KDP’nin ilkesiz savurganlığının Kürtlere faturası ağırlaşıyor

KDP’nin dar, kısır ve çarpık ilişkileri ile Kürtleri ve Kürdistan’ı öncelemeyen politik tavrının faturası giderek büyüyor. Bağımsızlık referandumunu gündeme getirip Türk ve Fars devletlerinin direkt ve dolaylı işgalinin üstünü örtmeye çalışan KDP sayesinde maalesef Musul’un ardından Şengal ve Kerkük de iştah kabartmaya başladı.

15 Haziran 2017 Perşembe | Dizi

SÎDAR DERSİM / HABER MERKEZİ

 

DAİŞ’i Sünni kardeşliğinin agresif ama kendisine dokunmaz elemanı olarak görerek Türkiye ve yereldeki Sünni vagonlarına iliştirilmeyi marifet sanan KDP, Şengal Êzîdîlerini kurban verdikten sonra Hewlêr menzile girince yaşadığı şoktan ders almadı. Türk ağabeylerinin kanatları altındayken Acemlere de göz kırpmayı ihmal etmedi ama içeride muhalefeti ezmeyi, Kürdistan’ın tamamında PKK düşmanlığını varlığının temeline yerleştirmeyi tercih etti. Musul’dan uzak durdu, Şengal’i kurtarmak yerine gerillayı oradan çıkarmaya çalıştı, Kerkük’ü askıda bıraktı, Parlamento’yu işlevsizleştirdi, üretemeyen pusulasız bir yığın yarattı. AKP ile kader ortaklığını Kuzey Kürdistan’daki işbirlikçiliğe doping yapmakla yetinmedi, Rojava’da devrimi reddederek yapabileceği bütün kötülükleri esirgemedi, üstelik naylon partiler ve MİT doktriniyle kuluçkasında yetiştirdiği çetelerle tehdit de etti. Şimdi bütün bunlar olmadı, olmuyor gibi samimiyetten uzak bir şekilde hiçbir düzeltmeye gitmeden devlet kuran aile hevesini pazarlıyor. Son 5 yıllık yakın tarihe bakarak, KDP’nin Kürtlerin önüne koyduğu ağır faturanın geleceğe de ipotek koyma potansiyeline bakalım.

Uluslararası Koalisyon’un desteğiyle Irak ordusu ve bünyesindeki Şii milisler tarafından 17 Ekim 2016’da başlatılan Musul’u DAİŞ’ten kurtarma operasyonunda son aşamaya girildi. Musul’un batı tarafında son üç mahalle DAİŞ’in işgali altındayken, Şii Haşdi Şabi milisleri, Musul’un etrafında başlayarak, Şengal’in güneyi ve oradan da Rojava/Kuzey Suriye sınırına kadar geniş bir alandaki kasaba ve köyleri aldı.

Bu durum, DAİŞ açısından önemli bir toprak ve güç kaybının yanı sıra bir sıkışmayı da birlikte getirdi. Diğer yandan hem Şengal hem de Rojava açısından konunun çok daha derinliğine düşünülmesini de zorunlu kılıyor. Haşdi Şabi üzerinden İran’ın Kürtlerin bulunduğu alanlarda daha fazla etkin olması, KDP’nin ulusal çizgiden uzaklığıyla Kürtler açısından ortaya çıkan belirsizlikler, Musul, Şengal ve Kerkük’ün yakın geleceğine ilişkin bazı soruları gündeme getiriyor.

 

Musul aslında Kürt çoğunlukluydu

 Bağdat’tan sonra Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul, Ortadoğu, Güney Kürdistan ve Irak açısından tarihsel ve toplumsal yönü olan, üstelik Ortadoğu’nun önemli bir petrol kenti.

Sünni ve Êzîdî Kürtler, Araplar, Şebekler, Türkmen ve Süryaniler gibi etnik yapı ve dini yapılarla da tam bir halklar mozaiğine sahip. Ayrıntıları belli olmamasına rağmen 1997’deki Irak nüfus sayımında 2 milyon 42 bin kişinin yaşadığı belirtiliyor. Ancak Musul ve çevresinin DAİŞ öncesi nüfusunun 3 milyonu bulduğu tahmin ediliyor. 2014’teki DAİŞ işgali ve şu anda DAİŞ’e karşı süren operasyon, nüfusun epey azalmasına neden oldu.

Sinan Şahin’in 3 Mayıs 2016’da ANF’de yayınlanan dosya haberinde, 1997 nüfus sayımında tam 12 aşiretin bulunduğu belirtiliyor.

Dicle nehrinin ikiye ayırdığı kent, DAİŞ’in işgalinden sonra tamamen bir cehennemi yaşamış olsa da işlek ulaşım, ticaret ve su yollarını birleştiren bir kavşak. Dicle nehri ise kentin sembolü.

Şahin, 1881-83 Osmanlı’daki nüfus sayımınına ilişkin verileri paylaşarak, Musul’un bir Kürt kenti olduğunu hatırlatıyor: “Osmanlı devletinin gerçekleştirdiği 1881-83 sayımlarında Musul halkı Müslüman, Rum, Ermeni, Katolik, Yahudi, Protestan, Keldani, Yakubi, Êzîdî ve Maruni inançları itibariyle tasnife tabi tutulmuştur. Buna göre; yüzde 55 Kürt, yüzde 23 Arap, yüzde 8 Türk, yüzde 14 Diğerleri şeklinde belirlenmiştir. Yapılan sayımda, Musul vilayetinde toplam nüfusun 785 bin 498 kişi olduğu, bunun 424 bin 720‘si Kürt, 30 bini Êzîdî Kürt, 185 bin 763’ü Arap, 65 bin 895’i Türkmen, 79 bin 120’si Hristiyan/Yahudi.“

Dünya savaşları, Irak’ın ulus devlet haline gelmesi ve Saddam Hüseyin gibi despotların nüfus ile oynama durumu göz önüne getirildiğinde Kürt nüfusu göç ettirilmiş veya sindirilmiş olsa da bütün bu gelişmeler, Musul’un Kürt orjinli kent olma gerçekliğini ortadan kaldırmaz.

 

KDP neden Musul’dan uzak durdu?

   Şimdi asıl mesele KDP, Musul’un bu durumunu neden DAİŞ’e yönelik operasyon başlarken gündeme getirmedi. Bu konuyu sorduğumuz Kürt siyasetçi Dr. Hüseyin Akdağ, bunu KDP’nin çizgisinde, yakın dönemde yaptığı anlaşmalarda, ailesel ve partisel çıkarlarda ve daha da önemli kendisi için hayati gördüğü PKK düşmanlığında aramak gerektiğini söylüyor. Güney Kürdistan’daki gelişmeleri çok yakından takip eden Dr. Akdağ, KDP’nin Musul’da ortaya koyduğu pozisyonun Şengal, Kerkük ve Güney’deki politikalarından çok ayrı olmadığını ifade ediyor.

Dr. Akdağ, bunların ötesinde KDP’nin politikalarıyla Êzîdîlerin Kürtlükle olan köprüsünü sabote ettiğini savunuyor. Musul ve çevresindeki operasyonda yeni durumun ortaya çıktığını, KDP’nin ambargoyla Rojava’yı ve Şengal’i boğma girişimin de bu dönemde sekteye uğrayabileceğine işaret ediyor.  

 

Musul’u el birliğiyle DAİŞ’e bıraktılar

 Dr. Hüseyin Akdağ, DAİŞ’in 9 Haziran 2014’te Musul’u tümüyle ele geçirmesi, işgalin arka planı, Türk devleti ve KDP’nin bu işgal karşısındaki pozisyonu hakkında şunları söylüyor: “Musul, 2014’te DAİŞ tarafından işgal edildi. O dönemde Irak ordusu ve KDP’nin silahlı güçleri hiçbir direniş göstermeden Musul ve çevresini adeta DAİŞ’e teslim etti. DAİŞ, Irak ordusuna ait yüzlerce tank, zırhlı araç ve diğer askeri teçhizat ele geçirdi. Yine bu işgal sırasında önemli maddi kaynaklara da sahip oldu. Çevresiyle birlikte 3 milyonluk kent bir anda DAİŞ eline geçti. Tarihsel, toplumsal ve ekonomik açıdan bu kadar stratejik bir anlam ifade eden kentin bir anda DAİŞ’in ele geçmesindeki şike tartışması sürüyor. Türk devletinin o dönemki Musul Konsolosluğu ve Barzani ile Musul Valisi’nin kenti DAİŞ’e teslim ettiği yönünde iddialar boş değil. 
Hatırlanırsa DAİŞ Musul’a girdikten sonra da KDP yetkilileri, ‘Onlarla iyi geçinmemiz lazım’ diyordu. DAİŞ’e karşı mücadeleyi esas alan bir tutumları olmadı. Öyle anlaşılıyor ki, o dönem Ürdün’de yapılan bir toplantıda bu yönlü bir kararlaşmaya gitmişlerdi. Musul’da Nuceyfi Ailesi, Türkiye ve KDP anlaştı; Musul’u adeta DAİŞ’e teslim etti.“

 

KDP’nin DAİŞ yanılgısının kanlı faturası


Dr. Akdağ, KDP’nin DAİŞ konusundaki yanılgısının Musul işgalinin ardından çok kısa bir süre sonra Hewlêr’e yönelik saldırısında ortaya çıktığına işaret ediyor: “Bekledikleri gibi olmadı. DAİŞ büyümeye başladı. Hewlêr’e saldırısıyla birlikte düşündükleri planın bozulduğunu söyleyebiliriz. Bu saldırıyla birlikte planları bir bakıma ortada kaldı. O dönem DAİŞ Hewlêr’e saldırdığında KDP, Türkiye’den yardım talebinde bulundu. Ancak Türkiye kılını kıpırdatmadı.”

KDP’nin DAİŞ’le dansının neredeyse Güney’deki Kürt halkının büyük zorluklarla elde ettiği kazanımları ekarte edecek duruma geldiğini vurgulayan Akdağ, KDP’nin Musul’un DAİŞ’e tesliminde o bölgedeki Kürtleri gündeme getirmemeyi planladığını, Musul’un bir ilçesi durumundaki Şengal’deki Êzîdîleri DAİŞ’e teslim ettiğini söylüyor.

 

KDP’nin tek talebi: PKK yer almasın

 17 Ekim 2016 yani DAİŞ’e karşı Musul’u kurtarma operasyonuna start verilen günün öncesinde, HPG gerillaları ve Êzîdîlerin savunma gücü YBŞ’nin de bu operasyonda yer alması uzun süre tartışıldı. HPG ve YBŞ, bu operasyonun kendilerini de ilgilendirdiğini, operasyon da yer almak istediklerini açıkladı. Bu operasyon gündeme geldiği günlerde Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan hem DAİŞ ile mücadeleyi sekteye uğratmak, hem de gerilla güçleri ve Êzîdîlerin öz savunma güçleri olan YBŞ’nin operasyona katılmaması için KDP’yi de kullanarak Uluslararası Koalisyon ve Irak üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Erdoğan, Musul operasyonu için “Hem sahada hem de masada olacağız” dedi ama beklediği gibi olmadı.

Sonuç olarak gerilla ve YBŞ de 17 Ekim 2016’da başlayıp şu ana kadar süren operasyona fiili olarak katılamadı. Dr. Hüseyin Akdağ, KDP’nin bu durumdaki rolünü şu şekilde anlatıyor: “Koalisyon yetkilileri, KDP lideri Mesud Barzani ve Irak Başbakanı Haydar Ebadi ile bir araya geldi. Barzani’nin bu görüşmede ‘Musul’u bu şekilde alalım. Kurtarıldıktan sonra Kürtlerin statüsü şöyle olsun ve birlikte şöyle birlikte yönetelim’ gibisinden herhangi bir talebi yok. Barzani’nin Ebadi’ye sunduğu tek şart, HPG ve YBŞ’nin Musul operasyonuna katılmamasıdır. Irak hükümeti de KDP’nin tek şartını büyük bir iştahla kabul etti. Operasyona ne HPG’yi ne de YBŞ’yi kattılar. Aslında, sadece Musul açısından değil. Genel anlamda KDP’nin Kürtler için çok ciddi talebi yok. Ailesel ve partisel çıkarlar ön planda. Eğer ‘PKK ile birlikte Kürtlük adına, Musul için bir şeyler talep edeyim’ şeklinde hareket etmiş olsalardı Irak ile pazarlıklar anlamında daha fazla almak mümkün olacaktı. Tek şartı PKK düşmanlığı olunca Kürtlük adına zaten bir şey ortada kalmıyor.”

 

Şii milisler, KDP sayesinde Şengal’de

Kürtlük ve Kürt halkının ulusal ve toplumsal çıkarları esas alınmayınca bumerang örneğinde olduğu gibi her atış, kısa sürede KDP’nin kafasını buluyor. 2014’te DAİŞ ve Türk devletiyle ile gizli flört, Hewlêr başta olmak üzere Güney’in ekarte edilmesi tehlikesini nasıl yaratmışsa 2016 sonbaharındaki gizli pazarlıklar da KDP’nin planlarını altüst edecek gibi görünüyor. Maalesef sadece KDP ile sınırlı da kalmıyor. Giderek Kürt halkının geleceği açısında yeni belirsizliklere neden oluyor. Dr. Akdağ da bundan sonra KDP’nin ortaya çıkan gerçekliği kabul etmekten başka bir seçeneğinin olmadığını vurguluyor: “KDP, bundan sonra hiçbir şeye müdahale edemez. Haşdi Şabi, neredeyse Şengal’e geldi. Şengal’in etrafında bir çok yeri DAİŞ’in elinden aldı. Tüm bu gelişmeler yapılan anlaşmada var. Irak güçleri ve Haşdi Şabi, Barzani ile yaptığı anlaşmaya göre hareket ediyor. KDP’nin Musul konusundaki bu denli sessizliğinin, yapılan o anlaşmada aranması gerektiğini düşünüyorum.”

 

KDP manipülasyonla sıyrılmaya çalışıyor

Êzîdî Kürtlerin kutsal toprakları Şengal, Kerkük ve Irak güçlerinin Musul sonrası düzenleyeceği olası operasyonlar hakkında da Dr. Akdağ şunları ifade ediyor: “Haşdi Şabi bir nevi Şengal’in etrafını sarmış durumda. Daha Musul operasyonu bitmeden Haşdi Şabi, Şengal’in güneyinden Suriye sınırına kadar bütün yerleri ele geçirdi. Musul’da sadece bir kaç mahallenin DAİŞ’in elinde kaldığı söyleniyor. Bunun dışında Tel Afer ve çevresi ile Havice ve çevresi kalmış. Havice, Kerkük’e 40- 50 kilometre uzaklıkta bir yer. Musul operasyonun bitiminden sonra Tel Afer ve çevresinin operasyona dahil olacağı söyleniyor. Aslında daha önce PKK ile KDP arasında görüşmeler vardı. PKK, Şengal etrafının DAİŞ’ten temizlenmesi için ortak operasyonu gündeme getirdi. Ancak, KDP böylesi bir ortak operasyondan çok beklemeyi, fırsat buldukça da HPG ve YBŞ’ye saldırmayı tercih etti. Böyle olunca büyük bir boşluk ortaya çıktı. Şu anda aralarında büyük köylerin de olduğu Êzîdîlerin 14- 15 köyü, Haşdi Şabi’nin elinde. Bütün bu durum yanı zamanda KDP’nin PKK’yi hedef tahtasına koyarak kendi açısından giderek olumsuzlaşan bir havayı kendi lehine olumlu bir pozisyona dönüştürme amaçlıdır. KDP bir nevi PKK üzerinde baskı yaratarak, kendi aleyhine gelişen olumsuz havayı da dağıtmak istiyor. Bu ortaya çıkan olaylardan sonra daha iyi anlaşılıyor.” 

 

Güney halkı kaba güç altında ve sessiz


“Musul’da yakın sürede el değiştirecek ancak Güney’de bu konuda büyük bir sessizlik var. Güney’in entellektüel kesimi veya halk buna tepki göstermiyor mu” şeklindeki soruya, Dr. Hüseyin Akdağ’ın yanıtı, iki yıl öncesinden başlıyor. Barzani’nin 12 Ekim 2015’te Goran Hareketi’nden Güney Kürdistan Parlamentosu Başkanı Dr. Yusuf Muhammed’in Hewlêr’e girişini yasaklaması ve o tarihten sonra Parlamento’yu tamamen işlevsizleştirmesini hatırlatan Dr. Akdağ, şöyle devam ediyor: “Halktan tepkiler var ama ciddi anlamda da KDP’nin baskısı söz konusu. KDP, Parlamento’yu işlevsiz bir hale getirmiş, kapatmış; Parlamento Başkanı’nı Hewlêr’e bırakmıyor. KDP bir bakıma kendisini kaba güç anlamında ifade ediyor. Aslında Parlamento Başkanı’nın KDP ve Barzani’ye ‘Neden Şengal’i korumadınız’ eleştirisi vardı. Barzani, bu eleştirilerden dolayı kişisel husumete dönüştürdü. Diğer yandan kamuoyunda tartışma olsa da KDP çok fazla ciddiye almıyor. Sadece kendi siyasetini dikte ediyor. Elbette kaybeden Güney Kürdistan ve genel anlamda Kürtler oluyor.”

 

PKK’ye şahin kesilen KDP ne yapacak?

Irak ordusunun sahadaki hareketi ve Haşdi Şabi’nin Şengal’in güneyinden Rojava’ya kadar kurduğu alan hakimiyeti Kürtlerde soru işaretlerine neden oluyor. İran etkisi düşünüldüğünde Kürtlerdeki kaygı yersiz de değil. Dr. Hüseyin Akdağ da bu kaygıları paylaşıyor, ancak başka bir noktaya da işaret ediyor: “Mevcut dengeler değişti. Irak güçleri, Rojava ile komşu hale geldi. Şengal köyleri şu anda Irak güçlerinin eline geçse de KDP’nin buraya yönelik ambargosu ciddi anlamda darbe alıyor. Süreç ne yöne evrilir şimdilik net değil ama hiçbir gücün baskısının, KDP’nin Şengal ve Rojava’ya uyguladığı ambargo kadar ağır tahribatları yaratacağını düşünmüyorum. KDP, ambargolarıyla yapabileceği en büyük kötülüğü zaten yaptı. Yine Uluslararası Kriz Grubu’nun bile raporlarına yansıyan bilgiler var. ABD, Rojava güçlerine Sêmalka üzerinden silah sevkiyatı yapmaya çalışıyor ama KDP engel oluyor. Daha sonra, KDP kendilerine yapılan yardım kesilince bu sevkiyatı engellemekten vazgeçiyor. Şu anda bağımsızlık için referandumu konuşuyor. Şimdi 15 Kürt köyü, Haşdi Şabi’nin elinde. KDP o köylerde de referandumu yapacak mı? Neçirvan Barzani, ‘PKK Şengal’i boşaltmazsa, Êzîdî köylerine terketmezse vururuz’ diyordu. PKK için bu kadar şahin gözüken KDP, Haşdi Şabi için ne diyecek? İşte şimdi herkes bunları ilgiyle takip ediyor.”

 

Êzîdîlerin Kürtlük köprüsünü yıkıyor


Haşdi Şabi milisleri Şengal’e yaklaştıkça, daha önce KDP saflarında olan Êzîdî pêşmergeler, Haşdi Şabi güçlerine katıldı. Çok fazla kamuoyunun gündemine gelmeyen bu konu aynı zamanda derin çelişkilerin de varlığına işaret ediyor. KDP’nin yanlış ve Êzîdîleri dışlayan politikaları Êzîdîlerde güvensizlik yaratıyor. Dr. Hüseyin Akdağ’ın Êzîdîler - KDP ve Êzîdîler - PKK ilişkileri konusundaki yorumu şöyle: “KDP’nin Şengal’de 5 bin Êzîdî pêşmergesi vardı. Bunlardan bini KDP’den ayrılarak gidip Haşdi Şabi’ye katıldı. Şengal bağlamında bu olayı ele alırsak Êzîdîlerde KDP’ye karşı ciddi bir güvensizliğin olduğunu söyleyebiliriz. İnsan, KDP ile Êzîdîler arasındaki ilişkilerin arka planını göz önünde bulundurduğunda olanları bir bakıma normal karşılıyor. DAİŞ, Şengal’e saldırdığında KDP’nin burada ve çevre yerleşim biriminde 12 bin kişilik bir gücü vardı. Her hangi bir savunma yapmadan, Êzîdîleri bir nevi DAİŞ’e teslim ettiler. İki saate içinde bütün alanı terk ettiler. Bütün bu olumsuzluğa karşın PKK’nin müdahalesiyle 200 - 300 bin Kürt Êzîdî kurtarılabildi. Êzîdîler belli bir sorgulamaya gitti. ‘Eğer biz Kürtsek, KDP güçleri bizi niye savunmuyor’ sorusu, ‘Demek ki biz Kürt değiliz ve KDP bizi savunmuyor’ kuşkusuna dönüştü. KDP, Êzîdî toplumu üzerinde bu kadar olumsuz bir tahribat yaratırken, PKK ise Êzîdîleri Kürtlüğe bağlamada bir köprü rolü oynuyor. İşte KDP’nin Şengal’de son saldırısı PKK’nin Êzîdîleri Kürtlüğe bağlayan o köprüyü yıkmaya yöneliktir. KDP eğer bu köprüyü yıkabilirse Êzîdîler ile Federe Kürdistan arasında da hiçbir bağ kalmamış olacak.”

 

KDP Kerkük’ün dahlini de istemiyor

Aynı şekilde Kerkük konusu da KDP güven veren bir yapıya sahip değil. Dr. Akdağ, KDP’nin Kerkük’ün Federe Kürdistan’a dahil olmasını istemediğini söylüyor. Bu savını şöyle izah ediyor: “KDP’nin Kerkük’te tabanı yok. Kerkük katılırsa ve bir seçime giderse yüzde yüz YNK ve Goran’ın iktidarı gündeme gelebilir. Zaten mevcut durumda bile KDP çoğunluğu sağlayamıyor. Eğer Kerkük, Kürdistan’a dahil olursa KDP daha fazla çoğunluğu kaybedecek. O açıdan söylemde Kerkük Kürdistan’ındır diyorlar ama pratikte her an vazgeçebilirler. Şengal ve Kerkük üzerinde bu riskler var.

 

Şii milisler Kerkük’e de yönelebilir

Irak güçleri ve Haşdi Şabi, Havice’ye operasyona başlarsa muhtemelen Kerkük’ün petrol bölgelerine de yönelebilir. İşte bu riskler karşısında neler ortaya çıkacak belli değil. Yine Haşdi Şabi’nin Şengal merkeze de girebileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda ne gelişecek, belli değil. KDP’nin de zaten umrunda değil. Şengal ve etrafındaki köyler onun denetiminde değilse elden çıkmasını da isteyebilir. Kendi ailesel ve partisel çıkarları karşılığında herkesi razı etmeye çalışan bir KDP realitesiyle karşı karşıyayız.

Ortadoğu zemininde Türkiye giderek zorlanırken, KDP de Türkiye ile yaptığı işbirliğinde dolayı daha fazla zorlanacak. Bu hem Ortadoğu’da farklı güçler karşısında hem de kendi kamuoyunda yaşayacağı zorlanma olacak. Daha fazla kader birliği mi yapacak? Yoksa olumsuz gidişattan sıyrılacak mı? Şunu da görmek gerekiyor; KDP ekonomik anlamda Türkiye’ye bağımlı hale gelmiş. Özellikle ailesel anlamda ilişkiler, Barzani ve Erdoğan arasında, Erdoğan’ın oğlu ve damadının ise Neçirvan Barzani ile ortaklıkları aynı zamanda bir zorlanmaya da yol açıyor.”

 

Referandumla birlikte tartışılması gerekenler

Şu anda, Güney Kürdistan’da bağımsızlık referandumu tartışılıyor. KNK, bağımsızlık ve Kürtleri ilgilendiren bütün sorunların çözümü için ise ulusal birliği ve bu birliğin sağlanması için ulusal kongreyi elzem olarak görüyor. Ulusal kongrenin bir an önce toplanması için de yoğun bir görüşme trafiğini başlatmış durumda.

Elbette, bağımsızlık da dahil toplumsal gelecek açısından elbette buna Kürtler karar verecek. Ancak, KDP kendi eliyle  

Güney’de bir çok yere işgalci Türk ordusunu yerleştirmişse, ulusal birlikten kaçınıyorsa, Musul, Kerkük ve Şengal konusunda da iyi bir karneye sahip değilse bağımsızlık talebi kendi içinde çok büyük soru işaretleri taşır. Musulsuz, Kerküksüz ve Şengalsiz bir bağımsızlık ölüme ve sakatlanmaya yol açacak pramatüre doğumdan başka bir şey olamaz.


969

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA