Savaş cepheleri genişliyor

Cemal ŞERİK

14 Haziran 2017 Çarşamba | Forum

Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya savaşının sınırları giderek genişliyor. Daha doğrusu şu veya bu şekilde savaşın içerisinde olan devletler, yaşanan savaşa ev sahipliği yapar bir hale geliyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, bugün kadar Kuzey Afrika’dan Orta Afrika’ya, oradan da Afganistan’a kadar olan geniş bir coğrafyada etkisini gösterse de, resmi Irak ve Suriye Devletlerinin sınırları içerisinde daha çokta Kürdistan coğrafyasında süren savaş, bundan sonra daha farklı devletleri de içerisine alacak. İran’da patlayan DAİŞ bombaları ve Katar’a karşı uygulamaya konan ambargoda bunu gösteriyor.

İran’ın yaşanmakta olan Üçüncü Dünya savaşının asli öğelerinden biri olmadığını hiçbir kimse iddia edemez. Hatta denilebilir ki, bugüne kadar yaşanan bu savaşın kendi sınırları içerisine girmesine müsaade etmemesine rağmen, asli taraflarından biri olma pozisyonunda olmuş ve bilfiil içerisinde yer almıştır. Danışman bulundurmuştur. Asker göndermiştir. Kontrolü altındaki milis örgütlerini harekete geçirmiştir. Siyasal, ekonomik, askeri, teknik, eğitim vb. birçok konuda açık olarak yanında yer aldığı güçleri desteklemiştir.

Katar’ın durumu da bundan farklı değildir. Desteklediği çete gurupları üzerinden savaşın bir tarafı haline gelmiş ve bundan hatırı sayılır büyük bir çıkarlar elde etmiştir. Bu çerçevede de Suriye ve ırak rejimlerine karşı savaşan güçlerin yanında yer almıştır. Ve bunu da İran’dan farklı olarak, daha çok gizli, çeteci- mafya tarzı ilişkileri andıran karmaşık ilişkiler üzerinden gerçekleştirmiştir. Çete guruplarını barındırmış ve onlara teknik ve askeri donanım sağlamıştır. Yine çete guruplarının ellerinde bulundurduğu kara paraları aklayan, farklı kaynaklara aktaran bir banka rolünü oynamıştır. Bunları yaparken de, TC, Kuveyt vb. devletlerle tam bir işbirliği içerisinde suç ortaklığı yapmıştır.

O nedenledir ki, Üçüncü Dünya savaşının geldiği aşamada bu devletlerin hepsi de doğrudan savaşın yaşanacağı coğrafyalar haline gelmiştir.

Musul Operasyonu her ne kadar sonuçlanmamış olsa da, belirli bir ilerleme kaydetmiştir. Kuşkusuz bu ilerleme de İran’ın ve yönlendirmesi altında olan Heşdi Şabi güçlerinin önemli bir rolü vardır. Kuşatma altına alınan Rakka’nın içlerine doğru, şehri kurtarma operasyonu başlatılmıştır. DAİŞ’in başkentleri olarak kabul edilen bu her iki kente yönelik başlatılan operasyonlar büyük bir olasılıkla da başarıyla sonuçlandırılacaktır. Ancak bunun Üçüncü Dünya savaşın son bulması anlamına gelmeyeceği de açıktır.

Musul ve Rakka operasyonlarının sonuçlanmasının Irak ve Suriye Devletlerinin sınırları içerisinde süren savaşı belirli bir düzeye taşıyacağı olasılığı söz konusu olsa da, ardından savaşın farklı ülkelerde daha şiddetli bir boyutta yaşanacağı kuvvetli bir ihtimal dahiline girmiştir. İran’da patlayan bombalar ve Katar’a karşı uygulamaya konan ambargoda bunun adresinin neler olabileceğini gösteren işaretlerdir.

İran devletinin tarihte sürekli bir ilerleme kaydeden Perslerin, Makedon Kralı Büyük İskender’in orduları karşısında gerilemesinin, ardından savaşın Pers topraklarında yaşanmaya başlaması ve bunun da son tahlilde neden olduğu sonuçtan/yenilgiden çıkardığı dersler vardır. Onun içindir ki, tarihsel olarak içerisinde yer aldığı savaşların hiçbir şekilde kendi topraklarına taşınmasına müsaade etmek istememekte ve bu savaşları hep dışarıda, farklı coğrafyalarda karşılamak istemektedir. Yaklaşık 10 yıl süren Irak savaşında da, daha çok Kürdistan topraklarında sürdürmüş olmasının nedeni de böyle bir gerçeklik; savaşın kendi sınırları içerisinde yaşanmaya başladığında, kendi sistemini, üzerine kurduğu dengelerin sarsılabileceği korkusu oluşturmuştur. 

Katar’ın durumu İran’da farklıdır. İran, bir ağırlığı olan, geleneği güçlü ve ciddiye alınan bir devlet yapılanmasına sahiptir. Katar’ın böyle bir özelliği söz konusu değildir. O nedenle bu iki devletin aynı kefeye konulması da mümkün değildir. Kendi yasallığı içerisinde bile meşruiyeti olmayan elinde tuttuğu mali gücünü dayalı, karmaşık ilişkiler içerisinde kendini ayakta tutmaya ve bunu da fırsata dönüştürmeye çalışan bir güç ya da devlet olma pozisyonunu aşamamıştır. Buna daha çokta izlediği “çakal siyasetine” dayalı olarak gerçekleştirmek istemektedir. Onun içindir ki, Üçüncü Dünya savaşında Katar’ın yeni bir hedef olarak belirlenmiş olmasının daha başka nedenleri, Katar üzerinden daha farklı devletlerin hedef olarak belirlenmiş olası söz konusudur. Üstelik Katar’ın her hangi bir askeri müdahaleye ya da Irak veya Suriye’dekine benzer bir savaşa dayanacak, karşı koyacak bir gücü de bulunmamaktadır. 

Katar’la, TC devleti arasındaki ilişkiler bilinmektedir. Aslında bu ilişkilere devletler arasındaki bir ilişkiden daha çok, R.T. Erdoğan ve ailesi ile Katar Emiri etrafında kümelenmiş olan çeteci çıkar guruplar arasında kurulan ilişkiler demek daha doğrudur. Katar’a yönelik uygulamaya konan ambargonun ardından TC devletinin kapıldığı korkunun ve bunun bir sonucu olarak ta al acele meclisten teskere çıkararak Katar’a asker göndererek orada bulunan gizli belgelerin ve kara paraların bulunduğu kasalarını “güvence” altına almak istemesinin asıl nedenini böylesi bir gerçeklik oluşturmaktadır.

Gelinen aşamada ağırlıklı olarak Ortadoğu’da sürmekle birlikte, Kuzey Afrika’dan Orta Afrika’ya ve oradan da Afganistan’a kadar olan bir coğrafyada etkisini gösteren Üçüncü Dünya savaşı bu şekilde doğrudan, bugüne kadar içerisinde yer almalarına rağmen, bu savaşı kendi sınırları dışında sürdüren devletlerinde sınırları içerisine girmiş olmaktadır.


513

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA