Bir coğrafya yağmalanıyor

izgorenhicri@gmail.com | 03 Mayıs 2018 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN

Turizm sektöründe tarihi ve kültürü koruma anlamında başarı gösteren şehirlere, bölgelere veya ülkelere verilen, turizm sektörünün Oscar ödülü olarak nitelendirilen “Altın Elma Ödülü”nün bu yıl Diyarbakır’a verilmesi kararlaştırılmış. Elbette sevindirici bir haber. Dünya Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (FIJET) tarafından verilen ve turizm sektörünün bu önemli ödülün veriliş gerekçesi: “Tarihi yerlerin çok iyi korunmuş olması ve kültürünü bugüne kadar çok iyi muhafaza edilmesi.”

Diyarbakır bu ödülü fazlasıyla hak ediyor ancak işin absürt olan yanı ödülün veriliş gerekçesindeki “Tarihi yerlerin çok iyi korunmuş olması…” cümlesinde yatıyor. Bu kentin asıl karakterini bünyesinde barındıran Sur’daki yıkım görmezlikten gelinmiş sanki.

Evet Sur’da ‘Kentsel dönüşüm’ adı altında 7 bin yıllık bir tarih yok ediliyor. Kentin tarihsel, kültürel, mekanları ve toplumsal birikimi yok ediliyor.

Buradaki yıkımı görmeyen, duymayan kalmadı. Daha birkaç gün önce de; Diyarbakır’ın önemli tarihi mekânlarından biri olan Sur ilçesi ve Ilısu Barajı nedeniyle sular altında kalacak 12 bin yıllık geçmişi olan Batman’ın Hasankeyf ilçesi için; Sur’un Yıkımına Hayır Platformu, Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, İstanbul Sur Dayanışması, Mezopotamya Ekoloji Hareketi ve Munzur Özgür Aksın Meclisi bir araya gelerek Türkiye’nin birçok şehrinde ve Almanya’dan ABD’ye, İran’dan Irak’a 20’yi aşkın ülkede eşzamanlı eylemler gerçekleştirdiler.

***

Konunun uzmanları mekan ve bellek ilişkisini incelerken mekan ve sosyal ilişkilerin birbirinin karşılıklı üretenleri olduğuna; kent belleği ve kent kimliğinin karşılıklı etkileşmelerine dikkat çekerler.

“Kentler de insanlar gibidir” der Fellini. Kentin kendisi, kentte yaşayanların hem bireysel hem de kolektif belleğidir. Bu çerçevede, kentin yapıları sokak ve benzeri fiziksel yapıları da kent belleğiyle birlikte kent kimliğinin oluşmasını sağlar.

Kentin bir bileşeni olaraktan bazı mekanlar olur ki yer aldığı kentin bütün kültürel kimliğini bünyesinde barındırır, o kentin tarihidir. Diyarbakır’ın Suriçi de böyle bir yerdir. Dünyanı  bütün dertlerini kollarında büyütmüş sanki. Anılar sararmış birer fotoğraf gibi şimdi. Durmadan kanayan bir yara şimdi Suriçi.

***

Yukarda konu ettiğimiz eşzamanlı etkinliklerde Hasankeyf’in yok edilmeye çalışılmasına da dikkat çekildi.

Doğa ve insanın el ele vererek oluşturduğu eşi benzeri az bulunan bir dünya harikası olan ve UNESCO dünya mirası kriterlerinin tüm özelliklerini taşıyan Hasankeyf 12 bin yıllık geçmişiyle yok oluyor. İlk çağdan bu yana birçok uygarlığın katmanlar halinde izlerini taşıyan bir tarih harikası olan Hasankeyf yok ediliyor.

İnsanlığın yerleşik hayata geçtiği tarihten bu yana birçok uygarlığa merkezlik etmiş, yekpare taştan yapılış görkemli kalesiyle değerinden hiçbir şey kaybetmeyen böyle bir mirası yok etmek aklın ve vicdanın kabulleneceği bir durum değil.

Sözün özü: Yalan ve talan devam ediyor. Burda bir coğrafya yağmalanıyor.



513
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: