Sanatçının faşizme biatla imtihanı

ilhamadarbakur@gmail.com | 13 Nisan 2018 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR

Savaşlar, çatışmalar, ekonomik çalkantı ve çöküntüler bir ülkenin, o ülke insanlarının hayatlarını alt üst eden, onlara büyük acılar yaşatan trajedilere yol açarlar. Ne yazık ki bütün insanlık tarihi, toplumların bu tür trajedilerine binlerce defa tanıklık etmiştir. Fakat insanlar, toplumlar her seferinde bu trajedilerle baş etmenin ve yaşamı yeniden kurmanın ve sürdürmenin bir yolunu bulmuşlardır. Fakat bu trajediler içerisinde kapitalist modernitenin ve onun çocuğu olan faşizmin yol açtığı yıkım, vahşet ve trajediler, insanlık tarihinin uzunluğuyla kıyaslandığında çok kısa bir dönemdir ortaya çıkmış olmasına rağmen şimdiden telafisi zor, onarılması imkansız sonuçlara yol açmış bulunmaktadır. 

Kapitalist modernite ve faşizmin bu kadar yıkıcı, bu kadar acımasız ve telafisi imkansız sonuçlar ortaya çıkarmasının nedeni insan bilincinde ve toplum bilincinde ortaya çıkardığı dejenerasyon, toplumsal dinamikleri var eden koşulları yerle bir eden yöneliminde yatmaktadır. Bilim insanları, filozoflar, düşünürler, peygamberler ve sanatçılar insanlık tarihinin bütün bu süreçleri boyunca asıl olarak insan bilincine, ahlak ve vicdanına yönelmiş tahribatlara, toplumsallığı tahrip eden yönelimlerin ortaya çıkardığı krizlere muhalefet etmiş, toplumu uyarmış, çare aramış, öneri geliştirmiştir. Hepsi de çok iyi bilmektedirler ki insan bilincinde, toplumun kollektif bilincinde ortaya çıkacak çok güçlü yozlaşma, toplumsallığı parçalayacak gelişmeler, insan türünün başka bir aşamaya geçeceğine işaret etmektedir. Bu başka aşama ise bir bütün olarak insan türünü, bütün canlıları, doğayı ve evreni tehdit edecek boyutlara ulaşacak bir gelişmenin ta kendisidir. 

Bir Ortadoğu toplumu olarak Türkiye, bugün Kapitalist modernite ile geleneksel ortakçı toplum değerlerinin birbiriyle çatıştığı bir mücadelenin orta yerinde durmaktadır. Geleneksel ortakçı değerler hızla yozlaşmakta, toplumsallığı var eden temel dinamikler hızla kapitalist modernitenin değer ölçüleriyle yer değiştirmektedir. Bütün bu ölçülerin yozlaşması, gözden düşmesi ve yer değiştirmesi sürecinde Türkiye toplumunda bu duruma itiraz eden güçlü bir akademi, düşün hayatı, filozofi ve sanat dinamiği ne yazık ki bulunmamaktadır. Erkek, Türk Sünni, milliyetçi, muhafazakar iktidar konumlanması ve tahkimi karşısında Kürt Özgürlük Hareketi, devrimci sol gruplar, kadın hareketleri dışında örgütlü bir mücadele ve itiraz söz konusu değil. Hele Türkiyeli sanatçıların içinde bulunduğu durum çok hazin bir durumdur. Bütün özgürlükçü, demokratik muhalefet gruplarının bölücü terörist, vatan haini ilan edilerek etkisizleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde Kürt Özgürlük Hareketinden uzak durarak ve fetöcü olmadıklarını, zamanında fetöyle mücadele ettiklerini dile getirerek iktidarın hışmından kendilerini koruyabileceklerini zanneden Türkiye eliti, bilim insanı, en önemlisi de sanatçısı büyük bir yanılgıyı yaşamaktadır. Sınır boylarında askeri kamuflaj giymiş siyasetçilerle savaş türküleri söyleyen sanatçı grubuna Türkiye entelejiyasının kahır ekseriyetini teşkil eden bu sözüm ona muhalif, demokrat, seküler sanatçılar doğru dürüst bir itiraz geliştirmemiş, Kürtlerin öldürüldüğü, yerinden, yurdundan edildiği bir savaşa itiraz etmeyi gündemlerine almayarak kendilerini bu süreçten koruyarak çıkacaklarını umut etmişlerdir. 

Oysa sessiz kalmanın bir kurtuluş olmadığı, faşizmin mutlak biat isteyeceği pek çok tarihi deneyimle ispatlanmıştır. Sessiz kalmak, faşizmin kendine biatta dayattığı ilk adımdır. Bundan sonraki adımlar, faşizm uygulamaları karşısında faşizmi destekleyecek ve alkışlayacak açıklamalar yapmaya zorlanmak, daha sonraki aşamasında ise faşizmi öven sanatsal üretimler içine girmeye zorlanmaktır. Yani korkunun eceli sadece geciktireceği, durdurmaya gücünün yetmeyeceği tecrübeyle sabittir. Çok açık ki daha şimdiden faşizmi desteklemeyenler linçe tabi tutulmakta, konser verecek, oyununu sergileyecek, filmini gösterecek mekan bulamamakta, kitaplarını yayımlayamamaktadırlar. Bazıları ise susma aşamasından faşizmi alkışlama ve faşizmi destekleyecek üretimler içinde yer almay çoktan başladılar bile. 

Faşizm geçici bir iktidar durumunun adı değildir. Faşizm, yıkılsa da sonuçları kalıcıdır. Faşizmin yıkılması, sonuçlarının kalıcı hale gelmesinin, toplumun çürümesinin engellenmesinin en önemli yolu ahlaki ve vicdani ölçülerini, insanlığın evrensel değerlerini kişisel ikbal ve korkunun itkisiyle faşizmin değerlerine tahvil etmeyen yahut faşizm karşısında susmayan sanat insanlarının mücadelesidir. 



483
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: