Bombardıman altında çay keyfi

15 Şubat 2018 Perşembe

BAKİ GÜL

Türk ordusunun işgal saldırılarını yoğunlaştırdığı Efrîn ilçelerinden Bilbilê'ye doğru yol alıyoruz. Efrîn kent merkezinin içindeki beyaz kireç taşıyla güzelleştirilmiş evlerin önünden geçiyoruz. Sokaklarda sabahtan başlayan direniş gününün güzelliği var. Efrîn’in kent güzelliği, Kürdistan’ın diğer kentlerinden biraz daha farklı. Zeytinlikler, yeşile bezenmiş tepelikler, baharın açan sarı, beyaz renkleri, badem ağaçlarının baharı muştulayan çiçekleriyle Efrîn’in güzellikleri içinde yol alıyoruz. 

Yolumuzun iki yanında sıralanmış zeytin ağaçları, beyaz taş evlerin kümelenmesiyle oluşturulmuş köyleri izliyoruz. Ekilen toprağa tohum serpen köylüler, budanmış zeytin dallarını bir yerlere toplayanlar, inşaatını tamamlamaya çalışanlar... Kentte esnafın ve halkın günlük işleyişteki istikrarlı durumu, kırsal alanda bulunan köylerde de kendisini gösteriyor. Efrîn’deki halk gün içerisinde yaşamını sürdürürken kentin içine, çevresine ve köylerine düşen top, bomba ve savaş uçaklarıyla yapılan bombardıman sesleri Efrîn halkını kendi gerçeğinden uzaklaştırmıyor. Bu durumu Bilbilê’ye doğru giderken yolda karşılaştığımız bir köylüye sorduğumda, “Türk devleti ve Erdoğan’ın boynu kırılsın, ne yaparsa yapsın bizi Efrîn’den de, YPG ve YPJ’den de koparamaz. Onlar bizim çocuklarımız ve bizim köylerimizi, evlerimizi koruyorlar” yanıtını alıyorum. Ayrıca Türk ordusunun 13 Şubat sabahı köyün camisini topla vurduğunu da söylüyor.  

Yolumuza devam ediyoruz. Reco İlçesi ve çevresinde çatışma ve topçu saldırılarının yoğunlaştığı alana varıyoruz. Kulaklarımızı sağır edercesine peş peşe patlamalar oluyor. Reco’nun hemen kıyısındaki bir yerden ilçeye düşen topların evlere isabet ettiğini görüyoruz. Bize orayı gösteren köylü, “İşte böyle yapıyorlar. Halkın evlerini vuruyorlar. Yakıp yıkıyorlar. Bakın, siz de görün” diyor. Gerçekten de aynen öyle. Türk ordusunun sivilleri hedefleyen bombardımanı kamera kayıtlarına da giriyor. İlçe içindeki birçok evden siyah dumanlar yükseliyor. İlçe içine girmek istediğimizi söylüyoruz fakat YPG ve YPJ’li savaşçıları bizim için güvenlikli olmadığını belirterek, bizi daha güvenli bir yere gönderiyorlar. Gün boyunca alanda onlarca obüs topu, tank ve füze saldırısına tanık oluyoruz. Neden böyle yoğunlaştığını sorduğumuzda, YPG’li direnişçiler o bölgede eylem yaptıklarını, çok sayıda askerin öldüğünü ve Türk ordusunun da sivil yerleşim yerlerine yönelik top atışlarını yoğunlaştırdığını aktarıyor. 

Yoğun bombardıman ardından YPG’li savaşçıların olduğu bir noktaya gidiyoruz. Savaşın en şiddetli noktalarından biri. Biz heyecanlıyız. Korkutucu patlamalar yakın yerlerde. Daha önce birçok çatışma alanında kalsam da biraz panik durumundayım. Çünkü buradaki saldırının boyutları çok büyük. Ben heyecanla sağıma soluma bakarken, YPG’li komutan Koçer “Otur. Çay mı kahve mi içersin” diye soruyor... Sağıma soluma bakınıyorum, çiçeklenmiş badem ağaçları var. Fakat Reco'nun içinden ve çevresinden gelen topçu bombardımanının sesi ve dumanları bu güzelliği gölgeliyor. YPG’li genç savaşçı ise bizim heyecanlı ve şaşkın durumumuza gülerek, bize demlediği taze çayı ikram ediyor. YPG ve YPJ’li savaşçıların burdaki morali ve coşkusu yanında çok rahat olmaları dikkatimi çekiyor. Biraz önce askerlere yönelik eylem yapılmış ve panzerin vurulduğunu, başka bir cephede ise askerlerin korkudan bir panzeri bırakıp kaçtığını söylüyor. Türk ordusunun hava saldırısı, top ve tank atışları dışında hareket kabiliyeti olmadığını da vurguluyorlar. 



Savaşın gidişatının Türk ordusunun aleyhine sonuçlanacağını söyleyerek, “Burası Efrîn. Halkı, toprağı, taşı her şeyi işgalciye karşı direnir” diyorlar. Gerçekten de Efrîn’in coğrafyası gerilla savaşı için oldukça elverişli. Burada ilerleme, gerileme, ele geçirme diye bir şeyin başarının ölçüsü olmadığını savaşın geride bırakılan 26 günü bütün örnekleriyle göstermekte. Türk ordusu Efrîn’in üç yönünden hilal tipi bir kuşatma operasyonu yürütebilmek için fazla ilerleyememiş. Bu durumu YPG ve YPJ’li savaşçılara soruyorum, bana sınır hattını gösterip, "Orası Hatay,  burası Kilis" diyerek coğrafyayı anlatıyorlar. Biz sınıra birkaç kilometre uzaklıktayız. Yani Türk devletinin bulunduğu noktalar sınır hattı. Ele geçirdiğini iddia ettiği yerlerin ise her an ne olacağı belli değil. Çünkü bu savaşın değişik taktikleri var. 

Savaşın gidişatı konusunda cepheden bu bilgileri aldıktan sonra başka köylerin içine giriyoruz. Bu köylerde de mescide gidenler, traktörünü tamir edenler, ellerinde silahıyla köylerini bekleyenleri görüyorum. Hepsi içten ve sıcak bir “merhaba” ile karşılıyorlar. Hangi köyde kiminle konuşsam, “Biz Efrîn’den, köylerimizden hiç çıkmayacağız” diyor. 

Sonra köydeki kadın ve çocukların köy sokaklarında ve zeytinlikler arasındaki renkli görüntülerine bakıyorum. Kızılbaş köyünün zeytinliklerinde topraklarını savunan köylüler, silahlarıyla zeytin ağaçları altında yemek molası veriyor. Yaşı küçük bir çocuk boyundan büyük sazıyla onlara stranlar söylüyor. Yanlarına davet ediyorlar, zeytin ağacının altında çay ve küçük çocuğun Kürdistan kadar büyük duygusu ile söylediği şarkıları dinliyoruz. Şarkılara obüs atışları ve tank saldırısının sesleri karışıyor. Buna karşı Efrînli küçük çocuk ozan Serhat’ın “Ez Kürdistanım” stranını söylüyor.  Ve biz zeytinlikler, bahar çiçekleri, tepelerdeki mevzilerde yerini alan YPG ve YPJ’li savaşçıların gülümsemeleriyle yönümüzü yeniden kente veriyoruz.



2777
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: