Erdoğan’ın Kürt-Arap çatışması planları

28 Mart 2018 Çarşamba

HALİT ERMİŞ

Kesinlik ve keskinlik günümüz liberal kapitalist dünyada siyasetin esası haline gelmiş durumda. Küresel güçler hegemonyaları açısından 20. Yüzyıl boyunca siyasette ilke ve ahlakı aşındırabildikleri kadar aşındırdılar. Ulus devlete dayalı egemen zihniyetin kendisi de karakter olarak aslında ilke ve ahlaka yer vermez. 

Keza hegemon güç olma savaşının kendisi de önce ahlak ve ilkeyi katleder. Belki de egemen sömürgeci güç konumuna gelmenin birinci şartı ahlakı öldürmeden geçer. Dolayısıyla Türk devletinin Efrîn Kürtleri üzerinden bölgedeki halklara karşı da geliştirdiği soykırım savaşında ahlak, din, vicdan ve ilke ilk başta katliamdan geçirilen temel insani değerlerdir. 

Ancak ilkesizlik ve ahlaksızlığa boyun eğmemek, sömürgeciliğe karşı mücadele etmek de demokratik toplumun inşasında vazgeçilmez, esnetilemez, tartışılmaz bir ön koşuldur. 

Efrîn’de teknolojinin son ürünü silahlar kullanarak soykırım gerçekleştirmiş olmak ahlaklı ve ilkeli bir siyaset açısından başarı ya da zafer kazanmak bir yana, ancak ne düzeyde insanlıktan uzaklaşılmış olunduğunu ortaya koyar. 

Efrîn’de kaybeden; başta Kürtler olmak üzere kesinlikle halklar değildir. Çünkü Kürtler, Erdoğan şahsında temsilini doruk noktasında yaşayan faşist sömürgeciliğe karşı insanlığın onur, ahlak ve ilke savaşını yürütmüşlerdir. 

Dikkat edilirse Erdoğan’ın ağzından dökülen her söz bile bir insanın ne kadar aşağılık duruma düşebileceğine delalet etmektedir. Hele ki din adına, kardeşlik adına sarf ettiği her söz İslama bir küfür niteliğinde, İslami değerleri yadsıyan, içeriksizleştirerek, adeta İslamla alay eder niteliktedir. 

Peki bundan sonra ne olacak? En önemli soru şu anda budur. Efrîn’de mevcut durum kimileri açısından bir son olsa da, Kürtler açısından mücadelede yeni bir aşamadır. Kürtler bu yeni aşamada Efrîn demografisini değiştirme, Efrîn’i Türk devleti ve kendisine bağlı çetelerden kurtarma mücadelesini mutlak olarak yürüteceklerdir. 

Efrîn’de sanıldığı gibi bir oldu bitti elbette ki yaşanılmayacaktır. Nasıl ki, Kürtler 20. Yy’da faşist Türk devletinin soykırım ve asimilasyonlarına baş eğmeden soykırımlar pahasına mücadele etmişlerse, Efrîn’de de gerçekleşecek olan budur. 

Erdoğan ve Türk devlet faşizmi Efrîn’den Kürtleri sürerek kendisine bağlı çete gruplarını buraya yerleştirmeye çalışmaktadır. Doğu Guta’dan getirilen çeteler ile Cerablus-Bab hattından getirilen çetelerin buraya konumlandırılmaya çalışılması Türk devlet faşizminin Efrîn siyasetini göstermektedir. Erdoğan bu siyasetiyle bir taraftan bölgeyi Kürtsüzleştirmeyi amaçlarken, bir yandan da buna karşı çıkacak Kürtler ile Araplar arasında sonu gelmez bir düşmanlık ve savaş başlatmayı amaçlamaktadır. 

Türkiye’de tutulan Suriyeli göçmenlerin Efrîn’e yerleştirilmesi planı da aynı kirli politikanın ürünüdür. Erdoğan, Kürt-Arap çatışması üzerinden bölgede yeni Osmanlı’yı hayata geçirme siyasetini gütmektedir. 

Bu kirli siyasetin pratikleşmesi durumu bölge de yeni ve kanlı bir süreç demek olur. Bu siyaset yüz yıldır Kürdü Kürde kırdırma siyasetinin devamı olarak Kürdü Arap’a, Arap’ı Kürde kırdırma siyasetidir. Bu durumda Erdoğan’ın bu kirli siyasetine karşı çıkanın sadece Kürtler değil, Araplar da olması gerekir. Kaldı ki sadece Kürt ya da Arap değil, Türk aydını, demokrat kesimleri de bu siyasete karşı durmak zorundalar. Çünkü böylesine kirli bir siyaset er ya da geç Türkiye’ye sıçrayacak ve Türkiye de de halklar arası çatışmanın fitilini ateşleyecektir. Bu durumda bölgede sonu belirsiz çatışmalı bir dönem demek olur ki, bundan kazançlı çıkan olan sadece egemen sömürgeci güçler olacaklardır. Dolayısıyla Efrîn işgalini sadece bir coğrafya parçasıyla sınırlı ele almamak kadar, geliştirilen kirli siyasetin ve planların boşa çıkarılması açısında da herkesin mücadele etmesi bir zorunluluk olmaktadır.



1289
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: