Savaşa müdahil olmak ve susmak...

esonzamanci@gmail.com | 08 Şubat 2018 Perşembe

ELİF SONZAMANCI

Türkiye’nin Efrîn saldırısı devam ederken başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde Efrîn’i sahiplenme eylemleri de devam ediyor. Yürüyüşler ve etkinliklere ilgi oldukça yoğun. Katılım profili ise her geçen gün daha da genişliyor. Zira yürüyüş ve etkinliklerde her kesimden insanı görmek mümkün. 

Devletler düzeyinde kirli anlaşmaların rengi her gün biraz daha kendini belli ederken, Efrîn’e yönelik kamuoyunda önemli tepkisellikler gelişiyor. Çünkü Türkiye’nin Efrîn’de, kendi ülkelerine de taşan DAİŞ terörü ile değil, bilakis DAİŞ terörüne karşı mücadele etmiş güçlere operasyon düzenlediklerinin farkındalar.

Almanya’da kamuoyu ve devlet arasındaki çizgi biraz daha kalın. Kamuoyunda tepkiler önemli ölçüde yükselirken hükümet sessizliğini koruyor. Zira bunun için birçok gerekçeleri olsa gerek. Nitekim Almanya’nın, operasyonun başlamasından bu yana operasyona indirek dahiliyetinde yeni argümanlar ortaya çıkıyor. 

Bilindiği gibi Almanya yapımı ‘Leopard 2’ tankları kullanılan Efrîn operasyonunda, ilerleyen günlerde aslında operasyonun neredeyse bir bütün ile Alman askeri malzemeleri ile sürdürüldüğü Alman basınına yansımıştı. 

Askerlerin ellerindeki tüfeklerin Alman silah üreticisi Heckler & Koch tarafından, Türk askerlerini taşıyan araçların Mercedes tarafından, M60 tipi tankların da Alman otomotiv devlerinden MTU ve Renk AG firmaları tarafından üretilen motorlarla çalıştığı ortaya çıkmıştı. 

Almanya Leopard 2 tanklarının kullanıldığına dair fotoğrafların basında yer almasına rağmen Alman hükümetinin, konuya ilişkin “bilgimiz yok” açıklaması hala ironisi ile önümüzde duruyor, zira bugüne kadar tersi yönde bir açıklama gelmiş değil. 

Tam tersine Sol Parti’nin konu ile ilgili soru önergelerine ayakları havada yanıtlar verilmesi, hükümetin operasyona yönelik çizgisini de gözler önüne seriyor zaten.

Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke’nin “Türk ordusunun Efrîn’de DAİŞ, El Kaide gibi gruplarla hareket ettiğine dair federal hükümet hangi bilgilere sahip?“ sorusuna verilen yanıtta ise, "DAİŞ daha önce de olduğu gibi Suriye’nin farklı bölgelerinde varlık gösterebilir ve saldırı düzenleyebilir. DAİŞ savaşçıların Efrîn’deki varlığına dair federal hükümetin elinde bulgu yok. Türkiye daha önce de DAİŞ saldırılarının hedefi oldu. Bu yüzden federal hükümet Türkiye’nin güvenlik kaygısını anlıyor” açıklaması Alman devletinin tutumunu gözler önüne seren bir açıklamadır.

Suriye’deki savaşın başlamasının ardından, savaş mağdurlarına kucak açan, bölgedeki insanlara geçim kaynakları sağlayan bir yerleşim yerinin, kimin güvenlik kaygısını harekete geçirdiği ortadadır. 

Raporlarında Türkiye’nin radikal İslamcı, cihadist çetelerin geçiş yeri haline geldiğini ve Türkiye’nin bu çetelerle ilişkilerini açıkça ifade ettiği halde, Almanya Türkiye’nin hangi güvenlik kaygılarını anlıyor, kamuoyuna daha açıklayıcı cevaplar vermeli. 

Almanya’da kamuoyu hala bazı kararları erteleyecek ya da değiştirecek güçtedir. Nitekim gerek Alman, gerekse Avrupa parlamentolarında Efrîn’e yönelik operasyonlara tepkiler net bir dille kınandı.

Efrîn’e karşı yürütülen savaş sadece Kürtlere karşı değil, barış, demokrasi ve huzurdan yana olan tüm insanlara karşı yürütülen bir savaştır. Türkiye’nin savaştığı güçler ise Avrupa topraklarında acımasızca saldırılar düzenleyen güçlere karşı savaş yürüten, bir nevi Avrupa’nın güvenliği noktasında da sorumluluk alan Kürtlerdir. Dolayısıyla yapılan çağrılar destek mahiyetinde değil, bizzat kendilerine yapılan bir saldırı olarak değerlendirilmeli, böyle okunmalıdır. 

Eğer Almanya bu suça ortak olmak istemiyorsa, kararlarını bir kez daha gözden geçirmeli, Efrîn operasyonunun doğuracağı sonuçlarla neler kaybedileceği iyi hesaplanmalıdır.



1214
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: