Kadın erkek savaşı

08 Şubat 2018 Perşembe

METİN YEĞİN

DÜNYANIN SOKAKLARI


Savaş sadece Ortadoğu’da değil, bütün dünyada bu eksen üzerine yürümektedir. Bu savaş, Ortadoğu’da, derin bir uçurum üzerinden şekillendiğinden, daha ön plana çıkarken ve erkek örgütlü bir şiddet ile hareket ettiğinden, savaşın dışa vuran yüzü ve vitrini iken, dünyanın diğer yanlarında daha tesadüf olarak yükselen bir şeymiş gibi görünür. Kolombiya FARC-EP gerillasının Kolombiya devleti ile imzaladığı barış anlaşmasında, kadına karşı şiddetin engellenmesi, kadının kendisini ve varlığını korumaya yönelik bir madde olması bu yüzden tesadüfi değildir. 

Dünyada gerilla ile yapılan bir barış anlaşmasında ilk defa ‘kadın’a ilişkin doğrudan bir başlık olması, inşa edilmeye çalışılan, umut edilen barışın ana noktalarından biri olmasından kaynaklanmaktadır. Yani Ortadoğu’da derin bir uçurum kenarında vuku bulan kadın-erkek savaşı Kolombiya’da da aynı eksen üzerinde var olduğundan, barışın içine yerleştirilmeye çalışılmıştır. Mesela bu yüzden paramiliter gruplarının neredeyse hepsinin erkek olması –sevdikleri bir kelime olarak– hiç tesadüf değildir.

Söylediklerim sadece savaşın şiddetli alanına ilişkin değildir. Sanıldığının aksine, ‘ilerleme’ ile kadının toplumsal durumunun genel olarak daha iyileştiği bir illüzyondur. Kadın her geçen gün öncesinden çok daha az olarak ‘toplumsal söz ve karar’ hakkına sahiptir. Bu tabii ki bütün insanlık için geçerlidir ama kadında var olanların ellerinden uçup gitmesi daha hızlıdır. Bu, mesela ‘kadınlara oy hakkı’ tarihleri ile bir karşılaştırma değildir. Her şeyin tekelleştiği, radikal tekellere terk edildiği bir dünyada kadın bu hakkını her geçen gün daha fazla kaybetmektedir. Yani çok yakın zamana kadar tarımın sürdürülebilir olmasının, tohumların saklanmasının dünyanın her yerinde kadınlar üzerinden yürümesine rağmen, radikal tarım tekellerinin tohumu ele geçirmesi, küçük çiftçileri imha ederken ya da yanında maraba haline sokarken, kadının da ‘tohum saklama vasfını’ elinden almış, tarımı da sadece bedava bir emek haline sokmuştur. 

Yine, endüstriyel tıbbın köylerdeki bilge kadın sağaltıcıları doğrudan imha etmesi gibi aynı zamanda kadına karşı olan bütün bakışı da sanıldığından çok daha fazla değiştirmiştir. Yaşlı kadınların masal anlatıcılığı bile televizyonun radikal tekel hegemonyası altında hiç farkında olmadan imha olurken, kadının ‘toplumsal söz ve karar’ hakkından parçalar koparmıştır.

Eğer formülleştirmek istersek, ‘Radikal tekeller, her şeyin tek elde toplanması erkek, her şeyin dağıtılması, demokratize edilmesi kadındır.’ Bu yüzden ‘Kapitalist modernite’ ile ‘Demokratik Modernite’ arasında devam eden mücadele bir erkek-kadın savaşıdır.



747
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: