Türk devletinin yayılmacılığı ve sessizlik

14 Mart 2018 Çarşamba

HALİT ERMİŞ

Efrîn direnişi 54’üncü gününde devam ediyor. Türk devleti ve başındaki diktatör Erdoğan katliamlarını Efrîn şehir merkezine taşırmaya çalışıyor. Rusya bölgedeki hesaplarına Kürtleri peşkeş çekerken, diğer dünya devletleri Rusya-Türkiye blokuyla Suriye üzerinden içine girdikleri dengeleri korumak adına, katliamlara sessiz kalıyor. 

BM kendi ateşkes kararını uygulamaya geçiremezken, Doğu Guta sürekli gündemde tutarak Rusya’yı dengelemeye çalışıyor. Bunun için de Efrîn’de yaşatılan vahşete sessiz kalıyor. Rusya ile Batılı güçler arasındaki kavgadan kendisine hareket alanı yaratan Erdoğan’da Kürtlerin katliamı üzerinden Suriye topraklarındaki işgalini sürdürüyor. 

Efrîn’deki hesap ve dengelerin bozulması Kürdün direnişine bırakılmış durumda. 54 gündür katliamlara rağmen tarihi bir direniş sergilendi. Ancak işin bundan sonra nereye varacağını kestirmek zor. 

Rusya, Suriye’nin önemli bir bölgesini Türk devletinin işgaline açarken, Suriye rejimini açık şekilde bypass ediyor. Rusya bölgede kendi etkinliğini sağlama almak için Suriye rejimini devre dışı bırakırken, Suriye’ye giderek yerleşen Türk devleti, İran’ın bölge siyaseti önünde de ciddi tehdit olmaya başlıyor. 

Ancak İran, mevcut konjonktürden kaynaklı, Efrîn-İdlib, Cerablus-Bab-Şehba üzerinden Suriye’yi açık şekilde bölen Türk devletine ses çıkaramıyor. Fakat eğer Rusya Suriye’yi böler ve bu hattı Türk devletinin denetimine verirse, bu durum ileride ciddi gerilimlere sahne olacaktır. Çünkü Türk devleti eliyle buraya yerleştirilen çete grupları serseri mayın gibi her an kaosa neden olabilecek nitelikteler. Para karşılığı kiralanan bu çetelerin ne zaman kimden yana geçeceklerinin belli olmaması kısa ve orta vadede olduğu gibi, uzun vadeli bölge barışı açısında da son derece tehlikeli yapılardır. Türk devleti besleyip büyüttüğü bu çeteleri kendi etki hinterlandını genişletmek açısından koçbaşı olarak kullanacaktır. Sular durulduğunda bu çetelerin Suriye devleti ile karşı karşıya gelmeleri kaçınılmazdır.  Suriye ile karşı karşıya gelmek dolayısıyla İran’la karşı karşıya gelmek olacaktır. Ya Suriye ve İran bu çete yapılarının buradaki varlığı ile Türk devletinin bölgedeki egemenliğini sineye çekerek bölgeden el çekecektir ya da yeni çatışmalar kaçınılmaz olacaktır.   

Kısa ve orta vadede bu bölgede gerilimin düşmesi oldukça uzak bir ihtimal olarak görülüyor. Zira Türk devleti ve Rusya kendi çıkarlarını korumanın ve etki sahalarını denetimde tutmak açısından, bölgede gerilim siyaseti izlemeyi esas alıyorlar. 

İşin önümüzdeki dönemde tartışılacak boyutu Türk devletinin İdlib ve Fırat’ın doğusunda kalan Kuzey Suriye Federasyon bölgesi olacaktır. Dikkat edilirse, bölgedeki kriz ve kaosun derinleşmesinin arkasındaki temel itici güç hep Türk devletidir. 

Türk devleti Suriye’nin bir bölümünde çete yapılarından müteşekkil ve kendisine kılmak istediği bölge de istediği gibi at koşturabilmek için bir yandan İdlib’de ayaklarını yere sağlam basmaya çalışırken, bir yandan da Kuzey Suriye federasyonuna saldırmaya çalışıyor. Bunun için de Efrîn’de olduğu gibi, “sınırlarımız tehlike altında” algısını yoğunca işliyor. 

Ancak bütün dünya Efrîn’de olduğu gibi Türk devletinin bu yayılmacı ve soykırımcı politika ve uygulamalarına sessiz kalırlar mı? İşin önemli noktası burası. Türk devletinin mevcut durumdaki temel ittifak gücü Rusya. ABD ve NATO Efrîn’de Kürt soykırımına sessiz kalarak, durumu onayladılar. Fakat iş bütün bölgede temel güç olma durumuna gelme adımlarına gelince işin rengi değişebilir. ABD Ortadoğu’daki uzun erimli çıkarları için bir yerden sonra dur diye bilir. Aynı şekilde NATO, giderek Rusya ile ilişkilerini derinleştiren, ordu envanterine Rus yapımı silahlar katan Türkiye ile ipleri gerebilir. Rusya bu durumun önüne geçmek için mümkün olduğunca Türk devletine bazı tavizler vererek yanına çekmeye çalışsa da, bu ilişkinin “her şeye rağmen” sürmesi zora girebilir. ABD kendi çıkarları dışında her hangi bir sebeple Rusya ile karşı karşıya gelmek istemediği gibi Rusya’da aynı şekilde ABD ile karşı karşıya gelmeyi çabuk çabuk göze almayacaktır. 

Bu sebeple Türkiye’nin Rusya ve ABD arasındaki çıkar çelişkilerinden yararlanarak Suriye sahasında etkinliğini artırma siyaseti uzun vadede işleyemeyecek, Türkiye’nin Suriye’deki  büyük güçlerin çıkar çelişkilerinden faydalanarak oluşturmuş olduğu siyaset  çöküp, kendi sonunu hazırlayan bir sonuç olarak karşısına çıkabilir.



1448
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: