BEHİCE DEMİR: Kim bu Elena Ferrante?

Yazar Elena Ferrante’nin yaşı, mesleği, yaşamı ve yazarlık dünyası hakkında metodik bir sonuca varmak şu an için imkansız. Ancak Napoli Romanları’nın her birinde sadece yazarlığına ikna olmamız gerektiğine dair açık bir niteliği var.

07 Haziran 2017 Çarşamba | PolitikART

Asrımızı tanımlayan edebi eserlerden biri de romancılıktır. Asrımız deyince neden ve sonucuyla hızlı, karışık, güzelleşmekten, gelişmekten ve güvensizlikten başı dönen yakın yıllardan söz ediyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nın ürettiği kutuplaşma adeta hayatın genetiğini değiştirdi. O yıllardan beri kültür, toplum, birey, doğa, düşünce alışverişi, sanatın rolü ve hayatın anlamı küçüldü. Yazım dünyası teknik olarak genişlerken yazımsal derinlik, toplumsal saygınlık gah biçim değiştirdi, gah sansür ve otosansürle medyatik bir öğeye dönüştürüldü. Yazım ve edebiyat sanatçının inisiyatifinden çıkarak hızlı dünyanın, kolay lokmasına döndü. Dün kafa yorup, karekter ve kriter koyan eser sahipleri maddi manevi ürkütülerek, görünürlükleri azaltıldı. Sanatın gücünden sanatın getirisine geçiş, insan için yeni tuzaklara yol açarken, fiziki yıkım fikri karamsarlık doğurarak, sanatçının üretimi, akıl almaz tüketim yöntemleriyle meta ve metelikle eş kılındı. Bu eşdeğerlilikte atom bombası, toplama kampları, soykırım ve kimi ajitasyon çeken politikacılar sahneyi de teslim aldı.

Peki bu çarpıklığı nasıl tartışacak ve karşılayacağız? Medyanın kurnazlığından, politik manipülasyonlardan ve bankacıların karaborsa düzeninden kuşku duymamamıza kim ve nasıl yardımcı olacak? Eşit bilginin, doğrunun cevabı nerde ve kimdedir? Teknolojik imkanlar işimizi kolaylaştırırken, klasik kaynakların duruluğuna vakit ayıracak saf aklın sahibi miyiz hala?

Uzun zamandır, aklımızı, ruhumuzu eğiten roman ve romancıları arıyoruz. Cehalet ve marifetin alttan alta çarpıştığı son yarım asırda hala modern öncesi romancılardan kalma cesaretle yaşamı ölçüp biçiyoruz. Dünya döndükçe Raskolnikov, Dr. Faustus, Memê Alan, Ulrich, Isabel Archer, Lila ve Lenu var olacak, bir yerlerde benzerlerini uyaracak ve uyandıracaklardır.

Biliyoruz ki çoğu zaman kahraman, yazarını aşar. Kahramanın gücü yazarın özgüveni olurken, yazarın mesajını taşıyan kahramanın kendisi olur.

O halde Lila ve Lenu kim diye başlarsak, Lila ve Lenu İtalyan yazar Elena Ferrante’nin Napoli Romanları’nın yeni dünyadan karekterleridir. Ve konuğumuz Elena Ferrante. Zira Lila ve Lenu üzerinden hem postmodern romancılıkla, hem de Ferrante’nin yazarlığıyla tanışıyoruz. Napoli dörtlemesini farklı kılan da bu opsiyondur. Yazım ve romancılığın kısırlaştığı bir dönemeçte Napoli Romanları ve Ferrante son iki yıldır, edebiyat dünyasında oldukça ilgi çekmiş, çekmeye de devam ediyor.

Elbette Napoli Romanları’nın ajandası kabarık. Aile, aile bağları, sınıfsal sıkışmışlık, kent taşrası ve diğer sınıfın baskınlığı, Lila ve Lenu’nun eğitim, annelik, evlilik, eşlik hayatında yüzleştikleri modernle klasik zamanın alışkanları romanın tematiğidir. Lila ve Lenu’nun aynı mahalleden ayrı yollara sapışı her iki karekterin nöbetleşe romanları bizdeki büyük sıradanlığın hayat ağına takıldığında nasıl da evrildiğine çok benziyor. Lila ve Lenu’nun sıradandan sıra dışına tekabülleri bizi fazlasıyla ilgilendiriyor.

Ferrante’nin bunun dışında önümüze getirdiği bir soru daha var? Post modern yazar nasıl ve ne yazabilir?

Artık iyi romancı yok, iyi roman yok dertlenmesine Ferrante el kaldırmış. Hatta romancılığa getirdiği kapsam, kahramanlarının günümüze uyumu, yaratıcılığı, hayatlarının sıradanlığı ve dört cilte yayılan İtalyan toplumunun değişim grafiği, jenerasyon jeneriğiyle okurun karşısına oldukça da iddalı çıkıyor. Napoli dörtlemesi İtalya gibi ara kültürün güçlü olduğu bir ülkede dengelerin yeni dünyadan yana sarsıldığı, sınıfsal, ekonomik ve politik platformda toplumun geçirdiği kültürel krampların İtalyan mahallesinden aktarılması, yeni düzenin kent kenarından, en kalabalık merkezlere değin nasıl ve ne kadar adil olup olmadığını bireysel hayatın bedeliyle göz önüne sermektedir.


Yazar mı, yazdıkları mı?

Öncelikle Ferrante’nin yaşı, mesleği, yaşamı ve yazarlık dünyası hakkında metodik bir sonuca varmak şu an için imkansız. Ancak Napoli Romanları’nın her birinde sadece yazarlığına ikna olmamız gerektiğine dair açık bir niteliği var. Sanırım okurun sağa sola bakmasını engeleyen de bu. Bu adaptasyon bile başlı başına yazarlığının gücünü ele veriyor. Bir İstisnayı başarıyor Ferrante. Okuru sadece romana ve orda geçenlere yöneltmek, yazarın varlığını azaltmak ve edebi bir durumun kavranmasını sağlamak Napoli Romanları’nın özel farkıdır. Okuru yakalamak, yaratmak ve elde tutmak bir yazar için günümüzde oldukça zor, ne var ki Ferrante, “Benim Olağanüstü Arkadaşım“dan, itibaren bu çekimi iyi kullanıyor. Empati ve sempati Ferrante’nin okura dayattığı hava olarak “Yeni Soyadının Hikayesi“nde ayrı bir sürüklenişe başlıyor. Terk Edenler ve Kalanlar’da olgun Lila ve Lenu’nun ne yapacağını izlerken, “Kayıp Kızın Hikayesi”nde durulmuş yaşamın elde kalmazlığının kaçınılmaz boşluğu bizi hüzünle tedirgin eder.

Napoli dörtlemesi, bugün dünyadaki üretim, tüketim ve yönetim alanında emeği, payları kıskanılan kadınların, uygarlaşma yolunda erkeklerle omuz omuza geçen ömürlerinin yazarlık ve yaşam içindeki düzey ve değerine kadın edebiyatçının bir kez daha ilk adım attışının ta kendisidir.  Napoli Romanları’nın iyi romancı yok kalıbını kırdığını görebilirsiniz.


351

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA