Dewrêş. Devrimci görevlerin kendisini getirdiği yakıcı hale değinir, 22 Kasım 2015 tarihli notlarında.


“Arabeskvari yaklaşımlarla kendimi çürütmeye tüketmeye niyetim yok... Anka kuşu misali doğrulmanın arefesinde kendi hatalarımın yarattığı tahribatın enkazında oturup çocuk gibi ağlayamam ben. Devrimciyim, vermiş olduğum bir sözüm var.”


Yaşam diye gençlere sunulan şeyin boğuculuğundan sohbetlerinde de sık sık bahsettiğini söylüyor Dewrêş’in yoldaşları. Özgürlük mücadelesi ile tanışmadan önce yapılan hataların özeleştirisini vermekte de ağırbaşlı. Emekçi kişiliğiyle yoldaşlarıyla yürüttüğü tartışmalar, yine 22 Kasım 2015 tarihinde kaleminde dile gelir.


“Ve şunu iliklerime kadar hissettim: Özgürlük mücadelesinin atmosferi dışında bir yaşam yok. Buna sık sık vurgu yapıyorum. Bazı konularda çok zorlandım... Eğitime gideceğim. Döndüğümde daha güçlü, nitelikli, istikrarlı bir Derviş olarak başlayacağım. Sözüm var. Utancımın kırbacı, tempomu düşürdüğüm an beynimde patlayacak.

Bu atmosfer dışında bir yaşam yok derken, bunu pratik tecrübemin sonucu olarak dile getiriyorum. Bu yaşamın kültürünü alanlar, içine düştükleri hatanın özeleştirisini pratiki olarak her alanda verebilecek güçtedir. Başaracağım.”


Yeni bir yıla vuran takvim diliminde İsa’nın doğumunu müjdeleyenlere hayıflanır gibi özgür yarınların müjdesini vermek için çarmıhını sırtında taşıyanlara sesleniyor. Bu bir şikayet değil üstelik, bir direniş kapısının yeniden aralanmasıdır Dewrêş’in eliyle. 4 Ocak 2016 tarihinde günlüğe düşen notlarına yansıyanlar:


“Sabır babında derman olacak bir çift söze, ufacık bir tebessüme kapanacak yaralar, ağıt yanığı izler bırakarak küllenmişse de... Ya sabır, ya star, bu ne ızdırap sitemiyle yeniden alevlenir yaralarım. 

Yarda, yarende yol olur bize büyüdükçe acılar. Sanma ki şikayet ederim halimden. Asla ve asla. Çarmıh, onu sırtında taşıyanlara ne gam, ne kederdir. Bu acılar onlara taçtır. Ve onlar nice prangalı yüreğin kurtuluş muştusudur.

Selam olsun çarmıhını sırtında taşıyarak halklara özgür yarınların sözünü verenlere.”


11 Mart 2016 tarihinde şehadetini hissedercesine günlüğüne vasiyetini yazar Dewrêş. 


“VASİYETİM


Daha önce kaleme aldığım günlüklerde hep mezar taşıma partinin ilk bayrağının nakşedilmesini istemiştim. Oysa şimdi utancım sebebiyle tüm istemlerimden feragat ediyorum. Barış Anaları, Cumartesi Anneleri beni gömsün isterdim, o mübarek ellere layık değilim, kirlettim geçmişimi.

Ölümüm sonrası şehit ilan edilmeden sessiz sedasız Besta Şehitliği’nin girişine gömülürsem sevinirim. Beni şehitliğe değil şehitliğin girişine gömün. Mezar taşı istemiyorum, mezar olduğu anlaşılmayacak şekilde gömüleyim ki şehitliğe gelenlerin ayağına paspas olsun bedenim.

Neden Besta Şehitliği sorusuna cevap babında belirtmek isterim ki, orada Rojhat Biluzerî arkadaş var, onu hep kendime örnek almıştım, layık olamadım, başaramadım.”


Vasiyetinin ardından aynı gün içerisinde “Yansıma Notları” başlığı ile kaleme aldığı satırlarında, yapamadıklarını yazıyor Dewrêş. Saz çalmayı öğrenmek istediğini söylüyor. 2 Aralık 2015’te YPS öncülüğünde Amed’in Sur ilçesinde başlayan ve 103 gün boyunca devam eden direnişin fotoğrafının gözlerinin önünden gitmediğini belirtiyor. Yiğit kızların ve oğulların kendilerine yurt edindiği dağlara özleminin asılı kaldığını yazıyor.

Şehit düşmeden sadece 9 gün önce yazdığı vasiyeti bir hoşçakal edasındadır. Sezilir diyorlar, devrimcilerin yıldızlaşacağı an. Abdala malum olma mıdır Dewrêş’in eline sirayet eden, bilemedim. Sıkı sıkıya bağlı olduğu yoldaşlarına selama durur Dewrêş. 20 Mart sabahında havan saldırısı sonucu nöbet tuttuğu evin damından yıldızlara gitmeden önce... Yüreğinden öpülesi binlerce yoldaşıyla buluşmuştur artık.


“Yoldaşlığa düşkünümdür. Partiyi, yaşamı ve savaşı paylaştığım yoldaşları hiç unutmam. Yad ederim hep onları ve imkanlar elverdikçe ziyaret etmek prensibimdir. Yoldaşlığın anlam ve değeri büyük; hele onlardan bir haber, bir selam almak, en büyük mutluluk, moral benim için. Tanıyanlar bilir, yeni değil bu durum, hep böyleydi ve böyle de sürecek. Selam olsun gözümüzün kirpiğinden sakınıp yüreğinden öptüğüm nice yiğit, nice güzel yoldaşa...”







Dewrêş (Cihan Uysal)

Doğum Yeri: Hatay/İskenderun

Doğum Tarihi: 13 Ocak 1986

Şehadet: Eyn Îsa, 20 Mart 2016



2195

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA