Hadım sizin adalet bizim olsun!

12 Nisan 2018 Perşembe

ARZU DEMİR

AKP/Saray rejimi, hazırladığı son yasa tasarısıyla kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçlar karşısındaki tutumunu bir kez daha gözler önüne serdi. Önümüzdeki günlerde Meclis komisyonlarına gelmesi beklenen tasarı ile çocuğun cinsel istismarı suçu için öngörülen hapis cezasının üst sınırı 20 yıldan 40 yıla çıkarılacak. Ancak AKP/Saray rejimi, diğer tasarıları yasalaştırmak için uyguladığı yöntemi burada da yapıyor. Toplumsal olarak kabul edilebilecek yasa maddesinin gölgesinde reddedilecek yasaları da kabule zorluyor. AKP/Saray rejimi, cinsel istismar mağduru olan çocukta hala "rıza” aradığını tasarı ile gösterdi. Uygulamada 12 yaşını tamamlamış çocukların cinsel istismarında mahkemeler "rıza”ya bakıyor. Son yasa tasarısında bu durum değişmedi. Buna göre 12 yaşından büyük çocukların cinsel istismara uğraması durumda verilecek cezayı mahkemenin "takdiri”ne bırakıyor. 

Bu mahkemelerin takdirinin ne olduğunu, yasa tasarısının Meclis’e sunulduğu gün karara bağlanan başka bir davada gördük. Erkek yargı, hayatta kalmak istediği için bir erkeği öldüren kadını yine cezalandırdı. Yasemin Çakal davasından bahsediyorum. Yasemin, kendisine cinsel şiddet uygulayan ve ölümle tehdit eden Özkan Kaymaklı’yı öldürdüğü için uzun süre cezaevinde tutulmuştu. Kadın dayanışması sayesinde, özgürlüğüne kavuşmuştu ve yerel mahkeme, Yasemin’in eylemini "meşru müdafaa” kapsamında görerek ceza vermemişti.

Ancak bu karar istinaf mahkemesi tarafından bozuldu ve Yasemin’e 15 yıl hapis cezası verildi. Çok açık ki, Yasemin, Özkan Kaykamlı’yı öldürmeseydi, kendisi ve belki de çocuğu bugün hayatta değil mezarda olacaktı. Ancak erkek yargı bir kadını yaşadığı için cezalandırdı; tıpkı Nevin Yıldırım davasında olduğu gibi. Şimdi bu erkek yargıdan, çocuklar için nasıl adalet bekleyeceğiz ki! Örnekleri zaten mevcut, tecavüze maruz kalan bir çocuk için "rızası var” diyen bir yargı ile zaten karşı karşıyayız. Açık ki AKP/Saray rejimi, bir yandan tacizci, tecavüzcü erkekleri cezadan korurken, diğer yandan da "12 yaşından büyük bir çocuğun rızasının olabileceği” fikrine dair de bir toplumsal rıza oluşturuyor. Hepimizi, çocuklara yönelik cinsel şiddete ve bu şiddetin cezasızlığına alıştırmak istiyorlar. 

Zaten uzunca bir süredir, çocukların "evlilik” adı altında cinsel sömürüsüne dair Diyanet fetvaları yayınlanıyor, açıklamalar geliyor, yasal düzenlemeleri yapılıyor. Tacizci ve tecavüzcü erkeklerin cezasız bırakılması da toplamdaki tablonun bir parçası. Bu tabloda, bedeni, kimliği, emeği, özetle varlığı yok sayılmış kadın ve çocuklar var. Erkek ve erkek iktidar karşısında nesnelleşmiş "şey”ler var. Bu da erkeğe ve erkek iktidara o "nesne”ye her şeyi yapma hakkını veriyor demektir.

Tasarıya göre, cinsel suçlardan dolayı hapis cezasına mahkum olanlar hakkında tahliye edilme tarihinden 3 ay öncesinden başlamak üzere tahliyeden itibaren 5 yıla kadar hadım işlemi uygulanabilecek. 

"Kimyasal hadım” uzunca bir süredir AKP’nin gündemindeydi. Bu düzenleme de AKP/Saray rejiminin cinsel suçlar konusundaki yaklaşımına dair çok önemli bir fikir veriyor. İktidar kadın ve çocuklara karşı işlenen cinsel suçları, "bireysel suç” olarak görüyor. Elbette ki; bu suçun faili tek tek bireyler, erkekler; baba, abi, eş, sevgili, öğretmen, imam, korucu, asker, polis vs. elbette, her biri tek tek cezalandırılmalı. Ancak bu yeterli değil. Dünya üzerinde cinsel suç işleyen erkeklerin, cinsel organlarının kesilmesini isteyen kadının sayısı hiç de az değildir. Çünkü iktidarın yargısına güven kalmayınca, böylesine bir istek gayet anlaşılır oluyor. Ancak durup biraz düşününce bunun bir caydırıcılığı olmakla birlikte, kadın ve çocukları cinsel saldırıdan kurtaramayacağı açık. 

Kimyasal hadımın tıbbi kısmına girmeyeceğim. Dikkat çekmek istediğim nokta şu; tepeden tırnağa sistemin ve iktidarın bir sonucu olarak yaşanan bu cinsel suçtan, "kimyasal hadım” cezası ile erkek egemen iktidar kendini azade tutuyor. 

Cinsel suçlar toplumsal bir sorundur. Mesele bir erkeğin, bir kadın ya da çocuğa her şeyi yapma hakkını kendisinde görmesidir. Bir erkek bu hakkı kendisinde nasıl görür? Bu fikri nasıl edinmiştir? Mesele bu. 

Bu sorunun yanıtını verirken, elbette karşımıza ilk çıkan iktidarların kadın ve çocukları nesnelleştiren açıklamaları, yasaları, kararları oluyor. Örneğin, Erdoğan’ın "Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, eşitlik kadının fıtratına aykırı” açıklamaları. Bu açıklamanın hayattaki karşılığı, kadın ve çocuklara her türlü işkence ve eziyeti yapma hakkını kendinde gören erkeklerdir. Ensar Vakfı’ndaki cinsel suç açığa çıktığında, dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun "Bir kereden bir şey olmaz” açıklamasının hayattaki karşılığı da aynıdır. 

Kadına yönelik şiddeti ailenin bozulması olarak görerek, kadını değil, aileyi korumak için engellemeye çalışan aynı zihniyetin tezahürüdür bu. 

Cinsel şiddet, toplumsal bir suçtur ve bu suçu erkek egemen iktidarlar üretir. Mücadele yöntemi de öncelikle gerçek adaleti sağlamak, failleri cezalandırmaktır. Ensar Vakfı örneğinden gidersek, sadece öğretmeni değil, bu suça ortak olan herkesi cezalandırmaktır. Örneğin Ensar Vakfı’nı kapatmaktır, vakfı koruyan bakanı yargılamaktır. Diğeri de kadınları ve çocukları, evdeki, sokaktaki, işyerindeki özetle hayattaki "iktidar” karşısında güçlendirmektir. 

Elbette ki, erkek iktidarlar bunu yapmayacaktır, onlar kadınları ve çocukları cezalandırmaya, birbirleriyle "erkek dayanışması” göstermeye devam edecektir. Dolayısıyla kadının dostu kadın olacaktır, yani örgütlü gücü olacaktır.



271
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: