Pınar ÖĞÜNÇ: Bu kadınların özgüveninin kaynağı ne ?

İstilacı, yok edici ve teçhizatlı bir hareketin gücü karşısında imkansızlıklara rağmen inadı bu kadar sağlam kılan ne? Bu kadınlar neden bu kadar inançlı? Erkekler savaşıyor, IŞİD'le birden yüzyüze gelen kadınlar da erkeklerin yaptığı işin aynısı yapmaya mı talipler yani? Böyle bir eşitlikten mi söz ediyoruz? S

13 Kasım 2014 Perşembe | PolitikART
Önümüzde yakın zamanlara ait dramatik bir fotoğraf karesi var. Bir karşılaşma anı. Bir yanda takır takır kafa kesen, işkence eden, 'kafirlerin' canını aldıkça cennetin kapılarının kendilerine aralandığını düşünen, halifelik ilan etmiş, kendine hudutlar belirlemiş bir çete var. Onların lügatında kadın, 'insan'ın karşılığında yazmayacak neredeyse; ikinci sınıf bile demek verdikleri değeri abartmak sayılır. Bu çete hakimiyet alanlarındaki kadınların soluk almasına müsaade etmiyor, düşman gördüğü kadınları kaçırıyor, taşlıyor, tecavüz ediyor, satıyor. 21. yüzyılda köleliği geri getirmek gibi tüm insanlığın mücadele ederek kazandığı evrensel hakları yok sayıyor ama bu zihniyet en çok kadınlardan nefret ediyor.
Karşısındaysa ona kafa tutanlar var; gözleri parlayan genç kadınlar... Kimi üniformalı kimi değil, ellerinde silahlar, başka türlü bir inançla bakıyorlar. Bir kadın tarafından öldürülürlerse cennete gidemeyeceklerine inanan karşılarındaki erkeklere bir küfür gibi geliyor o kadınların dünyadaki varlığı.
Kadın cinsine yönelik bu aleni aşağılamayı, dünyanın geri kalanının gözüne bilhassa sokan Radikal İslamcı bir çetenin karşısına, bir kadın birliğinin çıkması hakikaten tarihin büyük ironisi. Kendilerine İslam Devleti diyen eski IŞİD kod adlı bu örgütün cihatçılarının Rojava'nın kadın özsavunma birliği YPJ'yle sınanması, gerçekten de insanlık tarihinin unutmayacağı 'karşılaşmalardan' biri olacak.
İki boyutlu fotoğraflar çok şey anlatmaya muktedirdir ama her şeyi göstermeye de güçleri yetmediğinden sadece bir kareye sıkışanla meseleye bakmakla ciddi arazlar belirebilir.
Öncelikle yıllar içinde Batı tarafından beslenip büyütülmüş radikal İslam geleneğini yok sayarak IŞİD'i tek başına değerlendirmenin içinde, yapıp ettiklerini bir grup 'manyak' adamın barbarlıklarına indirgeyen bir yaklaşım yatıyor. Onlar 'marjinal' olup çıkıyor, gerisi 'ılımlı' kalıyor. Meselenin bu yanını burada uzatmaya lüzum yok.
Diğer taraftaki kadın direnişçilere bakıştaysa, sadece olumlamanın kafi gelmediği bir dizi haksızlık söz konusu. Bu, aşikâr cesaretlerini teslim etmekle, yaptıklarına saygı duymakla ilgili bir mesele değil. Kim aksini söyleyebilir? Kim benzerini yapabilir?
Söz ettiğim karşılaşmaya odaklanmış medya görünürlüğünde ve bunu odak almış toplumsal algıda birinci haksızlık, Kobanê'deki direnişi bir iç savaşın ortasında Rojava'da hayata geçirilmek istenen Demokratik Özerklik modelini, bu yaşam ve siyaset idealini anlamaya çalışmadan tarif etmekle başlıyor. İstilacı, yok edici ve teçhizatlı bir hareketin gücü karşısında imkansızlıklara rağmen inadı bu kadar sağlam kılan ne? Bu kadınlar neden bu kadar inançlı? Erkekler savaşıyor, IŞİD'le birden yüz yüze gelen kadınlar da erkeklerin yaptığı işin aynısını yapmaya mı talipler yani? Böyle bir eşitlikten mi söz ediyoruz? Sadece IŞİD'in kadın nefreti mi var etti bunu? Asıl, kadınların bu özgüveninin kaynağı ne?
İkinci araz IŞİD'e de, YPJ'ye de sanki üç-beş ay önce ortaya çıkmışlar gibi yaklaşmakla ortaya çıkıyor. YPG ve YPJ iki yıldır IŞİD ve zihniyetiyle zaten mücadele etmekteydi. Rojava'nın Kürt, Ermeni, Süryani kadınları daha önce de bir savaş silahı olarak tecavüzle karşılaştılar. Elbette ki Êzîdîlere ve özellikle de Êzîdî kadınlara uygulanan, uluslararası hukukta soykırım tarifine uyacak vahşetin boyutlarında değildi ama Rojava halklarının kadınları daha önce de 'helal' olduklarına dair fetvalar duydular. Onlar bu vahşeti dünyanın geri kalanıyla birlikte yeni öğrenmedi.
Bir diğeri Rojava'daki Kürt Kadın Hareketine yapılan haksızlık. PYD'nin kuruluşundan dahi önce gizlice yürütülen faaliyetleri, bunun bedelini rejimin cezaevlerinde ödeyen kadınları unutarak Rojava deneyiminin neden kadın devrimi olarak adlandırıldığını anlamak çok olanaklı değil. Üç kantonda hayata geçirilmeye çalışılan Demokratik Özerklik'in, daha evvel o topraklarda kimliksiz yaşayan Kürtlerin ve Kürt kadınlarının hayatında yarattığı dönüşümü takip etmeden olmuyor. Sadece IŞİD'le savaşan o genç kadınlara bakıldığında, o genç kadınların güç aldığı yer gözükmüyor. Şehir merkezlerine tek başına inmenin yakışıksız karşılandığı erkek egemen bir düzende, kadınların her düzeyde yönetimde söz sahibi olmaya başlamaları... Namus adına işlenen cinayetlerin, erken ve zorla evliliklerin, kadına yönelik her tür şiddetin yaşandığı bir yerde ardı ardına açılan kadın sığınma evleri, kadın davalarına bakan kadın hakimler, boşanma ve miras yasalarında kadınlar lehine yapılan değişiklikler, kadın kooperatifleri, asayişte erkeklerle birlikte yer alan kadınlar... Bir erkek sürücüye ehliyet sorabilen kadın trafik polislerinin kadri kıymeti... Rojava'da 2012'den beri bunlar yaşanıyor. Bütün bunlarla birlikte, bütün bunları arkalarına alarak IŞİD'in karşısına çıkıyor o kadınlar.
İşte bu yüzden haksızlığın en büyüğü Kürt Kadın Hareketine yapılıyor. Böyle bir zaaf var, 'IŞİD'le savaşan güzel kadına' sıkıştırıldığında, dört parçada önce var oldukları politik hareketin içinde, kendi diplerindeki erkeklere direnen kadınların tarihi eriyor. Kapitalist, milliyetçi, militarist, patriyarkal sisteme karşı yürütülen mücadele geleneği görünmez oluyor. Aynı esnada ne kadın ordulaşması üzerine gerçek bir tartışma yapılabiliyor ne de cephe dışında katkı sunan her yaştan kadının emeği hakkını buluyor.
Evet, önümüzdeki fotoğrafta tarihin asla unutmayacağı çok dramatik bir karşılaşma var. Uluslararası ve ulusal medyanın 'şaşkınlığını' da anlamak mümkün. Ama sadece bu kareye indirgenmiş bir bakışla Kürt Kadın Hareketi siyasetsizleşiyor, daha sığ bir yere çekiliyor ve evet, çok cesur olan o kadınların özgüveninin kaynağı anlaşılmıyor.


pinar@pinarogunc.com


4296

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA