Hapishanelerde neler oluyor?

fusun1@gmail.com | 12 Nisan 2018 Perşembe

FÜSUN ERDOĞAN

Uzunca bir süredir Türkiye ve Kürdistan hapishanelerinden, hak gasplarına ve tutsakların direnişlerine dair haberler geliyor... Lakin OHAL ve KHK’lerle yönetilen Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, diktatör Erdoğan ve AKP’den olmayan herkes hedef tahtasına oturtulmuş durumda.

Batıda HDP’liler başta gelmek üzere, ilerici, devrimci, sosyalistler her sabah yeni bir gözaltı saldırısına uyanıyor. Kürdistan kentlerinde ise DBP’liler aynı saldırılara, genellikle de çok daha fazlasına maruz kalıyorlar. 

Hal böyle olunca, hapishanelerde yaşanan hak gaspları da, faşist rejimin zindancı politikaları da, çoğu zaman gözden kaçabiliyor. Buna varolan duyarsızlıkları da eklediğimizde, devrimci tutsakların ihtiyaç duydukları ve hak ettikleri dayanışma örgütlenemiyor. Gerekli kamuoyu yaratılamıyor. 

Haber merkezlerine ulaşan haberler, gündem yoğunluğu içerisinde dikkatlerden kaçabiliyor. Ve ne yazık ki, tutsakların karşı karşıya kaldıkları hak gaspları, baskı ve zulüm politikaları, bir avuç insan hakları savunucusu ile tutsak yakınlarının gündemine sıkışıp kalıyor. 

Faşist diktatörlük sürgün sevklerle tutsakları yıldırmanın, bir bakıma yok etmenin peşinde. Tedavi, iletişim, görüş ve sohbet hakkını gasp ediyor. Ayakta sayım vermeyi dayatıyor. Yıllar önce tutsakların büyük bedeller ödeyerek tarihin çöp sepetine attığı tek tip elbiseyi hayata geçirmenin planlarını yapıyor. 19 Aralık 2000 hapishane katliamı sonrasında, F Tipi Hapishanelere geçiş sürecinde oluşturdukları “A takımı” dedikleri vurucu timi tutsakların üzerine salıyorlar. Süngerli oda, işkence ile tutsakların direnişlerini kırmaya çalışıyorlar.

Geçen hafta Gebze Hapishanesi’nden aldığım bir mektupta kadın tutsaklar, bir süredir yeni tutuklananlara hapishane girişinde çıplak arama dayatıldığını yazmışlardı. 2000’den beri güvenlik adı altında, tutsaklara dayattıkları bu uygulamanın onur kırmaya yönelik bir uygulama olduğu biliniyor. Dışarıda faşist Erdoğan-AKP diktatörlüğünün gemi azıya aldığı bu süreçte, hapishanelerde tutsalara yönelik baskı ve zulmü arttırmanın yollarından biri olarak, çıplak aramayı devreye koymaları, bir tesadüf değil! 

Aynı mektupta, kadın tutsakların hem sömürgeci Türk ordusunun DAİŞ artığı çetelerle birlikte Efrîn’e yönelik işgalini, hem de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi protesto etmek için her gün kapı dövme eylemi yaptıkları ve beşer günlük dönüşümlü açlık grevinde oldukları bilgisi yer alıyordu.

Geçerken özel olarak altını çizmeliyim ki, hapishanede en küçük bir eylem tutsalara disiplin cezası olarak geri dönüyor. 

Türkiye ve Kürdistan hapishanelerinde bunlar yaşanırken, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı tuttukları İmralı Hapishanesi’nde kurallar çok daha farklı uygulanıyor. Daha doğrusu Ceza ve İnfaz Kanunu’nda tutuklu ve hükümlülerle ilgili varolan hiç bir hak İmralı’da geçerli değil. 

İmralı F Tipi Hapishane’de, Faşist Erdoğan-AKP diktatörlüğü devrimci tutsaklara yönelik uyguladığı baskı ve zulüm politikalarına ek olarak, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve onunla birlikte kalan tutsaklara çok koyu bir tecrit politikası uyguluyor. Ve bu tecrit politikasının, kendi yasalarında bile hiç bir karşılığı yoktur. 

Öcalan’ın 27 Temmuz 2011’den bu yana avukatlarıyla, 6 Ekim 2014’ten beri ailesiyle, 5 Nisan 2015’ten bu yana İmralı heyetiyle görüşmesine izin verilmedi. Avrupa Konseyi İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi (CPT) 28-29 Nisan 2016’da İmralı’da Öcalan’la görüşmüştü. 

Çok açık ki, İmralı F Tipi Hapishane’de Öcalan ve diğer tutsaklara uygulanan koyu tecrit politikası da, genel olarak tutsaklara yönelik hak gaspları ve baskı ve zulüm politikalarına karşı çıkmak, ne bir avuç insan hakları savunucusunun ne de tutsak yakınlarının görevidir. 

Evet! Faşist diktatörlük sürekli saldırıyor. Dışarıda nefes almamıza bile izin vermiyorlar! Bunlara bir diyeceğim, itirazım elbette yoktur. Ama Avrupa’da yaşayan bizler için bu gerekçelerin hiç biri söz konusu değil. Öcalan üzerindeki tecrite ve devrimci tutsaklar üzerinde kurulmak istenen baskı ve zulme karşı mücadeleyi Avrupa kentlerinde, sokaklarında büyütmek bizim elimizde. 

Çok açık ki, dışarıda nefes almamızı sağlayacak, İmralı tecridinin kırılması, hapishanelerde tutsaklara yönelik baskı ve zulüm politikalarının son bulmasından geçiyor!..



1329
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: