Erdoğan çıkışı olmayan labirente girdi…

12 Şubat 2018 Pazartesi

AHMET NESİN

Çocukken de çok severdim, bu yaşımda da çok severim labirent bilmecelerini. Daha çok sevimli bir köpek koyarlar labirentin girişine ve elinizde kalem, o köpeği o labirentten çıkartırsınız. Sonuçta o labirentin mutlaka bir çıkışı vardır, başınız dönse de oradan çıkma olasılığınız vardır.

Çıkışı olmayan labirent olur mu, bilmecelerde olmaz ama gerçek yaşamda olabilir, bilhassa siyasi yaşamda daha sık karşımıza çıkan bir olaydır bu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendini yavaş yavaş önce Ortadoğu, sonra da dünya lideri olarak görmeye başlayınca, işte çıkışı olmayan bir labirentin içine girdi ve kapana kısıldı.

Çıkışı olmayan labirentin içine girmenin de evreleri vardır, öyle kolay kolay girilmez oraya, ciddi bir yetenek gerekiyor. Siyaset bunu çabuklaştırıyor sadece, bilhassa Ortadoğu ülkelerinde daha çok görülen bir hastalık bu, “BEN, SADECE BEN” ya da “BENİM, SADECE BENİM” demeye başladığınızda iş işten geçmiştir.

Erdoğan bu labirentin içine İstanbul belediye başkanı olduğunda girdi. Ancak şunu söylemeliyim, ilk girdiğinizde bu labirentin mutlaka çıkışı vardır. Hatta bilmece labirentten farklı olarak siyasi yaşamda labirentin bikaç çıkışı birden vardır. Ana çıkış demokrasi çıkışıdır ve burada en önemli olgu paylaşımdır. Paylaşmayı bir kenara attığınızda zaten ana çıkışı kapatmış olursunuz.

Erdoğan İstanbul belediye başkanı olduğunda kendisini Istanbul’u işgal eden Fatih Sultan Mehmet zannetmeye başlamıştır. O koltuğa oturduğunuzda en üst kata çıkıp İstanbul’u seyredersiniz, burada 2 yol vardır, onlardan birini seçme hakkınız vardır. Birincisi, “Ben bu göreve İstanbul’u güzelleştirmek için geldim” demektir ve bunu iyi bir ekiple çok kolay yapabilirsiniz. İkincisi çok tehlikelidir, yine tepeden İstanbul’a bakarsınız ve “Buraların hepsi benim ve ben istediğimi yapar ve yaptırırım” dersiniz.

Erdoğan ikinci yolu tercih etti ve o labirenti çıkmaz noktasına getirmeye işte o an başladı. İşte ondan sonra oradan çıkış kalmamıştır, sizin kapattığınız kapılar bu kez demokratlar tarafından örülmeye başlanır ve isteseniz de çıkamazsınız, çünkü artık o bataklığın içindesinizdir ve kimse size çıkmanız için bir ağaç dalı uzatmaz. Uzatmaz çünkü o ağaç dalıyla kurtulmak isterken, sizi kurtarmaya çalışanı da içeri çekmeye başlarsınız.

İstanbul’u fethettiğinizi zannettikten sonra artık kimse sizi durduramaz, Türkiye’yi yönetmek hırsı başlar ve bunu da yapmak için her yolu denersiniz. Erdoğan bunu da yaptı ve bu yola baş koydu. Hapse girdi ve sonrasını biliyorsunuz. Başbakan oldu, bu kez Ankara’ya tepeden baktı ve “Ben bu ülkede her istediğimi yaparım” dedi. Artık olan olmuştur, bataklık sizi yavaş yavaş çekmeye başlamıştır. Tecrübeli olmaya başladığınızda artık dünyaya hükmetmeye çalışırsınız ki, bu labirente girme hastalığının son noktasıdır.

Erdoğan şimdi öyle bir durumda, çıkışı olmayan labirent içinde debelenme konumunda. Labirentin ana damarı da tıkalı, kılcal damarları da kapalı. O labirent içinde yiyebileceği ne kadar yemek varsa, nefes alabileceği ne kadar hava varsa o kadar yaşayacaktır artık Erdoğan. 1 ay önce ufacık bir açık kılcal damar kalmıştı kurtulması için ama onu da Efrîn’e açtığı savaşla kapattı. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, cumartesi günü düşen bir helikopteri açıklarken, “Savaşın içindeyiz” dedi, bunu ilk kez söylüyor, artık teröristlere karşı mücadele ediyoruz safsatasını söyleme hakkı yok, Erdoğan savaşıyor ve savaş dediğin başka ülkeye karşı açılır. Erdoğan önceki gün bunu bütün dünyaya ilan etti.

Bizler de o labirentin içindeyiz. Ama bizim çıkışımız var, bizim ezelden beri nerede olduklarını bildiğimiz ana damar çıkışlarımız var. Onlar bu çıkışları bilmiyorlar, çünkü o labirentin içine girerken kapattılar o çıkışları. Bizim demokrasi çıkışımız var, bizim barış çıkışımız var, bizim insan hakları çıkışımız var, bizim çocuk ve kadın hakları çıkışımız var, bizim halkların kardeşliği çıkışımız var.

Bu yazıyı okuduğunuzda ben başka bir çıkışı zorlamak için barışa inanan arkadaşlarımla, eşim Hilal’le, Lozan’dan Cenevre’ye yürüyeceğim. 100 kilometre yürüyeceğiz 4 günde, Efrîn için, Birleşmiş Milletler binasına taşıyacağız barış inancımızı.

Bu arada şunu da söylemem gerekiyor, yeni kalp krizi geçirdiğim için ben sadece hergün yaklaşık 5 kilometre yürüyeceğim. Peşin söyleyeyim de sonra dedikodu yapmayın. Şaka bir yana, yalaka basını bunu da yazabilir, ben iyisi mi baştan söyleyeyim.



4617
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: