Jüpiter hakkında yeni öğrendiğimiz 5 şey

Jüpiter Güneş Sistemimizin en büyük gezegeni. Geçtiğimiz yaz aylarında Juno uzay aracı, gökyüzümüzde Güneş’ten sonraki en parlak gökcismi olan Jüpiter’in yaklaşık 4 bin kilometre yakınından geçti.

27 Mayıs 2017 Cumartesi | Toplum-Yaşam

Bilim-Teknik GÜNDEMİ

HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOĞLU


Jüpiter Güneş Sistemimizin en büyük gezegeni. Geçtiğimiz yaz aylarında Juno uzay aracı, gökyüzümüzde Güneş’ten sonraki en parlak gökcismi olan Jüpiter’in yaklaşık 4 bin kilometre yakınından geçti. 

Bilim insanları uzunca sayılabilecek bir süredir Juno’nın geçişi sırasında kaydettiği verileri inceliyor. Science dergisi ve 44 araştırma raporunda yayınlanan sonuçlar Jüpiter konusunda inanılmaz bilgileri ortaya koyuyor. 


Kuzey kutbu bir fırtınalar yumağı

Uzay araştırmaları tarihinde Jüpiter’e en çok yaklaşan uzay aracı olan Juno’nun çektiği fotoğraflara göre gezegenin kuzey kutbu tam bir fırtınalar yumağı. Yuvarlak görünümlü dev hortumların genişliği bin 500 kilometreyi bulabiliyor. 


Satürn’ün kutbundan çok farklı

Satürn’ün kutbunda altıgen şeklinde bir fırtına bulunuyor. Bilim insanları Jüpiter’in kutup bölgesi ise çok daha kaotik. Bilim insanları bu veri ışığında iki gezegenin atmosferlerinin yapısının oldukça farklı olduğunu ifade ediyor. 


Jüpiter’in belirgin bir çekirdeği olmayabilir

Bilim insanları daha önce Jüpiter’in ağır elementlerden oluşan belirgin bir çekirdeği olduğunu düşünüyordu. Juno’dan gelen veriler ışığında konuşan NASA astrofizikçisi Jack Connerney, gezegenin içindeki ağır elementlerin daha dağınık olabileceğini, hatta gezegenin kütlesinden kaynaklı yüksek ısı ve basınç nedeniyle merkezindeki kütlenin çözülebileceğini belirtti. 


Atmosferi Dünya’nınki gibi dönüyor

Jüpiter’in atmosferi de Dünya’mızınki gibi gezegenin kendi etrafındaki dönüşüyle birlikte hareket ediyor. Gezegendeki bulutlar kristal amonyak yağışına neden oluyor. Amonyak kısa sürede yeniden buharlaşıyor. 


Gezegenin manyetik alanı iki kat daha güçlü

Gezegenin şafağı ise bizimkine hiç benzemiyor. Gezegen kutuplarından uzaya elektronlar saçıyor. Dünyamızda ise kutup bölgelerinden saçılan elektronlar kadar inen elektronlar da var. Ve gezegenin manyetik alanı bilim insanlarının düşündüğünden iki kat daha güçlü. Dünyamızdan ise 10 kat daha fazla. 

Jüpiter gibi bir gaz devi için bu bulgu oldukça etkileyici. Belirgin bir çekirdeği olmadığı düşünülen Jüpiter’in manyetik alanının oluşumuna birçok öğenin katkı yaptığı ve çok daha komplike bir özellik gösterdiği düşünüyor. 

Juno daha iki sene Jüpiter’i gözlemleyecek. Bilim insanları bu süre içinde gezegenin gizeminin çözülmesinde büyük yol alınabileceğini düşünüyor. 


Dev bir radyo dalgası süzmesi tespit edildi

Bilim insanları gezegenimizden 2.8 milyar ışık yılı uzaklıkta nötron yıldızlarının oluşumuna işaret eden radyo dalgası süzmelerini tespit etti. Evrendeki en yoğun yıldızlar olan nötron yıldızları oluşumları ile birlikte yoğun radyo dalgaları yaymaya başlıyor. Geçtiğimiz on yıl içinde bilim insanları FRB121102 galaksisinden süzülen 20 radyo dalgası süzmesini tespit etti. Hollanda’daki Dwingeloo Radyo Astronomisi Enstitüsünden uzmanlar Hubble Teleskobundan gelen FRB121102 galaksisi fotoğraflarını inceledi. Enstitü yetkilisi Cees Bassa, bu alanın çok yoğun yıldız oluşumlarının yaşandığı bir nokta olduğunu ifade etti.  

Hawai’deki Subaru teleskobundan gelen verileri de inceleyen bilim insanları bu galaksinin 20 bin ışık yılı genişliğinde olduğunu tespit etti. 

Bu galaksinin yıldız yoğunluğu merkezinden 6 bin 800 ışık yılı kadar uzakta. Bu mesafe normal galaksilere göre oldukça fazla. Galaksinin çok yoğun bir şekilde yıldız doğurması da cabası. Bu yıldızların büyük çoğunluğu da oldukça kısa ömürlü büyük yıldızlar. 


Tabby yıldızından gizemli hareketler

Çevresinde dev bir uzaylı yapısının olabileceği tartışmalarıyla ünlenen Tabby yıldızı yeniden gündemde. 

19 Mayıs günü Tabby yıldızını gözlemleyen astronomlar, yıldızın yaydığı ışıkta çok belirgin bir düşüş olduğunu gördü. Bin 300 ışık yılı uzaklıktaki yıldızın ışığının bir kez daha sönükleşmesi yıldızı yeniden gündeme taşıdı. 

2015 yılında da Yale Üniversitesi’nden bir grup astronom Tabby olarak da bilinen KIC8462852 yıldızın ışığının yüzde 22 oranında azalıp bir anda yeniden normale döndüğünü keşfetti. 2016 yılında ise 1890 ile 1989 yılları arasındaki fotoğrafları inceleyen uzmanlar bu yıldızın ışığının yüzde 14 oranında azaldığını tespit etti. 

Astronomlar Tabby yıldızının sönükleşmesi konusunda çok doyurucu bir açıklamaya sahip değil. Bazı bilim insanları bunun yıldızın sıradışı iç dinamiklerinden kaynaklanabileceğini ifade ederken diğerleri ise dev bir asteroit kuşağının ışığın geçişini engelliyor olabileceğini belirtiyor. 

Ve en ünlü olarak da bazı astronomlar dev bir uzaylı yapısının yıldızın çevresinde yörüngede olduğu ve yıldızın enerjisinin bu yapı tarafından emildiği söyleniyor. 

Yıldızın bir kez daha ışığının sönükleşmesinin ardından dünyadaki bir çok teleskop o bölgeye çevrildi. Bilim insanları ışığın sönükleşmesinin nedenini bulma konusunda umutlu. 


Kanser hücrelerini yavaşlatmak için gen tedavisi 

Kanser hücrelerini yavaşlatmak için bilim insanları yeni tedavi yöntemleri üzerine çalışıyor. Bir gen düzenleme teknolojisi olan CRISPR’dan faydalanılması durumunda kanser hücrelerinin yayılmasının yavaşlatılabileceği hatta durdurulabileceği bildiriliyor. 

Rocherster Üniversitesi Tıp Fakültesindeki uzmanlar CRISPR tekniğini kullanarak kanser hücrelerinin kontrolden çıkmasını sağlayan iki proteinden birinin etkisini ortadan kaldırabildi. Uzmanlar gelecekte bu tekniğin kanserin kronik bir hastalık olarak kontrol altına alınmasını sağlayabileceğini ifade ediyor. 

Her ne kadar kanseri tetikleyen çok sayıda faktör olsa da hastalığın karakteri aynı: kontrol edilemeyen hücre çoğalması. Kanserli hücrelerin çoğalmak için kullandığı mekanizmayı normal hücrelerle karşılaştıran bilim insanları Tudor-SN adlı bir proteini keşfetti. Bu proteinin bloke edilmesiyle de kanserli hücrelerin çoğalmasında ciddi bir azalma görüldü. 


Argan ağacı yayılmasını keçilere borçlu


Kuzey Afrika’ya özgü argan ağaçları tohumlarının taşınması görevini keçilere vermiş durumda. Normalde ağaçların baş düşmanı olan keçiler bu ağacın yayılmasını sağlıyor. Keçiler tam bir ağaç katilidir. Koyunların aksine bodur ağaçların en ucundaki dallara dahi ulaşabilen keçilerden derin uçurumların çatlaklarında yeşermiş bitkiler bile kurtulamaz. Fas’taki argan ağaçları üzerinde otlanan keçiler ise bu ağacın yayılmasına katkıda bulunuyor. Argan ağacının meyvesini yiyen keçiler daha sonra bunların çekirdeğini geviş getirdikleri sırada tükürüyor ya da dışkılayarak tohumu atıyor. Bu şekilde argan ağacı yayılıyor. Bilim insanları bu ağaç türünün Kuzey Afrika’da bu kadar yaygın olmasını keçilere bağlıyor. Keçiler bu ağaçların ürettiği meyvelerin çoğunu yiyor. Bu şekilde de çekirdekten çıkarılan yağ için toplanan meyveler insanlardan kurtarılıyor. Ama tabii insanlar keçilerin dışkıladığı tohumları dahi topluyorlar. Buna rağmen keçiler sayesinde doğaya dağılan tohumlardan bazıları ağaca dönüşebiliyor.Bilim insanları İspanya’da da benzer bir şekilde keçilerin bazı zeytin ağacı türlerinin yayılmasına katkı sunduğunu düşünüyor.


6714

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA